Follow @chemedya
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2010 Pazartesi

Fenerbahçeliler Neden Mutsuz? (2)


Ben bir Fenerbahçe taraftarıyım. Hergün gazeteleri okurum, hergün internetten Fenerbahçe haberlerini takip ederim. Fenerbahçe forumlarına girerim. Hep bir ışık ararım. Fenerbahçe benim kaçış noktamdır. Hayat ile aramda tampondur. Ne kadar sorunum olursa olsun unuturum. Fenerbahçe'nin haberlerini okur ve mutlu olmak isterim. Maçlarını izlerim, kötü oynasa bile bir umut ışığı ararım. Kötü yanları beni hiç mi hiç alakadar etmez. Bir taraftar olarak kötü yanları ile ilgilenmem. Dediğim gibi hayatla aramda tampon gibidir. Kaçış noktamdır.

Oysa bir Fenerbahçe taraftarı olarak takımımla ilgili haberleri almak için gazete okumak içimden gelmiyor artık. Olaylara hep negatif açıdan bakan, Fenerbahçe yönetimiyle husumet yaşadığı için sürekli kontr yayınlar yapan bir medya var karşımda. Bazen düşünüyorum. Hiç mi iyi şeyler olmaz? Hiç mi pozitif olaylar yaşanmaz bu kulüpte?

Futbol takımına bakıyorum. Ligde lider, Avrupa'da lider, kupada lider.
Basketbol takımına bakıyorum zirveye oynuyor.
Voleybolda Avrupa'da efsane adayı bir takıma sahip.
Ekonomik olarak güçlü.
Tesisleşme anlamında lider.

Tabloya bakınca herşey olumlu görünüyor ama medyaya yansıyan kısım hep negatif. Fenerbahçeliler mutlu değil.

Örneğin Galatasaray'ı yendikleri akşam Lig Tv'yi açıyorlar. Galibiyetin keyfini yaşamak istiyorlar ancak Erman Toroğlu-Şansal Büyüka ikilisi futbol adına tek kelime bile konuşmuyor. Varsa yoksa olumsuzluklar. 8'de 8 yapıyor takım sürekli pompalanan kötü oyun edebiyatı.

Hakem hatalarından rahatsız oluyor taraftar. Yönetim konuşsun diye baskı yapıyor. O güne kadar aleyhine yapılan hatalara ses çıkarmamış olan medya Fenerbahçe yönetimi konuşunca birden bire hakemlerin bundan etkilendiğini vurguluyor. Oysa daha önce Haldun Üstünel, Adnan Polat, Riijkard, Yıldırım Demirören defalarca hakemler hakkında konuşmuştu. Bu açıklamalardan sadece Aziz Yıldırım'ın ki etik dışı bulunuyor. Her Fenerbahçe galibiyetinden sonra o açıklamaya göndermeler yapılıyor.

Düşünün dün Galatasaray alt lig takımlarından Orduspor ile oynamış. Rakip 4. dakikada 10 kişi kalmış. Maçta doğal olarak 3-0 Galatasaray üstünlüğü ile bitmiş. Fenerbahçe ise Eskişehirspor'u deplasmanda yenmiş. Galatasaray'ı öve öve bitirememiş medyası. Fenerbahçe ise yerin dibine batırılmış. Burada önemli olan şey Fenerbahçe'nin nasıl oynadığı değil. Medyanın Fenerbahçe'ye bakış açısı. Hep kötüye, olumsuza odaklı bir bakış var. Galatasaray medyası ise 10 kişilik Orduspor'a karşı alınan galibiyete methiyeler dizmiş.

Sorun Fenerbahçe'nin kötü oynaması veya Galatasaray'ın iyi oynaması değil. Sorun bakış açısı. Fenerbahçeliler mutsuz çünkü ne keyifle gazeteleri okuyabiliyorlar ne de tv'de spor programlarını izleyebiliyorlar. Galatasaraylılar ise şaşkın. Madem takımları bu kadar muhteşem, madem takımlarında herşey iyi gidiyor. Peki neden her alanda Fenerbahçe'nin gerisindeler? Bu nedenle bu kadar agresifler. Bu nedenle voleybol maçında dahi kaybedince hazmedemiyorlar, futbol maçında mağlup olunca onlarca mazaret üretiyorlar. Çünkü kendilerine dayatılan Galatasaray gerçeği yine dayatılan Fenerbahçe gerçeğine her alanda fark atması lazım. Ama her alanda Fenerbahçe'nin gerisindeler.

1 Ocak 2010 Cuma

Kurallar Sadece Fenerbahçe'ye mi Uygulanır?


Aslında bu konuda birşeyler karalamayı düşünüyordum 2 gündür ancak pek zaman bulamadım açıkçası. Ancak T(i)rajik blog'u benden önce davranıp harika bir yazı yazmış. Bende kendimce birşeyler karalayayım fikirlerimi ileteyim sizlere.

Geçen yaz Mehmet Topuz transferinde Türk medyası orta yolu bulmaya çalışıyordu Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında. Oysa Fenerbahçe işin kurallarına uygun bir biçimde davranmış ve Kayserispor'dan izinsiz olarak Mehmet Topuz ile görüşmemişti. Hatta Mehmet Topuz menajeri aracılığıyla Aziz Yıldırım'ı aramış ancak kendisiyle değil kulübüyle görüşüleceği söylenerek bu talep kabul görmemişti. Beşiktaş ise Kayserispor ile anlaşmadan Mehmet Topuz'u bilinmeyen bir otele götürmüş ve Kayserispor'u kendisiyle anlaşmaya zorlamaya çalışmıştı.

Oysa kurallara göre Mehmet Topuz'u değil kaçırmak ve saklamak kulübünden izinsiz görüşmek bile ağır cezaları gerektiriyordu. Fifa bu tür durumlarda çok hassas ve kulüplere 2 yıla varan transfer yasağı getirilmesini istiyor. Geçen sene Kayserispor'un haklı isyanını duyan olmadı. Federasyon hukuk kurulu maalesef ki İlhan Helvacı başkanlığında çok ama çok taraflı ve başarısız bir yönetim sergiliyor. İlhan Helvacı eğer Mehmet Helvacı'nın değil de Murat Özaydınlı'nın kardeşi olsaydı bugün yaptıklarının ardından Türkiye'yi terketmek zorunda kalırdı. Çünkü biliyorsunuz Türkiye'de bir Fenerbahçe'li herhangi bir göreve geldi mi olağan şüpheli haline getirilir.

Mehmet Topuz olayına benzer olayları Galatasaray sürekli rakiplerine yaşatıyor. Geçtiğimiz sezonun devre arasındaki Mehmet Yıldız olayı hala hafızalarımızda. Galatasaray o dönem Sivasla 3 önemli maç oynayacaktı ve Mehmet Yıldız bu maçlar öncesi Galatasaray ile transfer görüşmeleri içindeydi. Bu 3 maç bittiğinde Mehmet Yıldız kafası karışmış ve son derece berbat bir performans sergilemişti. Doğal olarak transferden de vazgeçilmişti(!)

Bu yıl Bursaspor ile Galatasaray ile oynanacak maçtan önce de Sercan ve Volkan'a Galatasaray'ın şok teklifi gelmiş ve bu iki oyuncunun gündeminde yine transfer yer almıştı.

Şimdi ise sıra Ali Turan'da. Kayserispor ligin ikinci devresinde sözleşmeli bir oyuncusunu kullanamayacak muhtemelen. Bunun nedeni aynı zamanda takım kaptanı olan Ali Turan'ın Galatasaray ile anlaşmış olması. Kayserispor cephesi yine kızgın. Federasyona ve medyaya sesini duyurmaya çalışıyor. Galatasaray'ın sözleşmeli oyuncularıyla kendilerinden izinsiz görüştüğünü ve bu nedenle kurallar dahilinde cezalandırılmasını istiyor. Ancak federasyon maalesef Fenerbahçe'ye laf yetiştirme derdinde olduğu için bu feryatları duymuyor. Kuralları uygulamıyor. Ligin şampiyonluk adaylarından olan Kayserispor ikinci devre boyunca önemli bir parçasından yoksun mücadele edecek. Şampiyonluk yarışının belki de kaderi değişecek.

Merak ediyorum. Acaba Kayserispor, Galatasaray'ın oyuncusu Servet'e aynı teklifi yapsa ve ayartsa bugün Türkiye'nin gündeminde bu olay küçük haberlerle mi geçiştirilecekti? Yoksa Kayserispor'un küme düşmeyle dahil sonuçlanacak ayartma cezasıyla karşı karşıya geleceğini mi konuşuyorduk? Bugün Galatasaray medyası kulübün bir parçası ve organı gibi çalışıyor. Görevleri Galatasaray kulübüne fayda sağlamak ve önündeki çakılları greyderleri temizlemek. Ali Turan transferinde de yine işin etik kısmıyla hiç ilgilenmiyorlar. Medyanın bağımsız isimlerinden artık adaletsizlikere karşı isyan bekliyorum.

Bu arada medya Fenerbahçeliymiş(!). Bu lafı duydukça gülümsüyorum.

15 Aralık 2009 Salı

Müjde! Fenerbahçe Şike Yaptı



Star Tv koridorlarında neşe içinde dolaşıyorlardı. Bir yandan Galatasaray camiasından tebrik telefonları alıyorlar bir yandan da meslekten eski arkadaşları sürekli arayıp helal olsun diyordu. Serhat Ulueren bir zafer kazanmış edasıyla Fenerbahçe'nin şike yaptığını yakaladığını söylüyordu. Bu hafta bu iş bitti diyordu. Fenerbahçe illetinden kurtulacaklardı.

Cihan Oskay'ı tanımıyorlardı, araştırmamışlardı. Ruh halini bilmiyorlardı. Kimlerle ilişkili olduğunu bilmiyorlardı. Sadece bir Fenerbahçe muhabiri O'nu ayaklarına getirmiş ve sunmuştu. O Fenerbahçe muhabiri yıllardır bazı mafyatik kişilerle iş birliği içindeydi. O mafya liderinin yönlendirmesiyle kanal kanal geziyordu ve tek amaçları vardı Aziz Yıldırım'ı bir şekilde devirmek.

Serhat Ulueren bir habercilik (!) başarısına imza atarak bu insanın not defterine yazdığı şike olaylarını işte belge diye sunuyordu. İletişim fakültelerinde örnek(!) olarak gösterilecek bir habercilik başarısıydı bu. Ancak aptal yerine koydukları insanlar biraz araştırmacı çıkınca Cihan Oskay'ın Fenerbahçe kulübü ile hiç bağının olmadığı, Star Tv'ye gelirken Şansal Büyüka'nın etrafa yeğeni olarak tanıttığı insanın (Ferruh) arabasıyla geldiği, Cihan Oskay'ın ruh sağlığının yerinde olmadığı anlaşıldı. Serhat Ulueren'in gülen yüzü bir anda soldu. Tebrik telefonları gelmez oldu. Bugün Cihan Oskay o dönem hakkında açılan davalar nedeniyle firari durumda. 10 bin dolar karşılığında yaptığı iş kendisine çok daha pahalıya patladı. Arkasında onu yönlendirenler ise keyiflerini sürüyorlar.

Ancak Serhat Ulueren'e de kimse sormadı arkadaş bizde de not defteri olsa içine bazı şeyler doldursak bunu da bir program haline getirecek misin diye? Kendi iş arkadaşlarının bile ses kayıtlarını tutan (Ahmet Çakar), onlara şantajlar yapan Serhat Ulueren bugün o şantaj yaptığı insanlarla yan yana yayınlar yapıyor. İşte size omurgalı Türk Spor Medyası.

Daha önce de Ankaragücü oyuncusu Cafer'in Fenerbahçe ve Galatasaray'dan teşvik primi aldık demesinin sadece Fenerbahçe kısmını alarak yine çok büyük bir habercilik başarısına(!) imza atmıştı. Cafer'in Galatasaray'dan da teşvik primi aldık demesini kulaklarımla duymamış olsaydım eğer ben bile inanacaktım yapılan habere ve yorumlara. Program haftalarca fikr-i takip yaptı ve haftalarca Fenerbahçe'nin teşvik primi verdiği konuşuldu. Galatasaray'ın adı bile anılmadı.

Sonraları büyük Galatasaraylı Serhat Ulueren'in Star Tv'deki işi bitti ve Hakan Şükür'ün ve spor camiasındaki tarikatçıların desteğiyle Kanaltürk'ün başına geçti. Bu arada eşi de Adnan Polat'ın başkan olduğu seramikçiler birliğinin dergisinin genel yayın yönetmenliğini çoktan kapmıştı. Aile saadeti içinde mutlu ve bol paralı bir yaşama yelken açtılar mutlu çiftimiz.

Serhat Ulueren bugünlerde bahis skandalı ile ilgili haberleri kullanırken işi yine Fenerbahçe'nin üzerine yıkıp büyük bir habercilik başarısına daha yelken açıyor. Program boyunca Kazım'ı konuşup yargılamadan infazı basıyorlar. Oysa Serhat Ulueren belki bu haberde de yanılacak ancak tüm bu fiyaskoları üst üste konulunca yılın gazetecisi bile olabilecek. Çünkü Türkiye'de şöhret olmak için, yerini koruyabilmek için doğru habercilik yapman, etik bir yayın yapman gerekmiyor. Türkiye'de arkana bir tarikatı almışsan, bir spor kulübü başkanı da yanındaysa zaten yerin garantidir. Serhat Ulueren gibi sürekli karavana habercilikte yapsanız terfi edersiniz.

8 Aralık 2009 Salı

Fenerbahçe Yönetimi Yabancı Transferinde Başarısız! (mı)


Abel Xavier, Alioum Saidou, Ali Lukunku, Andres Fleurquin, Cesar Pratez, Christian, Daniel Tözser, Fabio Pinto, Flavio Conceicao, Florin Bratu, Franck Ribery, Felipe , Frank de Boer, Gabriel Sebastian Tamas, Gustavo Victoria, Joao Batista , Jerrson Amur Gonzalez, Haim Revivo, Klodian Duro, Marek Heinz, Muhammed Adama Sarr, Mbo Mpenza, Mario Jardel, Marcio Santos, Ovidiu Petre, Pavel Horvath, Robert Spehar, Richard Kingston, Radu Niculescu, Sergio Almaguer , Sebastian Perez, Cassio Lincoln, Carrusca, Linderoth

Bu isimler son 10 yılda Galatasaray'a gelmiş ve dikiş tutturamamış yabancılar. Ribery'de bu listede var çünkü maalesef ülkemizde 1 sene bile kalamadı. 10 yılda verim alınamayan 32 yabancı gelmiş sarı kırmızılılara.


Andre Santos, Cristhian, Bilica, Josico, Guiza, Maldonado, Vederson, Roberto Carlos , Deivid, Edu, Kezman, Lugano, Appiah, Anelka, Alex, Fabiano, Nobre, Petkov, Tomas, Enke, Van Hooijdonk, Aurelio, Luciano, Rebrov, Beschastnykh, Steviç, Washington, Ortega, Simao, Mirkoviç, Lazetiç, Rapaiç, Revivo, Preko, Oulere, Johnson.

Bunlarda Fenerbahçe'nin 10 yılda getirdiği tüm yabancılar. Toplam 36 yabancı gelmiş. Yani Galatasaray'da ortalama 1 sezon kalmış ve başarısız transfer olarak nitelenebilecek yabancıların sayısı 32'yken Fenerbahçe'nin getirdiği yabancıların toplamı 36. Bu 36 rakamının içinde çok başarılı olanı da var çok başarısız olanı da var.

Kalitelerini ise siz kıyaslayın. Aziz Yıldırım yönetimi transferde başarısızdır, rakipleri ise çok başarılıdır diyenler lütfen bu listeyi iyi incelesin. Sorunun yabancı transferden kaynaklanmadığını emin olun siz de göreceksiniz.

3 Aralık 2009 Perşembe

Galatasaray Dünya'nın En İyi Takımı Olacak mı?


Daha önce Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu (IFFHS) hakkında bir yazı kaleme almıştım. Bu kurumun yöneticisi olan Hüsnü Terek ise bloguma gelerek açıklamalarda bulunmuştu. ( http://chemedya.blogspot.com/2009/09/iffhs-hakkndaki-yazma-husnu-terekin.html ) Bugün bu konuda Hürriyet Gazetesi'nden Alican Yaylıcı değinmiş.

Yaylıcı, Galatasaray'ın mantıksız yükselişini ve diğer kulüplerin mantıksız düşüşlerini irdelemiş. Bu rapora göre bu ay Galatasaray Dünya sıralamasında 10. sırada yer alıyor. Alican Yaylıcı biraz da mizahi bir dille gelecek ay sarı kırmızılıların Dünya klasmanında 1. sıraya yükseleceğini söylemiş.

Daha önce yazdığım yazıya yanıt veren Hüsnü Terek, sıralamayı oluştururken çok titiz bir çalışma yaptıklarını söylemişti. Ancak bu titiz çalışma maalesef ki kamuoyunu tatmin edecek niteliklere sahip değil. Alican Yaylıcı'nın sorduğu gibi şampiyonlar liginde yer alan ve İspanya liginde 2. sırada bulunan Real Madrid 30. sıralarda yer bulurken Avrupa liginde yer alan ve kendi liginde 4. sırada bulunan Galatasaray 10. sırada yer almasını hiç bir mantık ölçütümüz kabul edemiyor. Acaba Galatasaray'ın şu anki kötü durumu nedeniyle başka türlü moral verilemez miydi kendilerine? Bu durum komik bir hal alıyor.

Hüsnü Terek'in açıklamalarına o dönem de büyük saygı duymuştum ve açıklama için sadece Chemedya'yı seçmesinden dolayı memnun olmuştum. Ancak benim mantığım bu işi hala çözemedi. Acaba gelip bir kez daha bu sıralamanın hangi mantıkla, hangi matamatiksel ölçekle yapıldığını açıklar mı bize?

24 Kasım 2009 Salı

Birileri Bizimle "Nalga" mı Geçiyor?


Radyospor’da Özgür Sancar’la Spor Kazanı programına katılan Cansun, Cemal Nalga olayının G.Saray’a yapılmış bir komplo olabileceğini öne sürdü. Cansun, " Bu komployu Galatsaray'ın rakipleri, Fenerbahçe'de yapmış olabilir" dedi.


Bugün yayınlanan gazetelerde yer alan bir demeç bu. Devamı da var ama bu blogta çok fazla saçmalıklar okumanızı istemediğimden dolayı bu kısmını aldım sadece. Mehmet Cansun, Galatasaray Başkanlığı yapmış bir isim. Yani söylediklerinin ciddi olması ve ciddiye alınması gerekir. Kahvehanede konuşulan şekilde konuşmaması gereken sorumlulukları olan bir isim.

Önce kısaca kendisini tanıtayım. 90'lı yıllarda Galatasaray yönetiminde yer almış medyada sürekli demeçleri yer almış bugünün çirkin futbol ortamının mimarlarından olan bir isim. Daha sonra Galatasaray yönetiminden ayrılmasının ardından işleri pekte iyi gitmiyor Mehmet Cansun'un. Sonra yine Galatasaray'ın kötü gidişiyle gündeme geliyor ve kendini bir anda Galatasaray başkanı olarak buluyor. O dönem Mehmet Cansun'un şirketine icra memurları sürekli gelip gidiyor. İşleri iflas halinde. Bu kötü dönemden kurtulmak için Galatasaray Başkanlığı Cansun'un can simidi oluyor. Haluk Ulusoy'dan kaymaklı bir reklam ihalesi alıyor. Türkiye liginin bütün statlarının reklam satış hakkı Cansun'un Saadettin Saran ile ortağı olduğu şirkete veriliyor uzun süreli olarak. Bir anda işleri düzeliveriyor Cansun'un ve Galatasaray'la da işi bitiyor doğal olarak.

Türk Futbolunda hiçbir şey vermeden sürekli alanlar listesinin en tepesindeki isimlerden biri olan Mehmet Cansun bir anda yine ortaya çıkıyor ve Cemal Nalga olayının bir komplo olduğunu ileri sürüyor. Hatta bu komployu Fenerbahçeliler bile yapmış olabilirmiş. Milliyet Gazetesi'de bu açıklamayı ciddiye alıp "Fenerbahçe'ye şok suçlama" başlığıyla verebiliyor. Bilmiyorum yorum yapmaya gerek var mı? Acaba daha neler duyacağız, neler göreceğiz bu ülkede.

17 Kasım 2009 Salı

Hırsıza Hırsız Diyebilen Adam Yok mu Bu Ülkede?


Çok basit birşey. Bir adam hırsızlık yapıyorsa ona hırsız dersin. Bir adam kendisinin olmayan bir şeyi alan kişiye hırsız denir. Fenerbahçe yıllardır sporda şiddet yasasının gereğini yerine getirerek taraftarına bedava bilet vermiyor. Beşiktaş yıllar sonra uyandı ve geçtiğimiz gün bilet vermeyeceğini açıkladı. Bu ülkede taraftara bedava bilet veren tek bir kulüp kalmıştır. GALATASARAY.

Bunu ben biliyorum da Hıncal Uluç bilmiyor mu?
Bunu ben biliyorum Adnan Polat bilmiyor mu?
Bunu ben biliyorum Şansal Büyüka bilmiyor mu?
Erman Toroğlu, Işın Çelebi, Rıdvan Dilmen, Fuat Akdağ, Emrah Kayalıoğlu, İbrahim Seten, Cem Şengül bilmiyor mu Galatasaray'ın taraftarına bedava bilet verdiğini? Bunu daha bugüne kadar 1 tanesinden duydunuz mu? Daha medyada yasalara aykırı olmasına rağmen Galatasaray'ın bedava bilet verdiğini okudunuz mu?

Hep bir denge oluşturma politikası. Galatasaray bir açıklama mı yapmış? Saçma mı bu açıklama? Ama Fenerbahçe'de yapmıştı. İçeriği önemli değil. Galatasaraylılar olay mı çıkartıyor? Ama hepsi çıkartıyor. Ama Fenerbahçeli kadın tahrik etti. Ama Fenerbahçeli'nin orada ne işi var? Ama ama ama ama...Toz kondurmuyorlar.


Fenerbahçe 6 yıldır bilet vermiyor, Beşiktaş 1 haftadır vermiyor, Galatasaray veriyor...

Peki şimdi buradan soralım.
Taraftara bedava bilet veren kulüp taraftarından bazı şeyler de istiyor mudur?
Mesela şu maçta olay çıkartın, şu maçta meşale yakın, şu maçta şuna küfür edin diyorlar mıdır? Emin olun diyorlardır. Hiç birşey karşılıksız olmaz bu ülkede. Karşılığında itaat görmüyorlarsa günahlarını bile vermezler.

Dün olan olayların tek organizatörü var. Galatasaray yönetimi...

Bu olaylardan dolayı en pişkince davranan kim? Yine Galatasaray yönetimi...

Artık inanın bıktım. Dün yaşanan rezaletten bile üstüne tek bir şey bile alınmayan Galatasaray yönetimi bu olayların çözümüne sizce katkıda bulunabilir mi? Tabi ki hayır.

Serhat Ulueren çanak sorular sorar,
İki tane tetikçi iki yazı yazar Fenerbahçe'yi suçlar,
3 tane yorumcu çıkar saçmalar ve yeni gündem belli olur.

Bu olay bir sonraki Galatasaray iğrençliğine kadar kapanır.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Klasik Galatasaray Taktiği


Daha önce Ankaragücü-Galatasaray maçı öncesi Ediz'in Galatasaray'a transfer haberlerinin çıkmasını eleştirmiş ve bunun kasıtlı yapıldığını iddia etmiştim. Her nasılsa Ankaragücü maçından sonra Galatasaray'ın Ediz'le bir ilgisi kalmadı. Transfer teklifi edildiğini iddia eden gazeteler ve Galatasaray muhabirleri bu maçın ardından bir daha bu konuyu gündemlerine almadılar. Geçen sene Sivasporlu Mehmet Yıldız bu haberler sonucu 1 ay kendine gelememişti. Abdullah Avcı'ya bile yaptılar bunu Galatasaray -İ.B.B. maçı öncesi.

Önümüzdeki hafta Galatasaray çok kritik bir Bursaspor maçı oynayacak. Önümüzdeki günlerde Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinin de olması bu maçın önemini daha da arttırıyor. Böyle bir maç öncesi ne olabilir? Tabi ki Bursaspor'un en önemli oyuncusu Galatasaray'a transfer olacaktı. Bir anda ortaya Sercan, Ocak ayında Galatasaray haberleri uçuruldu. Küçük gazeteler , küçük tv'ler bu olaya alet olabilir de Türkiye'nin En büyük gazetesi Hürriyet "Ya Sercan ya Volkan" başlığıyla verdiği haberle buna alet oluyorsa söyleyecek söz bulamıyorum.

Büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen transfer görüşmeleri sonunda Volkan Şen, G.Saray’a yakın gözükse de Sercan Yıldırım’ın devre arasında sarı kırmızılı takıma imza atmasının sürpriz olmayacağı belirtiliyor.

G.Saray 1.5 ay önce teklifte bulunmuştu: 5.5 milyon Euro artı Nonda ile Aydın. O teklif beklemede ama mali krizdeki Bursaspor bunalımı atlatmak için öncelikle Sercan’ı satmak istiyor ve G:Saray’dan işaret bekliyor.



Şaşırdınız mı? Şaşırmamış olmanız gerekiyor. Bu yıllardır alışagelmiş bir taktik ancak bu kez sanırım sert kayaya çarptılar. Sercan bu haberler daha medyada yer alır almaz bir açıklama yayınladı: "Bu söylentilere alıştık. Ailem, ben ve çevremdekiler de alıştı. Transfer söylentilerinin özellikle Galatasaray maçı öncesi çıkması ilginç. Benim Bursaspor'la 2012 yılına kadar sözleşmem var."

Sezon boyunca Galatasaray kaynaklı bu haberleri daha çok sık göreceğiz. Ben buna yasal şike diyorum ama Galatasaraylılar taktik diyebilirler. Saygı duymuyorum böyle bir taktiğe. Hele ki Galatasaray medyasının kasıtlı olarak böyle bir taktiğe alet olmasını ise kınıyorum. Bu olay Galatasaray medyasında babadan oğula 20 yıldır devam ediyor. Bakalım daha ne kadar sürecek?

11 Kasım 2009 Çarşamba

Stratejiler Değişiyor


Galatasaray Diyarbakırspor'da gerçekten de çok güzel ağırlandı. Çiçeklerle karşılanıp çiçeklerle uğurlandı. Aynı şehirde Fenerbahçe ise iyi karşılanmasına rağmen yıllardır pek iyi uğurlanmıyor. Sahaya atılan kaya parçaları ve çıkan olaylarla tamamlanıyor son yıllarda Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçları. O bölgede değilse bile Diyarbakır'da bir Galatasaray sevgisi cidden üst düzeyde. Adnan Polat bu durumu Galatasaray Türkiye'dir sözleriyle anlamlandırıyor. Adnan Polat'a göre Galatasaray Türkiye'nin takımı ve o nedenle Diyarbakır'da böylesine bir taraftar potansiyeli var.

Ancak durum bu kadar basit mi? Mesela Şanlıurfa'da Fenerbahçe taraftarının çok daha yoğun olduğunu gayet iyi biliyorum. Ya da Mardin'de. Onlar da o bölgenin takımı. Diyarbakır'ın özel bir yanı var. Orada siyaset çok daha yoğun yaşanıyor ve Galatasaray o bölgedeki Kürt liderlerinin takımı. Diyarbakır'a çok yakın olan Şanlıurfa'nın Siverek ilçesi ise Bucak ailesinin Fenerbahçeliliği nedeniyle sarı laciverte donatılmıştır. Bu tarz bölgelerde takım tutmak bile feodal sisteme uygun bir şekilde şekilleniyor.
Aslında değinmek istediğim konu farklı. Adnan Polat, "Galatasaray Türkiye" açıklamasını yaparken Fenerbahçe, Avrupa'nın en değerli futbol markaları arasında ilk 20 arasında açıklandı.

Bu tabloya bakıp aslında kimin nereye doğru gittiğini çok net bir biçimde görebiliriz. Fenerbahçe sessiz ve derinden bir Dünya markası oluyor. Galatasaray ise gözünü Türkiye'ye çevirmiş. Yani 20 yıl önceki stratejiler ters dönmüş durumda. Bir dönemler Fenerbahçe Erol User tarzı yöneticilerle popüler kültürün ve tribünlere oynamak deyiminin tam karşılığı bir tarz ile yönetiliyordu. Bugün ise tribünlerde olay çıkartanları tek tek belirleyip polise teslim edecek kadar doğrunun peşinde bir kulüp var. Galatasaray ise 20 yıl öncesinde batıya açılan pencereyken bugün tribünde amigoluk yapmış olan Haldun Üstünel zihniyetiyle yönetiliyor. Sahadaki fark şu an belirgin olarak ortaya çıkmamışsa da uzun vadede Galatasaray bu işten zararlı çıkacak. Bu yazıda Beşiktaş'a ise hiç değinmedim. Çünkü Yıldırım Demirören'in tek stratejisi kulübü kendine borçlandırıp yerini sağlamlaştırmak.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Savaş Suçları...


Savaş suçları neden vardır? İnsanların bir birlerini öldürürken bile bazı kuralların olması ilginç değil mi? Savaşlarda insanları öldürmen değil nasıl öldürdüğün önemlidir. Ülkemizde de Fenerbahçe ile Galatasaray arasında yıllardır bir mücadele var ancak son zamanlarda bu mücadele yerini kirli bir mücadeleye bıraktı. Savaş suçları işlenmeye başlandı.


Ercan Saatçi olayı son derece sıktı insanları biliyorum. Ancak dün gece TRT gerçek anlamda bir dram yaşandı. Bir insanın nasıl bir linçe tabi tutulduğunu bu kadar net göremezdik herhalde. Geçtiğimiz günlerde Habertürk Gazetesinde Ercan Saatçi'nin Haldun Üstünel'i aradığı ve tehdit ettiği haberi çıktı. Haberi ne Ercan Saatçi ne de Haldun Üstünel doğruladı ancak bu olay sanki doğruymuş gibi yorumlar yapılmaya devam etti. Programa önce Fatih Altaylı bağlandı ve haberlerini savundu. Ardından Ercan Saatçi bağlandı ve bu olayın ne kadar dramatik boyutlarına geldiğini gösterdi. Ercan Saatçi bu kampanya daha ne kadar kirlenebilir diye sorarken stüdyodakiler dahi söylenecek söz bulamıyordu.

Ben bu blogtan açık açık yazıyorum. Ercan Saatçi'nin başına ne geldiyse Fenerbahçeli olduğu için geldi. Eğer Galatasaraylı olsaydı bugün ne kadar başarılı bir hale getirdiği konuşulacaktı Hürriyet Spor Servisi'ni. Bu olayı gazetesine taşıyan Fatih Altaylı geçmişte şeref tribününde benim çok yakın bir arkadaşıma ağıza alınmayacak küfürlerle saldırmış ve kafasına viski şişesi fırlatmıştı. Arkadaşımın tek suçu Fenerbahçeli olmaktı. Bugün bu insanın başında olduğu gazete kirli bir savaşa alet oluyor. İronik değil mi?

Hadi bu olayları bırakalım. Benim bu kişisel blogumda dahi Galatasaray aleyhine yazılar yazıyorum diye tehditler alabiliyorsam Galatasaraylıların bu yılki agresif hallerini anlayın artık. Cidden klinik bir duruma doğru ilerliyorlar.

Eğer bugün spor medyasında çalışsaydım sorgulayacağım 2 olay olurdu. 1. si Ercan Saatçi'nin ortaya çıkan video'sunun bir GSTV çalışanı tarafından ortaya çıkarılması bir tesadüf müdür? Bu işin içinde bu olayı kullanmak isteyen Galatasaraylı yöneticiler kimlerdir. 2. si ise Haldun Üstünel'i tehdit eden Ercan Saatçi olmadığı ortaya çıktığına göre bu haber neden ve kim tarafından yaptırıldı. Bu linç kampanyasının arkasında kimler var?

Bu ülkenin medyasında savaş suçları işleniyor. Ciddi şekilde bir ahlak kirlenmesi yaşanıyor ve maalesef bu olayda kaybeden kirli yolları seçenler değil, kirli bir kampanyaya maruz kalan kişi veya kurumlar.

29 Ekim 2009 Perşembe

Her Sene Ayrı Mazeret!


Galatasaray tam 10 yıldır Fenerbahçe'ye yeniliyor Kadıköy'de. Bu yenilgiler artık toplum tarafından bile kanıksanır oldu. Genelde derbilere eşit oranlar veren bahis siteleri bile Fenerbahçe'ye düşük oranlar vermeye başladı Kadıköy'deki maçlarda. Ancak bu durumu kabullenemeyen bir Galatasaray camiası var. Bu 10 yıllık yenilgide sahada oynadıkları berbat futbola karşı hep bir mazaret üretmişler. Bende bu 10 yıllık mazaret geçmişini sizin için derledim.
05-06-2001 Fenerbahçe 2-1 Galatasaray
Lucescu Köpürdü
Galatasaray Teknik Direktörü basın toplantısına sahadan topladığı çakmak, pil ve cep telefonlarıyla çıktı. Bunlar savaş ganimetleri diyen Lucescu maç boyu kulübemden çıkamadım. İnsan olduğum için utandım dedi. ( Bu maçtaydım. Ertesi günlerde Galatasaraylılar hakem yüzünden yenildiklerini de söylediler.Maçın hakemi Orhan Erdemir bütün takdir haklarını Galatasaray lehine kullanmıştı oysa. Bu maçtan aklımda kalan bir diğer notta Hagi'nin Fenerbahçe tribünlerine tükürmesiydi.)

02-16-2002 Fenerbahçe 1-0 Galatasaray

Lucescu: Proveke edildik
Lucescu "bu maç hakemin bir takımı nasıl yok ettiğini, nasıl proveke ettiğini gösteren kanıttır. Herkese yazık" dedi. Batista'nın rakibine kafa atmasının affedilmeyecek bir hata olduğunu söyleyen Rumen teknik adam Bülent'in de hakemi alkışlaması yanlıştı diye konuştu. ( Bu maça da gitmiştim. Diğer iki kırmızı kart Emre Aşık ve Hasan Şaş'a çıkmıştı. Emre iki haklı sarı kart görmüş, Hasan Şaş ise Fenerbahçeli Serhat'ın saçını çekerek yere indirmişti. Otoritelerin hepsi bütün kırmızı kartlar doğru demişti. Buna rağmen bu 4 kırmızı kartı çok iyi kullandı Galatasaray ve kamuoyunu her zamanki gibi mağdur edebiyatıyla etkiledi.)


11-06-2002 Fenerbahçe 6-0 Galatasaray

Galatasaray'ın futbol şube sorumlusu Burak Elmas sert açıklamalar yaptı. Fenerbahçe taraftarının yaptığını affetmeyeceğiz ve unutmayacağız. Bizim maçta "I Love You" sözüne anans yaptıran Çulcu dün küfüre kayıtsız kaldı. Atılan bıçakları bile görmedi. ( 6-0 biten maçın ezici skorundan çok Hasan Şaş'a atılan yumurta konuşuldu. Galatasaraylılar bu yenilgiyi asla kabullenemediler ve mazaret ürettiler. Oysa maçın büyük bölümünü Fenerbahçe Ortega'nın atılması nedeniyle 10 kişi oynamıştı.Fatih Altaylı 6-0'lık skoru yazacağına I love You Çulcu başlığını kullandı yazısında. Özellikle Hıncal Uluç çok sert açıklamalar yaptı. Fenerbahçe
tribünlerinde terör olduğunu söyledi. Oysa Ali Sami Yen'de çok daha ağırları oluyor ancak Fenerbahçe orada da kazanıyordu)

02-29-2004 Fenerbahçe 2-1 Galatasaray

Fatih Terim İsyan etti: Galatasaray teknik direktörü Tuncay'ın Prates'e yaptığı haraketin faul olarak değerlendirilmemesine isyan etti. Terim , " yardımcı hakemin ve orta hakemin önünde tartışmasız faul yapılıyor. Devamı yenilen gol. İsmet Arzuman iyi hakemlerden bir tanesi ama orada kontrolü kaçırdı." dedi. Sarı kırmızılı futbolcular Ayhan,Necati ve Sabri maç bitiminde soluğu hakem İsmet Arzuman'ın yanında aldı. Futbolcular İsmet Arzuman'a adeta ateş püskürdüler. ( Bu maça da gitmiştim doğal olarak. Bu maçta Fenerbahçe maçın büyük bölümünde rakibinden çok üstün oynamıştı ve kazanarak şampiyonluğu hemen hemen garantilemişti. Galatasaray'ın tek golü şans eseri olmuş ve karşılaşmanın geri kalanı Fenerbahçe baskısı altında geçmişti. Bu maçın ardından da uzun süre hakemler konuşuldu. Oysa maç boyunca tartışılan faul de dahil olmak üzere sonucu etkileyecek tek bir hata yoktu.)


05-22-2005 Fenerbahçe 1-0 Galatasaray

Bu karşılaşma Fenerbahçe'nin şampiyonluk karşılaşmasıydı. Galatasaray'ın herhangi bir iddiası yoktu maçtan önce. Fenerbahçe'ye beraberlik dahi yetiyordu. Bu nedenle karşılaşma sonrası pek fazla konuşmalar olmadı. Ancak 2004-05 sezonu Galatasaray'ın yeni edebiyatının parçasıydı. "Bizim paramız yok". Bu edebiyatı çok iyi kullandılar
04-22-2006 Fenerbahçe 4-0 Galatasaray

Başkan Yardımcısı Adnan Polat, küfürlü pankart yüzünden Aziz Yıldırım'a yüklendi, "Her şeyin mübah olduğu bir ortamda oynadık. Biz orada misafirdik ama kimse yanımıza bile gelmedi" dedi.
Kazansaydık herhalde bizi öldürürlerdi. Stat hoparlörlerinden ciddi küfürler edildi. Bu iş imam - cemaat meselesidir. İmam küfüre karışmam derse, cemaatin neler yapacağını siz düşünün. Kazanmak için her yolu mübah sayıyorlar. Rüzgâr ekenler fırtına biçeceklerdir" dedi.
( Fenerbahçe'lilerin hatırlamak bile istemedikleri sezon. Bir takımın şampiyonluğu nasıl çalınır o sezon görülmüştü. Bu maçın hakemi Cüneyt Çakır yerden yere vurulmuştu Galatasaraylılar tarafından. Oysa maçta hakemlik hiç birşey yoktu. Fenerbahçe müthiş oynamış hatta 35 pasla bir gol bile atmışlardı. Galatasaraylılar her zamanki gibi başka şeylerin zeminini hazırlamaya çalışıyorlardı. Ve en çokta bu sezon bunu başardılar. Bir yandan fakir edebiyatı , bir yandan hakemleri etkileme çabaları başarıyla sonuç veriyordu)

12-03-2006 Fenerbahçe 2-1 Galata
saray
Sabri hakemin penaltı pozisyonunu net bir şekilde gördüğünü, ama vermediğini öne sürdü. Milli futbolcu, "Bir hafta önce hakemler konusunda yaygara yapılıyordu. Şimdi sonucunu gördük. Bariz şekilde emeklerimizin çalınması bizi isyana sürüklüyor. İlk yarıda yedek kulübesinde kafamıza her şey atıldı, hocamızın kafası yarıldı, küfürler edildi. Bizim stadımızda olduğunda sahamız kapatılmıştı. Bakalım şimdi ne olacak? Adalet istiyoruz" dedi. ( Yine klasik bir Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşması. Yine Fenerbahçe kazanıyor ve yine mazaretler. Bu kez de gündem de hakem ve sahaya atılanlar var. Hiç kimse çıkıp diyemiyor Ali Sami Yen'de de atılıyor ama orada genelde Fenerbahçe kazanıyor. Ancak bu mazaretler hep daha sonraki haftalar için yatırım olarak düşünülüyor. )
08.12.2007 Fenerbahçe 2-0 Galatasaray

İlk kez ve son kez bu karşılaşmadan sonra hiç mazaret üretilmemiş. Çünkü maçta Fenerbahçe o kadar iyi oynadı ki. Hakem Fırat Aydunus maç boyu adeta karşılaşmada fark artmasın diye çabalayıp durmuş. Birbirlerine kafa tokuşturan iki oyuncudan sadece Deivid'i oyundan atmış. Fenerbahçe karşılaşmayı 10 kişi bitirmiş. Buna rağmen üstünlüğünü kaybetmedi ve kaleci Orkun müthiş oynayarak farkı önledi.

09.11.2008 Fenerbahçe 4-1 Galatasaray
Galatasaray Teknik Direktörü Skibbe, derbi maçta hayal kırıklığına uğradıklarını vurgulayarak, bir gollerinin geçerli sayılmadığını savundu.
Alman hoca, çok erken gol bulmalarına rağmen takım olarak topun arkasına geçip iyi savunma yapamadıklarına dikkat çekerek, “Lincoln’ün vuruşuyla filelere giden topun gol olması gerekirdi. Orada faul olduğunu ve tek vuruş olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden sayılmadı” diye konuştu. ( Bu maçtan sonra da hakem tartışıldı. Oysa maç karşılaşmadan önce Galatasaraylılar fark atacağız nidalarıyla gelmişler ancak Fenerbahçe o sezonki belki de tek iyi futbolunu oynayarak belki de eze eze yenmişti Galatasaray'ı. Maçtan sonra Fenerbahçe yine tebrik edilmedi ve yine 40 tane mazaret üretildi.)


Bu sene olanları yazmayacağım bile. Bunlar tesadüf mü diye sormadan da edemeyeceğim. Sahi ya. Her sene mi bir mazaret var? Hiç mi Fenerbahçe sizi hakkıyla yenmedi? Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan ve 2-1 biten bir kupa maçında Ümit Karan Galatasaray gol atınca Ümit Karan Fenerbahçe tribünlerine gelerek kulağını göstermişti. Daha sonra Fenerbahçe golü atınca aynı haraketi Tuncay Galatasaray tribünlerine yapmış ve bütün hafta Tuncay konuşulmuştu. Son karşılaşmada Fenerbahçe tribünlerine Hakan Balta ve Nonda'nın attıkları golden sonraki kol haraketleri de hiç konuşulmadı ve konuşulmayacak. Çünkü iki camia arasında öylesine büyük farklar var ki. Eğer o haraketi Ali Sami Yen'de bir Fenerbahçeli futbolcu yapsaydı kamuoyu baskısıyla( Başta Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu'nun ağır sözleriyle) çoktan disiplin kuruluna sevkedilmişti. Galatasaraylılara önerim biraz hazımlı olmaları.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Hazımsız Lig Tv Hazımsız Toroğlu!


Hazımsızlık diyorum. Şu an ailecek Maraton'u izliyoruz. Herkes hayretler içinde Erman Toroğlu'nu izliyor. Bir insan nasıl bu kadar taraflı nasıl bu kadar kötüye kullanabilir bulunduğu konumu. Fenerbahçe rakibini ezmiş. Şu an saat 00.30'a geliyor ve futbolun "f"'si bile konuşulmadı henüz.

Sezon başında Galatasaray'ı kimse tutamaz, ezer geçer, galaktikos diyen Erman Toroğlu dediklerini yutmak zorunda kalırken Fenerbahçe'nin ezici üstünlüğünü küçümsemek için elinden gelen herşeyi yaptı. Bu yazıyı yazarken inanın hayretler içindeyim. Duyduklarıma inanamıyorum.

Herşeyden önce şunu söyleyeyim Lig Tv ofsayt çizgisindeki hilelerine açık bir şekilde devam ediyor. Savunma oyuncusunun kılı bile önde olsa ofsayt çizgisi oradan çekilir. Galatasaraylı futbolcunun ayağı Carlos'tan önde olmasına rağmen ofsayt çizgisi her nasılsa tam Galatasaraylı futbolcunun ortasından geçiyor. Pozisyon kesin ve kesin ofsayt değil. Hazımsız Lig Tv burada da yapacağını yapmış.

Arda'nın maç başındaki tahrikleri ile ilgili tek bir yorumda bulunmayan, Keita'nın attığı yumruğa normal diyen, Alex'in penaltısına penaltı değil diyen, Nonda'nın kendini atmasına yanlış karar diyen, Lugano'nun Servet tarafından çekilmesine hiç bir şey yok diyen adam bu adam bu ülkenin en çok konuşulan spor adamı oluyorsa medyamızın ne kadar rezil bir durumda olduğunu lütfen ellerimizi başımızın arasına alıp düşünelim.

Bu ülkede senelerdir Ali Sami Yen stadındaki Fenerbahçe maçları inanılmaz olaylara sahne oluyor. Olaysız bir Ali Sami Yen derbisi hatırlamıyorum bile. Bunlara yıllardır sessiz kalan Toroğlu ne oldu da bugün bu kadar rahatsız oldu?

Bu tiyatronun bir diğer aktörü hatta gizli aktörü Şansal Büyüka ise her nasılsa sessiz kalıyor ve kendini gizlemeye çalışıyor. Arda'nın herkesi tahrik ettiği pozisyonda sizde kendi stadınızda bunu yapın diyen Erman Toroğlu açık ve aleni bir şekilde insanları tahrik etmeye çalıştı. Sporda şiddet yasası eğer savcılar tarafından uygulansaydı şu an Digiturk binasının önünde polis bekliyor olurdu herhalde. Bir insan bu kadar rezil olabilir mi? Bir insan bu kadar meydanı boş bulabilir mi?

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz, nasıl bir medyamız var bu gece bir kez daha tanık olduk. Fenerbahçe yönetimini lig tv'yi soyunma odasına sokmadığı için tebrik ediyorum. Eğer soksalardı daha ne tahrikler görecektik kimbilir.

16 Ekim 2009 Cuma

Bu mu Gazetecilik?


Sabah Gazetesi'nde bir kaç gün içinde çıkan iki haber.
Birinde Galatasaray'a Büyükçekmece'de göl havzası içinde verilen araziden bahsediliyor.Haber gayet sade yorumsuz verilmiş. Buna birşey söylemek mümkün değil. Sonuçta bir belediye bir spor kulübüne tesis yapmak üzere bir arsa vermiş. Haberin içinde arsa için herhangi bir bedel ödenip ödenmeyeceği ile ilgili bir bilgi yok. Bildiğimiz kadarıyla bu arazi sembolik bir bedelle Galatasaray Spor kulübüne verildi.

Buraya kadar güzel.
Ancak bugün çıkan bir haber bu gazetenin ne kadar tutarsız ve ne kadar taraflı olduğunu gösteriyor. İnsana yok artık denilecek türden bir haber. 1 hafta önce yukarıda bahsettiğim haberi yorumsuz verenler 1 hafta sonra bakın ne demiş: İstanbul´un en değerli yeri Ataşehir´de ( Ben İstanbul en değerli yerinin boğaz, Etiler falan olduğunu sanıyordum) iki yıl önce tartışmalı biçimde Fenerbahçe Kulübü´ne 30 yıllığına kiralanan arazide yeni bir kıyak ortaya çıktı (Böyle içeriği olan bir haberi yapana da yaptırana da yazıklar olsun). Yeni kararla 57 dönümlük arazi satışa çıkarıldı‚ ihaleye ise yalnızca Fenerbançe girebilecek. (Yine bir aldatmaca.Haberin devamında belirtildiği üzere ihaleye isteyen herkes katılabilir) Kadıköy Belediyesi´nin‚ yıllık 305 bin TL kira bedeliyle‚ 30 yıllığına Fenerbahçe´ye verdiği arazi için Meclis´ten satış kararı çıkarıldı. İhaleye‚ 57 dönümlük arazinin kullanım hakkını elinde bulunduran Fenerbahçe´den başka firmanın girmesi beklenmiyor( Hani sadece Fenerbahçe girebilecekti. Sadece 3 cümle önce yazdığını inkar ediyorsun). Böylece kulübe "kıyağın kıyağı"( Mahallede konuşmuyorsun gazetede yazıyorsun) yapılmış olacak. Kadıköy Belediyesi‚ iki yıl önce Bursa´da yerel bir gazeteye verdiği ilanla Ataşehir´deki 57 dönümlük araziyi ihaleye açtı. Fenerbahçe Spor Kulübü‚ bu ihaleyi alarak arazinin 30 yıllık kullanım hakkını elde eldi. Olay‚ 25 Aralık 2007 tarihli Sabah Gazetesi´nde "Fenerbahçe´ye 100. Yıl Kıyağı" başlığıyla duyurulunca tartışmalar başladı. Ancak‚ Fenerbahçe Kulübü‚ araziye "Alpella Şehri" adı altında 10 bin kişilik spor kompleksi ve alışveriş merkezi yapmak için inşaat çalışmalarına başladı.



Haberin devamını yazmıyorum bile. Bir paragrafında bu kadar çelişki olan haberin gerisi nasıldır siz düşünün. Şimdi sormak istiyorum sevgili Sabah Spor servisine ve haberi yapan Erhan Öztürk isimli arkadaşa. Daha 1 hafta önce Galatasaray'a göl havzası içinde bir arazi verildi. O araziye inşaat yapmak bile yasaktı. Ancak siz bu haberi yorumsuz verdiniz. Arazinin Galatasaray'a verilmesinin ardından ne kadar bedel alındığını sorgulamadınız bile. Bugün çıkmış Fenerbahçe'nin spor salonu inşaatı için kullandığı araziyi sorguluyorsunuz. Bu mu sizin habercilik anlayışınız? Bu mu sizin adalet anlayışınız? Bu mu gazetecilik. Erhan Öztürk eğer gazetecilik yapmak istiyorsa öncelikle Seyrantepe arazisinin Galatasaray'a nasıl verildiğini araştırsın. Ali Sami Yen stadyumundaki kullanım hakkını kiralarını ödemediği için kaybeden Galatasaray'ın birden bire nasıl Seyrantepe'deki araziye ve stada konduğunu araştırsın. Büyükçekmece'de göl havzasında bulunan arazinin Galatasaray'a nasıl verildiğini araştırsın. Ya da bıraksın kalemini semah dönmeye devam etsin.

6 Ekim 2009 Salı

Havadan mı Havadar mı? İşte size Bahri Havadır

Bana taraflı diyorlar. Tabiki taraflıyım. Fenerbahçeliyim. Bu benim kişisel blogum. Mesleğim gazeteci ama bu yazıları kamuoyuna mal olmuş büyük gazetelerde yazmıyorum ya da lig tv'de yorum yapmıyorum. Ben sadece Fenerbahçe gözlüğümle uzmanı olduğuna inandığım medyadaki çelişkileri yazıyorum. Aşağıda da yorumsuz olarak bir yazarın son bir kaç haftaki yazılarından örnekler vereceğim. Bu insan Lig Tv'de çanak sorularıyla tanıdığım Bahri Havadır. Skibbe'ye geçen sene bir maçtan sonra hakemi sormuştu. Yayında neredeyse dövecekti Skibbe'yi hakeme nasıl olur da iyi olur der gibi. Ankaragücü maçının ardından ise Riijkard'a öyle mahşer soruları sordu ki dedim herhalde adam yönetimden yetkili. Biraz araştırdım aşağıdaki yazıları ve çelişkileri ortaya çıktı. Ben fazla yorum yapmayayım da Bahri Havadır'ın havadan yazılarına yorumları siz yapın.

07.07.09
Bir Efsane Doğuyor!
Yıllarca sürecek bir yükselişin eşiğinde Arda. Bir doğuş bu; efsanenin doğuşu. O da Galatasaray'ın ölümsüzleri arasındaki yeri alacak yıllar sonra futbolu bıraktığında. Metin Oktay gibi, Hagi gibi, Bülent Korkmaz gibi, Hakan Şükür gibi.. En iyisi mi, siz şimdi doya doya seyredin geleceğin efsanesini. Koş Arda koş. Kim tutar seni!

(Aradaki bir kaç müthiş Galatasaray yazılarını atlıyorum)

24.08.09
Pardon Başkan!
Maçtan önce başkan Adnan Polat'a soruyorum:
'Takımı beğeniyor musunuz? Oynadığı futboldan memnun musunuz?' Beni şaşırtıyor... 'Daha istediğim düzeyde değiller' Sanki ne olacaksa... Bir tarafta Elano, diğer yanda Arda, öbür tarafta Milan Baros, ortada Ayhan, kenarda sihirbaz Keita.. Bu büyüleyici kadroya rağmen başkan yine de memnun değil..
Polat'ın beğenmediği takım böyleyse; kim bilir beğeneceği takım neler yapacak!
(Belki Polat artık Fenerbahçe'yi beğeniyordur.Bakalım ne yapacak)



01.09.09
Şef dediğin böyle olur!

Şunu söylemek lazım; teknik direktörlük bu işte... Oyun kötü giderken, hatta çok sıkışıkken, orkestranın bütün elamanlarının uyuduğu bir anda ortaya çıkarak bütün entstrümanların ahenkli çalmasını sağladı. İşte şef dediğin böyle olur.. Sahneye çıkar, aksaklıkları tespit eder, teneke sesi çıkaran orkestrayı uyumlu hale getirir. Tebrikler büyük şef..

(Ah Riijkard başına gelecekleri bir bilsen!)


15.09.09
2000 Ruhunun Ayak Sesleri!

Ali Sami Yen'in koridorlarında çiçekler açtı! Her gün suluyorlar! Bakıyorlar, koruyorlar, yeri geldiğinde birbirlerini kucaklıyorlar! Her gün yeni müzik, farklı tarzlar koridorlarda sevgiyi büyütüyor! Sevgi dediğim şey, Galatasaray'da her geçen gün yükselen 'takım olgusu'nun gözle görülür şekilde giderek artmasından başka bir şey değil... Uzun zamandır Ali Sami Yen koridorlarında bir müzik sesi duyamazdınız, bunu Sabri değiştirdi... Uzun zamandır Galatasaraylı futbolcular arasında sarmaş dolaş bir durum göremezdiniz, bunu Servet Çetin değiştirdi... Az İngilizce bilen Arda'nın, Kewel'la, Milan Baros'la diyalogları birbirlerini anlamaları, şakalaşmaları sempati yaratmaya devam ediyor... Emre Aşık gibi bir tecrübenin denge unsuru olması, Keita ve Nonda gibi yabancılara 'kol-kanat germesi' Ayhan gibi bir tecrübenin her an eksikliği kapatması takım olan Galatasaray'ın net artıları... Bunlara Ali Sami Yen'de, Rijkaard'ın 'disiplini ve sevencenliği' birleştirip her koşulda futbolcusuna kendine inandıran bir havada olmasını da ekleyin.. Anlayacağınız Ali Sami Yen eski havasını buldu yani... 2000 ruhunun ayak seslerini duyuyor gibiyim.

(Ey ruh geldiysen 2 kez tıkla)

28.09.09
Soğuk Duş!
Dün hepimizin günlerce manşetlere taşıdığı Galatasaray ne yazık ki hayal kırıklığı yarattı. Aslında Frank Rijkaard daha düne kadar zafer sarhoşluğu içerisinde olan futbolcularını her maç sonrasında uyarıp, “Sizi tebrik ediyorum. İyi gitmiyoruz. İyi de oynamıyoruz. Bir gün başımıza iş alacağız” demeyi unutmadı. Sanki lastiğin bir gün patlayacağını hissediyordu!

(Yoksa Riijkard kötü hoca mı?)

02.10.09
Kaza Canım, Kaza! Servet'in zamanlama hatalarını, Sabri'nin saçmalamalarını, Kewell'ın ruh gibi olmasını kim açıklayacak...? Arda'nın oyuna ağırlığını koyamamasını bana kim izah edecek ? Rijkaard gibi bir tecrübe hızını almış giden bir arabanın 'hafızasıyla' bu kadar oynanmayacağını bilemez mi? Pazılın bütün parçalarını birleştirdiğimiz zaman Galatasaray gibi bir rüya takımın 'Bir hafta içinde' neden bu kadar tepe aşağı gittiğini görmemiz mümkün...

(Evet Riijkard kötü hocasın. Sana söylediğim sözleri geri alıyorum)

05.10.09
BALON!
Yani üç haftadır tekleyen Galatasaray, gerçek bir balondu. Öyle bir patladı ki, o ses, o şiddet tüm sarı-kırmızılıları darmadağın etmeye yetti. Ayhan'ın, Mustafa Sarp'ın rezillik derecesinde koşuşturmasına, pas hatalarına ne yorum yapacaksınız? Defansı, forveti saymaya bile gerek yok. Açıkçası şımarıklığın bedelini Galatasaray, Ankara'da ağır ödedi. Hem de varlık içinde yokluk çektiği dönemde. Düşünün Ankaragücü'nde forvette Metin var, Galatasaray'da Milan Baros, orta sahada onlarda Semavi, Galatasaray'da Aydın. Ve birçok örnek. Bunun yanında yedi aydır maaş alamayan Ankaragücülü futbolcular.. Ama ne oldu; herkes gücünü zorladı, haddini bildi, aklını kullandı, düşüncelerini eyleme dönüştürdü. Özetle hepimiz tarafından erken havaya sokulan Galatasaray'ın gerçek yüzü ortaya çıktı.

(Sormazlar mı adama. Madem gerçek yüzü buydu daha önce neden uyarmadın? Hani Galakticos'tu? Hani kimse durduramazdı? hani Riijkard müthiş hocaydı? )

Bir Yıldız(!) Doğuyor (Hıncal Uluç Patentli)


Spor medyasında yeni bir yıldız(!) doğuyor. Yeterince holigan ve kötü yorumcu yokmuş gibi Sabah Gazetesi yeni bir yazar bulmuş. Adı Emir Somer. Yazılarını dikkatle takip ediyorum. Son yazısında Sabri'nin futbol yeteneklerinden ve Galatasaray'ın ruhu olduğundan falan bahsetmiş. Şaşırdım. Bakın daha 2-3 gün önce yani geçen günkü yazısında da aynen şöyle yazmıştı bu büyük(!) yetenek.

Emre Belözoğlu da cezalı olunca, o 'RUH' masal kitaplarında kalıyor. Yani iletişim gönülden değil! Daum oyuncularını küstürüyor. Bakın Rijkaard'a, o tuhaflık peşinde koşmuyor. Daum gibi sahte değil.. Resmi maçlarda 28 isme şans tanımış. Açıklamalarıyla aykırılık peşinde koşan Daum ne yapmış? Onun rakamı 22!

Bu yeni büyük futbol düşünürü bu hafta Daum rekoru kırarken bu yazısının hatırlanacağını düşünmüş olmalı ki Trabzonspor'a sardırmış araya da bir Sabri'ye övgü yazısı yerleştirmiş. Hıncal Uluç'un torpiliyle Sabah gazetesinde yazmaya başlayan bu yumurcak Hıncal abisini mahçup etmemek için elinden geleni yapıyor. Yani saçmalıyor. Türk spor medyasının katedrali Hıncal Uluç bakalım kimlere ne köşeler verdirecek.

Bak genç kardeşim. Ne güzel genç yaşta Türkiye'nin büyük gazetelerinden birinde yazma şansına sahip olmuşsun. Abilerine özenip böyle saçma sapan yazılar yazma. Gazeteci gibi yaz. Gazeteci nasıl yazar bilmiyorsan aç Namık Sevik'i, aç İslam Çupi'yi oku. Öğren. Özenme abilerine. Onlar zaten medyayı böyle rezil hale getirenler. Hıncal abi'nin evinden duyduklarını gelipte gazetede kendi yorumunmuş gibi yazma. Madem ki o köşeye atandın objektif ol...Ya da şimdi kenara çekil. Büyü de yaz...

5 Ekim 2009 Pazartesi

Demek ki spor medyası bu işi bilmiyor.

Sezon başından beri yenilmez armada Galatasaray masallarını dinliyoruz. Başta Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu olmak üzere medya Galatasaray'ın ne kadar mükemmel ve süper bir takım olduğunu anlatıyor bize. Oysa bu blogta sezon başı yaptığım değerlendirmede şöyle demiştim. Galatasaray çok iyi forvetlere sahip ancak o kadar. 6 iyi hucum oyuncusu var. Bunların 4 tanesi oynarsa bile sorun olur. Yedekte kalacak yıldız oyunculardan da iyi performans beklemek zor. O nedenle Galatasaray bu ligte hayal kırıklığı yaratır.

Zaman içinde Galatasaray'ın oynadığı futbol beni yanıltmazken aldığı sonuçlar ise yanılttı. İnanılmaz maçlar oynadılar. Farklı kaybedebilecekleri Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarını farklı kazandılar. Oysa gerçekler farklıydı ve spor medyası ısrarla bu gerçeği görmüyordu. Hatta Şansal Büyüka Galatasaray'ın bu sene derbiler dışında puan bile kaybetmeyeceğini iddia etmişti.

Demek ki medyanın baronu Büyüka pekte anlamıyormuş futboldan. Spor medyası da pek ehil kişilerden oluşmuyormuş. Şu anda hiç beğenilmeyen Fenerbahçe Türk futbol tarihinin rekorunu kırmış durumda. O çok beğenilen ve berabere bile kalmaz denilen Galatasaray ise bitik durumda.

Sevgili spor medyası burada sizleri çok eleştirdim. Hatta zaman zaman alay ettim. Bu alaylarımın nedeni bugünkü gibi kroke duruma düşeceğinizi gördüğüm içindi. Dün Bahri Havadır, Lig TV'de Riijkard ile röportaj yaparken sanki hesp soruyor gibiydi. Normalden çok uzun bir röportaj yaptı. Riijkard sıkıldı ama pek renk vermedi. Galatasaray medyasını ateşli kadınlara benzetiyorum bazen. İstediklerini alamayınca çok saldırgan oluyorlar. Şimdi yarın Hıncal Uluç'ta Fenerbahçe hakemlerle kazanır der resmi tamamlar.

Arda'nın Kimyası Bozuldu


Bir futbolcu düşünün ki sürekli pohpohlansın. Yaşı daha 21-22 ve kendini en çok geliştirmesi gereken zamanlar. Tüm medya O'nu Dünya'nın en iyi futbolcuları ile kıyaslasın. Hatta Messi ile kıyaslayanları bile gördük. Ki ne kulaklarımıza ne gözlerimize inandık! Şimdilerde o pohpohlanan Arda sorgulanıyor. Hasan Şaş'a benzediği söyleniyor.

Spor medyası yine ikilemleri oynuyor. Çelişkiler yumağı adeta spor medyamız. Arda'nın daha ne bir uluslararası başarısı ne de bir takımı kendi yerel liginde taşıdığı bir başarısı var. Çok yetenekli olduğu kesin. Ancak daha yolun başında. Rıdvan Dilmen'i dinliyorum NTV'de şöyle diyor. Elano iyi bir futbolcu değil. Elano Brezilya Milli Takımı'nda oynuyorsa Arda Uzay milli takımında oynar. Rıdvan'ın futbol bilgisinden kuşkumuz yok. Ancak son zamanlarda Şansal Büyüka ile fazla görüşüyor anladığımız kadarıyla. Şansal abisi Arda'nın manevi babası rolüne soyunmuş durumda. Arda ne yapsınla başlıyor her cümlesi. Arda'nın kimyasını sadece spor medyası bozmadı. Aziz Yıldırım da bozdu. Arda'yı gereğinden fazla yüceltti. Bunun üzerine Galatasaraylılar Arda'ya kaptanlık verdi, 10 numara verdi, sorumluluk ve liderlik verdi. Arda bu yükün altında ezildi de ezildi. Aziz Yıldırım rakibin en büyük silahlarından birini stratejik bir hamle ile etkisiz hale getirmiş oldu. Yöneticilik sanırım böyle bir şey. Taraftar gibi düşünmemek.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Yasal Şike! Bir Galatasaray geleneği


Bu yıl erken başladık. Modern zaman şikesi böyle olsa gerek. Galatasaray o hafta kimle oynuyorsa en kritik oyuncusunun Galatasaray'a transfer olacağı haberleri medyada yıllardır yer alıyor. Bu oyunu kasıtlı olarak oynayanların yanı sıra bu oyuna alet olan medya mensuplarına ne demeli?
Bıkmadınız mı her sene bu çirkin oyunu oynamaktan. Galatasaray'ın oynadığı her takımın bir oyuncusu yıllardır Galatasaray'a transfer ediliyor. Bunun adı yasal şike değil de nedir? Bu çirkinliklerle mi şampiyon olacak koca Galatasaray camiası? Aşağıdaki haberi okuyun lütfen. Ve kararı siz verin. Bu haberin zamanlaması ve haberin içeriğinin doğruluğu hakkında ne kadar iyi niyetli yorumlar yapacaksınız merak ediyorum.Hani transfer döneminde olsak hadi neyse diyeceğim. Transfer döneminde bile değiliz. Kendinizi zorlasanız dahi haberde en küçük bir iyi niyet emaresi bulamazsınız. Spor medyamız maalesef bitik durumda. Ve bu spor medyasını ciddiye alan o kadar çok insan var ki...

Haberin içeriğine bakınca şöyle bir ifade var. Galatasaray Edizle görüştü ve olur aldı. Devre arasında Ankaragücü kulübüyle de görüşülecek.
Şimdi soralım. FIFA kurallarına göre kulübünden izin almadan sporcu ile görüşmenin cezası puan silinmesini ve transferden men edilmek değil midir?
Galatasaray kulübünden izin almadan bu sporcu ile nasıl görüştü? Ne görüştü? Bu görüşmede hafta sonu oynananacak maçın da bahsi geçti mi?

Ankaragücü- Galatasaray maçını dikkatle takip edeceğiz. Umarız Ediz bu maçta önemli bir hata yapmaz da bizi yanıltır.
*************************************************************


Sakatlıklar nedeniyle savunmada sıkıntı yaşayan G.Saray, teknik direktör Frank Rijkaard'ın raporu doğrultusunda iyi bir stoper bulmak için kolları sıvarken, gözüne Ankaragücü'nün başarılı ismi Ediz'i kestirdi. Sarı-kırmızılı yönetim ara transferde, 23 yaşındaki Ediz'e karşılık başkent ekibine Emre Güngör ve bir miktar para önerecek. Maddi zorluklar içindeki Ankaragücü'nün, G.Saray'ın teklifini kabul etmesine kesin gözüyle bakılıyor


***

Ediz Aslan olacak

Sarı-kırmızılıların, 23 yaşındaki futbolcu karşılığında A.Gücü'ne Emre Güngör artı para önereceği öğrenildi Ediz'den "Seve seve gelirim" yanıtı aldığı belirtilen G.Saray'ın ara transferde işi bitireceği ifade edildi.

Prensipte 'evet' dedi
Teknik direktör Rijkaard'ın raporu doğrultusunde stoper arayışlarına hız veren G.Saray, A.Gücü'nde başarıyla forma giyen Ediz Bahtiyaroğlu'nu gözüne kestirdi. Öncelikle genç futbolcuyla görüşen ve "Seve seve gelirim" yanıtını alan sarı-kırmızılı yönetimin ara transferde işi bitirmekte kararlı olduğu öğrenildi. Bu nedenle

Cimbom'un, önümüzdeki günlerde başkent kulübünün kapısını çalacağı ve söz almaya çalışacağı belirtiliyor.

Pazarlık zamanı
Hafta sonu Ankaragücü ile deplasmanda oynanacak maç öncesinde G.Saray yönetiminin, başkent kulübünün yetkilileriyle Ediz pazarlığı yapacağı gelen haberler arasında. Stoperlerin sık sık sakatlık yaşamasıyla sıkıntı çeken sarı-kırmızılıların bu oyuncuyu transfer edebilmek için Ankaragücü'ne Emre Güngör artı para önerisinde bulunacağı ifade edildi. Pazarlıklar olumlu sonuçlanırsa Ediz, ara transferde Aslan olacak.

22 Eylül 2009 Salı

Galatasaraylı Futbolcuların Hakeme Küfürleri


Geçtiğimiz hafta oynanan Bursaspor maçından sonra Fenerbahçeli futbolcular bir medya linçiyle karşılaşmışlardı. Fitili her zamanki gibi Erman Toroğlu ateşlemişti. Alex'in omuzu nasıl hakeme değermiş, Lugano hakeme nasıl itiraz edermiş falan filan.

İyi tamam anladıkta bu hafta Maraton'da Murat Erdoğan ne dedi? : Galatasaraylı futbolcular hakemin gözlerinin içine baka baka küfrettiler hakeme. Hakem oyundan nasıl atmadı hayret.

Peki Erman Toroğlu ve Şansal Büyüka üzerine konuştu mu bunun? Tabiki hayır. Reklama gittiler. Yorumlarını her zamanki gibi renklere göre yaptılar. Çünkü bu sene Fenerbahçe şampiyon olmamalı.Onların kurgusuna göre mutlaka Galatasaray şampiyon olmalı. Aziz Yıldırım zor durumda kalıp istifa etmeli ve lig tv'nin istediği adam oraya gelmeli. Böylece ihalede Fenerbahçe kozunu arkasına alan lig tv çok rahatlayacak.

Ancak Fenerbahçe camiası bu teoriye izin verir mi? Hiç sanmam. Bu olanları gördükten sonra Fenerbahçe'nin bu ligde çok rahat şampiyon olacağına inanıyorum. Çünkü hiç birşey Fenerbahçe'yi bu tarz şeyler kadar birleştiremez.

21 Eylül 2009 Pazartesi

Gölgede Kalan Çığlık


Tyson Gay Amerikalı başarılı bir sprinter. Bir çoğunuz adını duymamış bile olabilirsiniz. Sporun özellikle de atletizmin sadık izleyicileri O'nu iyi tanır. Tyson Gay, Usain Bolt'un müthiş rekorlarına karşın tarihin en iyi ikinci derecelerini yapmaya devam ediyor. Gay, Shangay Grand Prix'inde 9.69 gibi müthiş bir dereceye imza attı. Eğer Usain Bolt 10 yıl sonra Dünya'ya gelseydi bugün Gay'in ne kadar büyük bir şampiyon olduğunu konuşacaktık hepimiz. Ancak bugün O sadece Usain Bolt'un gölgesinde sesini duyurmaya çalışan ancak gölgede kalan bir çığlık gibi. Çünkü Usain Bolt çok büyük bir şampiyon ve O'nunla aynı devirde 100 metre yarışçısı olmak çok büyük şanssızlık.

Bu sene Türkiye liginde de bu müthiş rekabete benzer bir durum ortaya çıkacak. Fenerbahçe ve Galatasaray'dan biri Usain Bolt olacak, bir diğeri de Tyson Gay olarak kalacak. Umarım bu rekabet bize atletizmdeki 100 metre rekabeti kadar zevk verir. Daha hızlı koşan ve daha iyi olan kazanır. Geçmiş yıllarda olduğu gibi dış müdahaleler olmaz ve kazanan futbolseverler olur. Ha bu arada Beşiktaş mı ne olur? Onlara biçilen rol Asafa Powell rolü olabilir ancak.