Follow @chemedya
lig tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lig tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2010 Pazartesi

Fenerbahçe-Antalyaspor Analizi



Çok fazla maç analizi yazmıyorum ancak Fenerbahçeliler için önemli bir maç olan Antalyaspor maçından izlenimlerimi yazmak istiyorum.

Fenerbahçeli futbolcuların özgüvenlerini kaybettikleri çok barizdi. Hata yapmaktan korkar haldeydiler maç boyunca. Ancak bugün Lugano'nun Fenerbahçe için ne denli önemli olduğunu gördük. Sarı lacivertliler neredeyse rakibe pozisyon bile vermediler. Bu tabi ki sadece Lugano'dan kaynaklanmıyor. Ancak Lugano'nun takım arkadaşlarına verdiği güven özellikle orta alan oyuncularının rahat oynamasını sağlıyor. Bilica ise her an her hatayı yapacak gibi oynuyor. Hiç güven vermiyor. Gökhan Gönül ise geldiği günden bu yana hiç ileri gidemedi. Yetenekli ancak bu yeteneğini daha çok çalışarak geliştirmeli mutlaka.

Güiza'nın acilen bir gol atması gerek. Çok çabalıyor ancak gol vuruşları bir türlü istediği gibi olmuyor. Semih ise devre arasında kulüple yaşadığı sorunlardan sonra çok kötü bir duruma geldi. Şu an Fenerbahçe'nin 112ine girebiliyorsa bunun tek nedeni var. O da isminin Semih olması. Aklı maçta değil. Emre'ye ise özel bir şekilde değinmek gerek. Mükemmel bir futbol oynadı. Milli maçta başladığı resitale bu maçta da devam etti.

Fenerbahçe bu maçta yaralarını sardı. 1 galibiyet lazımdı. Bu galibiyetin 1-0 da olsa kazanılması çok önemliydi takım için. Kazandılar ve önümüzdeki maçlar için moral depoladılar. Lig sanıldığı gibi Fenerbahçe'nin koptuğu bir lig olmayacak. Çok şaşırtıcı sonuçlar bekliyorum Mart ayı içinde...

Son paragrafımı da hakeme ayırmalıyım. Klasik bir Türk hakemiydi Bünyamin Gezer. Eyyamcı, ince düşünen ve gördüğünü çalmayan. Emre'ye vermediği penaltının hiçbir açıklaması olamaz. Sadece ben bu kadar baskı altındayken Fenerbahçe lehine penaltı çalmayacak kadar cesur bir hakemim demek istedi. İyi de onun işi bu mu? Böyle şeyler düşüneceğine gördüğünü çalmakla mükellef değil mi? O pozisyona en yakın isim Bünyamin Gezerdi...Görmemesine imkan yoktu. Buna rağmen vermedi penaltıyı. Tamam yarın muhtemelen Erman Toroğlu kendisini övecek. Çok cesur hakem diyecek. Ya da birileri çıkacak hakem Fenerbahçe lehine de hata yaptı diyecek. İşi dengelemeye çalışacak. Bu düzen böyle. Fenerbahçe aleyhine hata yaparsan başına pek fazla iş gelmez...Yani soruna neşteri kimse vurmayacak. Çünkü bu ülkede renklerin çatışması üzerine kurulu bir düzen var... Ancak unuttukları birşey var. Türk hakemine artık kimse güvenmiyor. Türk hakemleri artık inanırlıklarını yitirmiş durumdalar. Eyyamcı bir MHK, eyyamcı hakemler, eyyamcı kurullar, eyyamcı bir federasyon. Herşeyimiz böyle yürüyor. Bir cesur insana ihtiyaç var Türk futbolunda. Girip neşteri vuracak. İrinleri temizleyecek. Akıllardaki pası silecek biri...Kim olur bu bilemem ama Mahmut Özgener'in olmadığı kesin bu ismin...


Bir notta lig tv'ye. Güiza'nın ofsayt nedeniyle kesilen bir pozisyonu vardı. Musa Çözen bu pozisyonun ofsayt çizgisini çekerken top ayaktan çıktıktan 1 metre sonrasını dondurarak ekrana verdi. Bizi geri zekalı yerine koymaktan ne zaman vazgeçecekler çok merak ediyorum.

19 Ocak 2010 Salı

Güle Güle Demeyeceğim.

Güle güle dememe nedenim özel kinim değil. Bunun nedeni Türk futboluna verdiğiniz zarar.

Erman Toroğlu ve Şansal Büyüka, Aziz Yıldırım'ın yoğun baskıları sonucu artık Lig Tv'de son günlerini yaşıyorlar. Birkaç gün önce yazdığım bu yazı ile izlenimlerimi yazıp Lig Tv'de değişim olabileceğini belirtmiştim. Bugün gelinen nokta tam da tahmin ettiğim gibi. Ligimizi istediği gibi manipüle eden Lig Tv'nin iki yorumcusu artık yolcu gibiler. İhale ile birlikte güçlerini kaybettiler...

Rıdvan Dilmen ve Güntekin Onay Lig Tv yolcusu

Bu ikilinin yerine konuşulan isimler ise Rıdvan Dilmen ve Güntekin Onay. Bence bu işe biçilmiş kaftanlar. Güntekin Onay'ı çok eskiden tanırım. Koyu bir Beşiktaş ve Lazio taraftarıdır. Dünya futbolunu çok iyi bilen, işini çok seven, başarılı bir spor adamı ve spor yorumcusudur. Rıdvan Dilmen hakkında ise söylenecek fazla söz yok. Kişilik olarak iyi midir kötü müdür bilemem ama çok önemli bir futbol adamımız.


Şansal Büyüka, güç elindeyken karşısına Fenerbahçe'yi ve Aziz Yıldırım'ı aldı. Yorumlar, verilen özetler, maç yayınları hep taraflıydı. Fenerbahçeli futbolcular sürekli olarak görüntülerden ceza aldı. Hakemler Fenerbahçe'ye karşı güdümlendi. Fenerbahçe'nin aleyhine karar verenler aferin aldı, lehine karar verenlere açık açık seni bitiririz mesajı dahi verildi. Kozlar ellerindeydi. Kimse kendilerine dokunamıyordu.

Bugün ise kozlar Fenerbahçe'nin ellerinde. Digiturk, küskün Fenerbahçelileri tekrar kazanmak istiyor. 321 milyon dolar kendileri için büyük bir risk. Para kazanmak için kurulmuş bir kuruluş bir tarafı küstürerek, kendinden uzaklaştırarak, hele ki bu uzaklaştırılan taraf Fenerbahçe ise büyük bir risk almış olur. Tahminimce Şansal Büyüka, Erman Toroğlu döneminde Lig Tv'nin kaybı yüz milyonlarca doları buluyor. Bundan önceki ihale 140 milyon dolarlıktı ve Lig Tv büyük bir kar oranına sahipti. Ulusoy tarafından adeta hediye edilmiş bir ihaleydi. Ancak bugün ortada gerçekçi rakamlar var. Artık Digiturk'un kaybedeceği birşeyler var...

Şansal Büyüka, geçtiğimiz yıllarda spor müdürlerini toplayıp Aziz Yıldırım'ı yıkmak için yardım istemişti. Hatta medyanın baronu havasıyla bunu emretmişti. Bunu bana o dönem Sabah Spor müdürü olan çok sevdiğim bir abim anlatmıştı. Kendisi şu an Hürriyet İnternette önemli bir görevde. Ancak üstüne vazife olmayan bu işi yapmayı beceremedi. Aziz Yıldırım'ı yıkamadı ancak kendisine biat eden spor müdürleri vasıtasıyla yıprattı. Yıpratmaya da devam ediyor. Bundan Fenerbahçe zarar gördü. 14 Mayıs 2006'yı hiçbir Fenerbahçeli unutmadı. Bu olayın yaratıcılarını da asla unutmadı.

Artık Baron'un dönemi bitiyor. Eski usul gazetecilik yerini bilimsel ve aydın genç kuşağa bırakıyor. Genç kuşağın en önemli temsilcisi olan Güntekin Onay bana göre bu işi başarıyla yapabilir. Rıdvan Dilmen de kol böreği tarifleri ve manüpülasyonlar yerine düzgün ve tarafsız yorumlar yapabilir. Türk futbolu eğer bu değişim gerçekleşirse emin olun tertemiz bir döneme girecek. Çünkü tarafsız bir Lig Tv Türk futbolunun önünü açacak. Manipülasyonlar azalacak. Artık yanlış yapanın yanına kar kalan sistem sona erecek.

Fenerbahçe, Galatasaray'ı yeniyor ve Maraton'da tek konuşulan konu hakem, atılan pet şişe ve Cristian-Emre kavgası. O kadar kötü niyetliler ki Fenerbahçe'nin o gün oynadığı futboldan sadece bir kaç dakika bahsediyorlardı. O maçta bile Aziz Yıldırım'a ve Fenerbahçe'ye nasıl zarar veririzin hesaplarını yaptılar. İstedikleri zararı verdiler de. 2 maç seyircisiz ve Bilica'ya verilen 3 maç ceza. Olayları çıkartan Arda'ya tek kelime etmediler, Hakan Balta'nın ve Nonda'nın Fenerbahçe tribünlerine yaptıkları kol haraketlerine tek kelime bile etmediler. Varsa yoksa Fenerbahçe aleyhine yorumlar. Bir gün gelecek bunların hesabı kesilecekti...Kesiliyor şu anda...

Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu eğer giderlese güle güle demeyeceğim. Türk futboluna yaptıkları kötülükler için kendilerini asla affetmeyeceğim kendi adıma.

15 Ocak 2010 Cuma

Şansal Büyüka Tarzının Sonu Geldi...



İhalenin ardından Ertan Özerdem'i ve FB TV'de Şekip Mosturoğlu'nu izleme fırsatım oldu. Bu 2 önemli ismin açıklamaları önümüzdeki dönemde Türk medyasında bir devrim yaşanacağının ya da yaşanması gerektiğine işaret ediyordu.

Öncelikle Şekip Mosturoğlu'nun açıklamalarına değinelim. Geçtiğimiz dönemde Lig Tv'de içerik ve görüntü açısından yeterli kalitede olmadığını vurguladı. Teknik kısmı bizi çok ilgilendirmiyor ancak içerik kısmı hepimizin şikayet ettiği bir konuydu. Şekip Mosturoğlu, Aziz Yıldırım'ın Türk Futbolu'nun marka değerinin artması için gerekli görüşmeleri yaptığını ve beklentilerinin yeni dönemde Lig Tv'nin futbolcuların, kulüplerin değerini düşürmeyecek kadar yayın yapması olacak dedi.

Aslında çok acı bir durum Şansal Büyüka adına. Bir ihalenin pazarlık konularından biri Lig Tv genel müdürünün tarafsızlığı. Yani Şansal Büyüka artık istediği gibi at koşturamayacak, istediği takımı ileri itemeyecek, istediği oyuncuya ceza aldıramayacak. Belli ki bunun pazarlığı çoktan yapılmış.

Yani anlayacağınız Lig Tv, öyle yamuk ofsayt çizgileri çizemeyecek,
istediği pozisyonu ekrana getirip istemediğini gözden kaçıramayacak,
maç özetlerini manipüle edemeyecek,
Şansal Büyüka, Aziz Yıldırım'ı devirmek için spor müdürlerini toplamayacak,
Fenerbahçe'nin şampiyon olamayacağına dair iddiaya giremeyecek, penaltı olmayana penaltı, penaltı olana penaltı değil diyemeyecek. Hatta Erman Toroğlu kol böreği tarifi bile veremeyecek. Artık İngiltere Liginin kalitesinde bir yayın ve bu yayında ürünün en iyi biçimde, olumsuzluklardan arındırılmış bir biçimde gösterilmesi isteniyor. Eski usul gazetecilikle, Aziz Yıldırım benim istediğimi yapmıyorsa bende onu yayında çökertmeye çalışırım mantığı artık işlemeyecek. Yani bir devrin sonuna geldik artık.

Şu an için bu açıklamadan çıkarımımız bu. Umarım ilerleyen dönemde somut adımlar da atılır. Eğer Şansal Büyüka devam edecekse, kendini ve ekibini toparlar. Devam etmeyecekse yerine gelecek kişi tarafsızlık konusunda azami özen gösterecek.

Digiturk Genel Müdürü Ertan Özerdem ise bundan sonra olaya farklı bir açıdan bakmaları gerektiğini söyledi. Futbolu bir kadame daha yukarı sıçratmaları gerektiğini söyleyen Özerdem, futbolu oyun kalitesini arttırmaya yönelik ve içindeki problemlerin çözümüne yönelik projeler üretmeleri gerektiğini söyledi.

Umarım bundan sonra geçmiş yıllardaki gibi ekranda külhanbeyi tavırlarla yayınlar yapılmaz. Kral biziz biz ne dersek o olur anlayışı son bulur. Çünkü futbol pastası bu ihalinin ardından çok daha büyüdü. Lig tv'nin ayakta durabilmesi için her kesime eşit durması ve herkesimden destek alması gerekir. Bu iş Şansal Büyüka ile yürür mü yürümez mi bunu zaman gösterecek ama yüreyecekse bile değişecek olan kişi Şansal Büyüka olmak zorunda.

Bu ihalenin kazananı Türk futbolu ve Aziz Yıldırım oldu. Kaybedenin kim olduğunun takdiri size kalsın.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Hıncal Uluç Çizgide miydi?


Fenerbahçe hakkında yazmak, sallamak, uydurmak, senaryo yazmak, hayal kurmak spor medyası için sıradan bir hale gelmiş.

Bakın Hıncal Uluç ne diyor Fenerbahçe- Ankaragücü maçıyla ilgili:

F.BAHÇE-A.Gücü maçı cumartesi günü oynandı. Pazar sabahı 6 büyük gazeteyi okudum, bir tanesinin manşetinde hakemin maçı F.Bahçe’ye hediye ettiği yoktu. Bir tanesinin maç yazısında F.Bahçe’nin ‘kale çizgisini yarım metre geçen topun gol olarak verilmemesi sayesinde kazandığı’ yazılı değildi. Ayrıca her gazetede ortalama 5 gazeteci var maç yorumlayan. Bir tanesi yazısına ‘Aziz Yıldırım, federasyona ve hakemlere giydirdi, “Bunları temizleyeceğim” dedi. Bir gün sonra hakemler F.Bahçe’nin yediği golü göremediler, çalamadılar’ bağlantısı kuramamış. Bu golle A.Gücü küme düşebilir, o avanta 2 puanla F.Bahçe şampiyon olabilir, Şampiyonlar Ligi’ne gidebilir. Sadece maçın skorunu değiştirmedi hakemler. Ligin kaderini değiştirdi.

Yani Hıncal Uluç o topun kalenin içine yarım metre girdiğini görmüş. O kadar emin ki bundan bir de medyayı eleştirmiş. Siz nasıl yarım metre içeri giren golü göremezsiniz.

Türkiye'de spor medyası öyle bir durumda ki popo silmek için kullanılan tuvalet kağıdıyla bilimsel bir top çizgiyi geçip geçmedi tartışması başlatılıyor ve karar veriliyor. TOP ÇİZGİYİ GEÇTİ. Bir de üzerine medyamızın duayeni Hıncal Uluç patlatıyor bombayı. "Ey spor medyası, sen çizgiyi geçen topa gol demişsin ama bunun Aziz Yıldırım'ın demecinden sonra oluşan bir durum olduğunu yazamamışsın."

Peki bu duayenimiz topun çizgiyi geçtiğini görmüşte Fenerbahçe'nin yediği golden önceki kabak gibi faülü görememiş mi? Görmüş görmüşte yazmamış işte. Unutmuş...

O top çizgiyi geçmişte olabilir, geçmemişte olabilir. Bunu bizim bilmemize imkan yok. Ancak Hıncal Uluç'un bu yazıyı yazarken gönderdiği sinyalleri ve amacını az çok bilebiliriz. Hıncal Uluç diyor ki: Hakemler Fenerbahçe'yi yakarsa canları sağolsun, görmeyiz, duymayız, söylemeyiz... Ancak tartışmalı bir pozisyonda Fenerbahçe lehine karar verirlerse eğer yandılar...
Mesaj alınmıştır...


Bir de şu piero olayına kafam takıldı. Ölçüleri tutturamadıkları için ölçememişler topun çizgiyi geçip geçmediğini. Aklıma şu soru geldi:

1989-1990 sezonundaki Fenerbahçe-Beşiktaş maçında Fenerbahçe stadının boyutları da farklıydı, topun boyutları da farklıydı. 20 sene önceki o boyutları tutturup topun çizgiyi geçtiğini hem de kaç santim geçtiğini söyleyebilen Lig TV bugün bunu nasıl yapamadı? Acaba o da mı yalandı? Yoksa bugün ölçtüklerinde istedikleri sonuç çıkmadı mı? Bana bunun yanıtını versinler ben bu blogu kapatayım...


Not: Hıncal Uluç'un bu yazısı hakkında beni uyaran ve bilgilendiren Blog'umun takipçilerinden sevgili Mustafa Halıcı'ya çok teşekkür ederim.


12 Aralık 2009 Cumartesi

Nadia Comaneci



Unutulmaz jimnastikçi Nadia Comaneci...Onun estetik ve harika haraketlerle dolu gösterilerini izleyerek büyüdük. Gelmiş geçmiş en büyük sporculardan biridir.

Nereden aklına geldi gece gece Nadia Comaneci diyeceksiniz. Bu gece Maraton'u izlerken Erman Toroğlu'nun da en az Nadia Comaneci kadar yetenekli bir jimnastikçi olabileceğine inandım.

Ankaragücü'nün çizgiden çıkarttığı top tartışılıyor. Erman Hoca alıyor tuvalet kağıdını, ayağını üzerine koydu. Diğer ayağını açabildiği kadar açtı...Vücudunu ayarladı da ayarladı. Şöyle bir de tepeden baktı. Çizgiyi geçince ayarlamayı durdurdu. Biz kendisine artistik puandan 10 puan verdik. Gerçekten de yaşına rağmen hala formdaymış...Ancak yine de tebrik ederim. Pozisyonun gol olduğunu(!) herkese gösterdi...Sonra da lafını koydu Aziz Yıldırım'a...Gördün mü hakemleri diyerek. İyi de sayın Toroğlu sizin ayağınızın açısıyla Özer'in açısı, sizin duruş şeklinizle Özer'in durduğu yer bir mi? Sonra Piero'nun ölçüleri tutmuyor diyorsunuz. Piero bir geliyor ki herşeyi ölçen piero bunu ölçememiş...Ama top çizgiyi geçmiş!
Not : Yukarıdaki resimde Erman Toroğlu'nun arka ayağı ve göbeği ile Özer'in arka ayağı ve göbeği arasındaki mesafeye lütfen dikkat edin. Bu pozisyon bana göre kesinlikle gol değil.

Bakın o top çizgiyi geçmiş olabilir gerçekten de...Geçmemişte olabilir. Benim derdim gol olup olmaması değil. Fenerbahçe'nin verilmeyen penaltılarına "geçiniz, verse de olur vermese de olur", ofsayttan yediği gollere "yaniiii", diyen Erman Toroğlu, Nadia Comaneci gibi estetik hareketlerle Fenerbahçe'nin yediği golün nizami olduğunu ispat etmeye çalışıyor...Bu çabasını takdir ediyorum. Keşke Kayserispor maçında da Carlos'un Cangele'ye dokunduğu pozisyonda verilen penaltıda da sizi aynı hassasiyet içinde görseydik...

Maalesef size güvenmiyoruz Lig Tv ekibi ve Erman Toroğlu. Çünkü bugüne kadar karaya ak, ak olana ise kara dediniz...Bugün neden güvenelim?

6 Aralık 2009 Pazar

Fenerbahçe Kötü Oynuyor da...


Tamam Fenerbahçe iyi oynamıyor. Ama Fenerbahçe'yi bu sürece gelirken hangi etmenler etkiledi? Bunu tartışmamız gerek mutlaka. Maddeler halinde sıralayacağım.

1- Yönetimin her zamanki gevşek hali: Ya takıma gereğinden fazla güvenirler, ya kendilerine. Fenerbahçe Bursaspor maçından sonra Ali Koç'un kendi futbolcularını hedef gösterir hali ilginçti. Kamuoyuna şirin gözükeceğiz derken futbolcuları yalnız bıraktılar. Ben de Fenerbahçe sporcusu olsaydım "biz mücadele edince yönetim bizi suçluyor. Neden mücadele edelim ki" derdim. Galatasaray maçından sonra ise meydanı tamamen boş bıraktılar. O dönem rakip takım yöneticileri, güdümlü medya mensupları sürekli kamuoyunu oluşturdular. Hakemleri ve kurulları etkilediler. İstedikleri cezaları da verdirdiler. Fenerbahçe yönetimi ortalığı boş bıraktı ve Fenerbahçe ezildikçe ezildi. Koskoca Fenerbahçe kulübünün bu denli başıboş bırakılması affedilmeyecek bir hataydı.

2- Medyadaki Galatasaray egemenliği, Lig Tv Faktörü: Medya Fenerbahçeli yalanı ile perdelenen gerçekleri Fenerbahçelilerin artık anlaması gerek. Medya Fenerbahçeli falan değil. Bu yalanı ortaya atan kişilerin başında Hıncal Uluç geliyor. Ki kendisinin ne derece medyada etkili olduğu, spor müdürlerini, spor yazarlarını atadığını gayet iyi biliyoruz. Mesela Eskişehirspor maçından sonra Hürriyet.com.tr'de Fener'i ezen adam diye bir başlık var. Fener'i ezen adam olarak Adem'i gösteriyorlar. Düşünün ki Fenerbahçeli olan bir medyanın böyle bir başlık atacağını. Aklınız alıyor mu? Milliyet Gazetesinde olan şeyleri ise burada yazmıyorum bile. Orada Fenerbahçeli futbolcularının annelerine edilen küfürler bile komik bir olay gibi başlıklara konulabiliyor.

Gelelim Lig TV'ye. Lig TV'deki yapılanmayı yazdığım yazıların ardından bundan bir kaç yıl önce Aziz Yıldırım beni aradı ve bazı bilgiler istedi. Bildiğim şeyleri söyledim. Yüz yüze görüşmek istedi ancak o dönem Kanal 24'teki işlerimin yoğunluğu nedeniyle gidememiştim. Fenerbahçe yönetimi aslında Lig TV'deki olayın farkında. Orada nasıl bir yapılanma olduğunu, Fenerbahçe'nin orada ne derece yalnız olduğunun farkında. Ancak aradan geçen yıllara rağmen Lig TV'de bu olaylar devam ediyor. Erman Toroğlu hakemler ve federasyon üzerinde etkili bir isim. Ne zaman neyi işaret etse oluyor. Bilica'ya ceza dedi, Emre'ye ceza dedi, Fenerbahçe'ye ceza dedi hepsi gerçekleşti. Bunun farkında olan Erman Toroğlu hakemlere Fenerbahçe'nin sahasında hep cesaretli olmaları telkinini verdi. Fenerbahçe maçlarına gelen hakemler hata yapsalar da Erman Hocalarının yayınlarda bu hatalarını telafi edeceğini biliyorlardı. Yine en yakın olduğu için dünden örnek verelim.

Lugano'nun verilmeyen penaltı pozisyonunda hakemin önü açık. Görmemesine imkan yok. Fenerbahçe lehine bir durum olsa Erman Toroğlu bu durumu hakemin aleyhine kullanırdı muhtemelen. O yüzde yüzlük penaltı pozisyonunda bile birşeyler aradı ve buldu Toroğlu. Bakın Selçuk'ta Eskişehirsporlu futbolcuya dokunmuş dedi. Penaltı dememek için elinden geleni yaptı. Aziz Yıldırım'ın önümüzdeki günlerde kendilerine de çok sert çıkacağını gayet iyi bilen Şansal Büyüka son 2 haftada olduğu gibi bu hafta da işi yumuşatan iyi polis rolündeydi. Aman Erman hocam bu kesin penaltı dedi.

Pozisyonlar devam etti. Bilica'nın düşürüldüğü ve Fenerbahçe'nin gol yediği pozisyona geldik. Tüm Türkiye gördü ki orada rakip oyuncunun ayağının üst kısmı Bilica'ya sert bir şekilde çarpıyor. Futbol oynayanlar bilir ki öyle bir pozisyonda yani ters dönerken rakibin küçük bir hamlesi bile sizi bozar ve düşürür. Bunu Erman Toroğlu'ndan iyi kimse bilemez. Buna rağmen kötü niyetli bir şekilde faul değil dedi.

Onu da geçtik. Maçın son dakikaları. Yine hakemin hemen önünde bir pozisyon. Buz hokeyi izleyen varsa orada oyuncular kavga ederken birbirlerinin formalarını yüzlerine geçirmeye çalışırlar. Eskişehirsporlu Veysel Bilica'nın formasının altından tutmuş ve neredeyse formasını üzerinden çıkartacak şekilde çekiyor. Abartılı bir şekilde yapıyor bunu. Peki Erman Toroğlu ne diyor buna sizce? "Geçiniz, böyle pozisyon çok oluyor"

Peki geçtik. Ama aynı poziyonlara başka takımlar için penaltı dediğiniz onlarca yorum var Sayın Toroğlu. Yarın Fenerbahçe kulübü bunları basın toplantısında ispatlarsa geçiniz diyebilecek misiniz?

3- Futbolcular: Benim en masum gördüğüm onlar. Ne yönetim haklarını savundu, ne medyada hakları verildi. Sürekli aslanların ağzına yem olarak atıldılar. Son olarak Kazım ve Önder'in olayları ise tüm şimşekleri futbolculara doğru çekti. Eğer Fenerbahçe'de oynamak istiyorlarsa kendilerine çeki düzen vermeliler ve mutlaka işlerini iyi yapmalılar.

28 Kasım 2009 Cumartesi

Yeni Hedef Gökhan mı?


Erman Toroğlu, Bilica ceza alır dedi aldırttı. Oysa sahada yaklaşık 10 oyuncu birbirine girmişti.
Kazım 4 alır dedi. 4 maç ceza verildi. Hem de aynı hafta hakeme küfreden ve sonrasında hakemin üzerine yürüyen Eskişehirsporlu Doğa 3 maç ceza almışken.

Erman Toroğlu cezanın açıklamasını yaptı bu akşam Maraton'da. Meğerse gözlemciler işi gücü bırakmışlar, Kazım'ı koridorlara kadar takip etmişler. O sırada sahada birşey olsa gözlemci falan Kazım'ı takip ettiği için raporlarda yer almayacak. Neyse buna da doğaldır diyelim. Kazım meğerse duvarları yumruklamış soyunma odasına giderken. Erman Toroğlu gözlemcinin raporunu okumuş bu nedenle ceza verildiğini söylüyor. Tabi kimse o gözlemci raporunun eline nasıl ulaştığını sormayacak. Biz de sormayalım.

Ancak kafama asıl takılan şey Erman Toroğlu'nun bu kez de Gökhan'ı hedef göstermesiydi. Güya Gökhan, Beşiktaş tribünlerine el hareketi çekmiş. Bunu Beşiktaşlı taraftarlar söylemiş. Benim bildiğim Fenerbahçe taraftarları da Galatasaray maçında Arda'nın tribünlere hareket çektiğini söylemişti ama Maraton'da tek kelam edilmedi...Demek ki bundan sonra Maraton'da kelle alırken yeni referans kameralarının yakalayabildikleri de değil. Artık olayı aştılar ve tribündekilerin söyledikleri üzerine hedef gösterme olayına başladılar.

Şimdi göreceğiz. 3 vakte kadar Gökhan'a en koyusundan bir kırmızı kart, kameraların yakaladığı bir hareket, ya da gözlemcinin soyunma odasına kadar takip etmesiyle ile bir ceza verilecek mi verilmeyecek mi?

26 Kasım 2009 Perşembe

Erman Hoca Ne Derse O!


Birkaç gün önce yazmıştım. Erman Toroğlu Maraton'da Colin Kazım'ın alabileceği muhtemel (!) cezayı eliyle göstermiş ve Şansal Büyüka'da aman hocam yapma sonra bizden biliyorlar demişti.

Ne hikmetse bugüne kadar küfürden 3 maç ceza veren PFDK Kazım'a birden bire 4 maç ceza veriverdi. Aynı hafta bir başka maçta hakeme küfreden Eskişehirsporlu Doğa ise 3 maç ceza aldı. Demek ki cezaların standardı yok. Ya da buna Erman standartları diyebiliriz. Fenerbahçe'liyse hedef göster hatta rakamı bile söyle.

Halbuki bu ülkede rakibine sağ kroşe vuran Keita 3 maç ceza almıştı. Rakibe yumruk atmanın cezası 3 maç, "fuck" demenin cezası ise 4 maç. Kazım'ın yerinde olsam bundan sonra küfür edeceğime direkt olarak rakibe yumruk atarım. İngiltere'de küfür bile kabul edilmeyen bir kelime bu ülkede 4 maç ceza almanıza neden olabiliyor Fenerbahçeliyseniz. Neden? Çünkü Erman Hoca eliyle 4 işareti yaptı!


Yine tahmin ettiğim gibi bütün hafta boyunca hakem Fırat Aydunus neredeyse tartışılmadı. Zaten normali bu. Tartışmasınlar. Ama bunu da renklere göre yapıyor medyamız. Eğer bu maçı Fenerbahçe kazansaydı hafta boyunca "Fenerasyon" masalları dinleyecektik. Hafta boyunca demeç vermemiş Beşiktaş yöneticisi, futbolcusu, malzemeci kalmamıştı. Beşiktaş yazarları ağlamaktan gözlerinden yaş kalmamış bir halde inliyorlardı.

Herkese eşit olarak yaklaşmalı medya. Lig TV'den umudumuzu çoktan kestik. Medyanın bir kısmından da kestik. Hiç olmazsa az sayıda kalan namuslu medya çalışanları Sezar'ın hakkını Sezar'a versinler.

22 Kasım 2009 Pazar

İbrahim Altınsay ve Lig Tv


Bana göre Türkiye'de spor adamları içinde en iyi ilk 5 yapılsa bir tanesi İbrahim Altınsay olacaktır. Spormax'ten izlediğimiz İngiltere Premier Ligini yorumluyor.

Olaylara pozitif bakışı, futbolu sadece futbol olarak görmesi, sürekli olarak verdiği bilgiler ile bize inanılmaz bir keyif yaşatıyor. Kendisiyle Cine5'te birlikte çalışma şansım olmuştu. Türkiye'nin sayılı TV yöneticilerinden biriydi o dönem. Bize her zaman spora pozitif bakmamız gerektiğini söylerdi. Olaylara negatif açıdan yaklaştığımızda bizi uyarırdı. Hayatımda tanıdığım futbolu en çok seven insanlardan biridir. İngiltere'de Fulham'ın koyu bir taraftarıdır. Türkiye'de ise bilindiği gibi Beşiktaş.

Eğer gerçekten futboldan zevk almak istiyorsanız, futbolu seviyorsanız size tavsiyem İbrahim Altınsay'ı takip edin. Ha eğer futbolun bir oyun olarak değerlendirilmediği, sürekli olarak negatifliklerin konuşulduğu, manipülasyonların yapıldığı, birilerinin kayırıldığı, birilerinin kollandığı, ahbap çavuş ilişkilerinin herşeyden önde geldiği bir yayın izlemek istiyorsanız sadece kumandanızı elinize alın ve bir kanal geriye gidin. Lig tv size futbolun karanlık yüzünü fazlasıyla verecektir.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Bir Lig TV Rüyası

Hafta sonu oynanacak Beşiktaş-Fenerbahçe maçından sonra bir çok polemik olacak. Buradan eleştireceğiz. Medyanın yanlı yazarlarını yerden yere vuracağız. Ancak gelin hayal dünyamızı harekete geçirelim ve bir derbi ertesi rüyası yaşayalım beraber.

Karşılaşma oynanıyor ve x takım kazanıyor. Maç sonrası iki takım da gergin. Biri kazanamadığı için gergin diğeri kazandım ama bakalım bu kez ne mazeret bulup bu galibiyet keyfimi yaşatmayacaklar diye gergin.

Açıyoruz maç sonrası Maraton'u. Ersun Yanal ilk kez oynanan futbolu beğeniyor. İki takımın da iyi oynadığını ellerinden gelen herşeyi yaptığını söylüyor. Gördüklerimizin tersini anlatmıyor bize. Annem bile şaşkın. Bu adam değil miydi geçen gün benim kadar bile futbolu bilmediğini gösteren diyor. Dur annecim bu bir rüya bozma diyorum.

Maç sonu spikerler canlı yayın röportajlarında çanak sorular sormuyor. Mesela bu maçta görev yapmayacak olan Bahri Havadır rüya bu ya bu maçta görev yapıyor ve teknik direktöre "herhalde hakem hakkında birşeyler söyleyeceksiniz" diye bir soru sormuyor. Teknik direktör hakem hakkında konuşmadıktan sonra nasıl olur, sizin aleyhinize bir sürü hata yaptı diye teknik direktörün üzerine de yürümüyor, güzel tarafı teknik direktörün oynattığı futbol hakkında onu sorguya bile çekmiyor.

Maçı anlatan Melih Gümüşbıçak harika anlatımı nedeniyle herkesten tebrik alıyor. Beşiktaşlı olduğunu bu kez hiç belli etmemiş. Hakemi maç boyunca haklı-haksız yargılamamış. Maçı objektif bir şekilde anlatmış.

Gümüşbıçak söz stüdyomuzda diyor ve Şansal Büyüka hiç bir kulübün simgesi olmayan bir kıyafetle karşımızda ve son derece güler yüzlü. Ortaya çıkan skor onu hiç üzmemiş. Çünkü kendisini ilgilendirmediğini düşünüyor. Sahadaki güzel olayları anlatıyor sadece. Olaylara hiç kötü tarafından bakmıyor. Hatta Erman Hoca'yla konuşmuş programdan önce ve bak Erman Hocam, bizim Aziz Yıldırım'la aramız kötü olabilir ama bu bizim objektif yayıncılığımızı engellememeli demiş. Erman Hoca'mız da ilk kez ön yargısız olarak yayına çıkmış. İlk kez ak olan şeye kara demiyor. Yayından önce penaltı dediğine yayında penaltı değil demiyor. Yani bildiğimiz tarafsız bir biçimde yorum yapıyor.

Hatta her insanın hata yapabileceği gibi Erman Toroğlu'da yayın sırasında hatalı bir yorum yapıyor bir takım aleyhine ve bunu tüm Türkiye şaşkınlıkla izlerken Şansal Büyüka hemen araya giriyor ve ilk kez şöyle diyor: Aman yapma hocam, mantık var, nizam var. Sen bundan önce x takım için aynı pozisyona yüzde yüz penaltı demiştin. Şimdi neden tersini söylüyorsun.
Erman Hoca bunun üzerine hiç kıvırmıyor ve "gerçekten de öyleydi. İki pozisyon da aynıydı. Bu yanılgım nedeniyle tüm izleyicilerden özür dilerim" diyor
Herkes şaşkınlık içinde bu objektif yayını izliyor. Sıra piyero'lara geliyor. O da ne ilk kez ofsayt çizgileri takıma göre çizilmemiş. Kural neyse ona göre çizilmiş. Yani oyuncuların kaleye en yakın olduğu noktadan. Mesela ayaklarının ucu ilerideyse ofsayt çizgisi oradan çekilmiş, poposundan değil. Tüm izleyiciler şaşkın tabi. Ayrıca hiç bir futbolcu hedef gösterilmemiş. Görüntüler takımına göre değil her iki takıma da eşit bir şekilde yaklaşılırak kayıtlardan çıkartılıp yayına verilmiş.

Neyse bu tarafsız yayının ardından maçın 3 dakikalık özeti ile yayına veda edecekler. Ben içimden diyorum ki buraya kadar iyi sıktılar ama şimdi patlayacaklar işte. Çünkü benim bildiğim Ultraslanlı Sakal Murat bu özetlere mutlaka bir güzellik düşünmüştür. Yine yanılıyorum. İki taraf içinde inanılmaz derecede objektif bir şekilde özetler verilmiş. Hatta 3 dakikalık özet 5 dakika yapılmış bu maça özel ki kimsenin hakkı yenmesin. En küçük detayı bile koymuşlar.

Gece oluyor. Bloga birşeyler yazmam gerek. Oturuyorum. Yazacak birşey bulamıyorum. Yazıyorum siliyorum. Şişiyorum hatta. Çıkmıyor eleştirecek bir konu. "Blogumuz medya dünyasındaki kusursuzluk nedeni ile geçici süre kapanmıştır" yazısını asıyorum. Ve maçın tekrarı için tv başına geçiyorum yine. Rüyamda böylece son buluyor.

Siz bu yazdıklarımı rüyanızda da görseniz inanmayın yine de. Çünkü ne Lig Tv ekibi değişir ne de onlar değişse bile ben onların samimiyetine inanırım bu saatten sonra.

5 Kasım 2009 Perşembe

6 Ceza 6'sı da Fenerbahçe'ye!


Şekip Mosturoğlu NTVSpor'da katıldığı programda açıkladı. Bugüne kadar tv görüntülerinden 6 ceza verildi ve bu cezaların 6 tanesi de Fenerbahçe'ye verildi. Bu blog'da aylardır savunduğum görüşlerin bir teyidiydi bu görüş. Lig Tv maalesef istediğine ceza aldırıyor istemediğine aldırmıyor.


Geçtiğimiz sezon Galatasaray-Fenerbahçe maçından önce Arda Turan Galatasaray tribünlerini selamladıktan sonra Fenerbahçe tribünlerine dönüp kol haraketi yapıyordu. Bütün yumruk şovları çeken Lig TV'de o görüntü hiç yayınlanmadı. Tesadüf eseri maça giden bir Fenerbahçe taraftarının kameraya çekmesiyle bu olay ortaya çıktı. Ama bu görüntüler biraz geç ortaya çıktığı için Arda'nın ceza almasına yetmedi.

Yine bu sene daha önce de yazdığım gibi Fenerbahçe maçında Galatasaray'ın attığı golden sonra Hakan Balta ve Nonda'nın Fenerbahçe tribünlerine yaptıkları kol haraketleri Lig Tv'nin özetlerinde ve Maraton programında yoktu her nedense. Peki Arda'nın Cristian'ın üzerine yürürken ettiği küfürlerin kesilmesi? Cristian'ın annesine küfür ettiği canlı yayında verilen görüntüde açık açık görülürken ne Maraton'da ne de özetlerde bu küfür yer almadı. Yine geçen sene Emre, Cangele ile girdiği dialogdan dolayı 3 maç ceza almıştı. O maçta kameralar Emre'yi çekerken Cangele'yi bir türlü göstermemişti. Emre'nin Cangele'nin hangi haraketine karşılık o haraketi yaptığını da görememiştik. Amaç Emre'ye ceza aldırmaktı çünkü. Cangele gösterilse o ceza olmayacaktı belki de. Demek ki bu ülkede kimin ceza alacağına Erman Toroğlu, Şansal Büyüka ve Lig TV'nin fanatik prodüktörleri karar veriyor.

Artık bu işi iyice çözdük. Eğer bir pozisyon Fenerbahçe aleyhineyse Lig TV ne yapıyor ne ediyor o görüntüyü buluyor ve cezayı daha pazar akşamı kesiyor. Kaç maç olacağını da Erman Toroğlu söylüyor programda. Eğer Galatasaray aleyhineyse o görüntü her nedense bulunamıyor. Bir anda buharlaşıp uçuyor.

Bana gelen duyumlar Fenerbahçe'nin bu konuda ciddi bir çalışma için olduğunu gösteriyor. Gelecek seneki yayın ihalesi için yabancı bazı şirketlerle görüşüyorlar. Umarım bizi Lig TV işkencesinden kurtarırlar.

30 Ekim 2009 Cuma

Bahri Havadır, Alex'in eşini hedef gösterdi


Bu nasıl bir gazeteciliktir? Sen Galatasaray'ın amigosu musun be adam! Lig tv'nin taraflı yayınlarına alışığız. Senin orada sorduğun güdümlü sorulara da alışığız. Hadi orada müdürün izin veriyor. Ya Akşam Gazetesindeki şu son yazına ne demeli? Sen nasıl bir bayanı eğitim düzeyi belli olan bir tribüne hedef gösterirsin? Yarın öbür gün birileri de senin karını, çoluğunu çocuğunu hedef gösterirse ne diyeceksin? Yazıklar olsun.

Bahri Havadır:

Alex Galatasaray'a iki gol attı, sahanın yıldızlarındandı. Kendimize benzettiğimiz eşi ise tribünde, kocası gol atınca Galatasaraylı taraftarlara dönerek garip işaretler yaptı, orta parmaklarını da bu işaretler sırasında kullandı. Doğrusu enteresandı.

Aynı görüntüleri bende izledim. Alex'in eşi kesinlikle Galatasaray tribününe orta parmağını göstermiyor. Ama bu tribün yalakası adam 3 tane yöneticiden 2 tane amigodan aferin alacak diye Alex'in sempatik eşini bile Galatasaray tribünlerine hedef gösteriyor. Ligin 2. devresindeki maçta en küçük bir olay olursa sorumlusu sen ve senin gibi medya mensubu bile diyemeyeceğim yaratıklarsınız. Bu ne rezilliktir ya. Bu kadar mı ayaklara düştü gazetecilik mesleği. Gidin Galatasaray tribününden kombinenizi alın, bağırın çağırın, küfür edin. Ama bu iğrenç fikirlerinizi de kendinize saklayın. Zaten eğitim seviyesi düşük olan tribünleri gererek ne kazanacaksın?

Bak Havadır. Sen 3 paralık bir muhabir bile değilsin. Hatta sende suç yok. Sana o köşeyi veren en büyük suçlu bu bir tarafa biraz insanlıktan nasibini almış bir insan olsan bile böyle bir yazı yazmazdın. Sana gazeteci diyen ve o sarı basın kartını verenlerde aramak gerek suçu. Yazının geri kalan kısmını konuşmuyorum bile. Baştan aşağı rezillik diz boyu.

27 Ekim 2009 Salı

Toroğlu mu Yönetiyor?


Çok merak ediyorum bu işin nasıl olduğunu.
Pazar akşamı Erman Toroğlu hedef gösteriyor.
2 gün sonra söylediği şey oluyor.
Daha önce Emre hakkındaki isteği gerçekleşmişti Toroğlu'nun.
Pazar günü karşılaşma öncesi olan olayları izledikten sonra da infazı yine Toroğlu kesti.

Bilica'yı sevkedecekler ceza kuruluna dedi. 48 saat dolmadan Bilica ceza kurulunda.

O zaman hakemler, gözlemciler, pfdk, tahkim kurulu ne işe yarıyor? İnfazı nasılsa Toroğlu kesiyor.Bıraksınlar pazar günü Erman Toroğlu görüntüleri izlesin. Kime ne ceza veriyorsa kararını versin. O sıralar hangi camiayla yakınsa eyyamını da yapsın.

Eyyamcı Toroğlu 2-3 kamerayla görüntülenen Hakan Balta'nın ve Nonda'nın tribünlere yaptığı kol haraketlerine tek bir yorum dahi yapmadı. Düşünsenize bu hareketleri Fenerbahçeli bir futbolcunun yaptığını? Ne derdi Toroğlu? Lisansını bile yırtabilirdi.

İşte Türk futbolunun hali. Manipülasyonlar, taraflı yorumlar, taraflı yorumcular, mantıksız sözler ve maalesef iradeyi elinde tutamayan bir federasyon. Türk futbolu bir adım ileri gidemez bu manzarayla. Öncelikle medyayı temizlememiz lazım sonra Türk futbolundaki Ulusoy kalıntılarını.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Lig Tv Kandırmacasının İspatı !

İşte size Lig Tv'nin insanları nasıl kandırdığının resmi. Khalkedon forumlarından ANC yakalamış. Ziyaretçilere kapalı bir forum olduğu için link veremiyorum ancak bence Lig Tv yayınlarında olan şeylerin en güzel göstergesi olmuş. Aylardır bu blogta bas bas bağırıyorum. Lig Tv'de görüntülerde manipülasyonlar uygulanıyor, kandırmacalar yaşanıyor diye. Dün gece size bu konuda bazı örneklerden oluşan bir yazı yazmıştım.

İlk resim Lig Tv yayınından. Çizgiyi çektikleri an muhtemelen Vederson topa vurduktan sonra. Kandırmaca orada başlıyor zaten. istedikleri gibi çekiyorlar çizgiyi. İnsanlar sorgulamıyor bu çizgileri. Oysa bu çizgiyi kimlerin çektiğini Cine5'in zamanında futbol sorumluluğunu yapmış olmam nedeniyle gayet iyi biliyorum. Lig Tv ekibindeki fanatik Galatasaraylıları yıllardır deşifre etmeye çalışıyorum zaten.




İkinci resim ise Khalkedon forumlarından ANC'nin yakaladığı resim. Göröntüyü kare kare ilertletmiş ve Vederson'un topa dokunduğu anı yakalamış.Görülüyor ki top kesinlikle dışarıda değil. Bunu hem Leo Franco'nun durduğu yerden, hem Vederson'un yere düşen gölgesinden anlayabilirsiniz. Kendisini tebrik ediyorum ve yorumu size bırakıyorum.

Hazımsız Lig Tv Hazımsız Toroğlu!


Hazımsızlık diyorum. Şu an ailecek Maraton'u izliyoruz. Herkes hayretler içinde Erman Toroğlu'nu izliyor. Bir insan nasıl bu kadar taraflı nasıl bu kadar kötüye kullanabilir bulunduğu konumu. Fenerbahçe rakibini ezmiş. Şu an saat 00.30'a geliyor ve futbolun "f"'si bile konuşulmadı henüz.

Sezon başında Galatasaray'ı kimse tutamaz, ezer geçer, galaktikos diyen Erman Toroğlu dediklerini yutmak zorunda kalırken Fenerbahçe'nin ezici üstünlüğünü küçümsemek için elinden gelen herşeyi yaptı. Bu yazıyı yazarken inanın hayretler içindeyim. Duyduklarıma inanamıyorum.

Herşeyden önce şunu söyleyeyim Lig Tv ofsayt çizgisindeki hilelerine açık bir şekilde devam ediyor. Savunma oyuncusunun kılı bile önde olsa ofsayt çizgisi oradan çekilir. Galatasaraylı futbolcunun ayağı Carlos'tan önde olmasına rağmen ofsayt çizgisi her nasılsa tam Galatasaraylı futbolcunun ortasından geçiyor. Pozisyon kesin ve kesin ofsayt değil. Hazımsız Lig Tv burada da yapacağını yapmış.

Arda'nın maç başındaki tahrikleri ile ilgili tek bir yorumda bulunmayan, Keita'nın attığı yumruğa normal diyen, Alex'in penaltısına penaltı değil diyen, Nonda'nın kendini atmasına yanlış karar diyen, Lugano'nun Servet tarafından çekilmesine hiç bir şey yok diyen adam bu adam bu ülkenin en çok konuşulan spor adamı oluyorsa medyamızın ne kadar rezil bir durumda olduğunu lütfen ellerimizi başımızın arasına alıp düşünelim.

Bu ülkede senelerdir Ali Sami Yen stadındaki Fenerbahçe maçları inanılmaz olaylara sahne oluyor. Olaysız bir Ali Sami Yen derbisi hatırlamıyorum bile. Bunlara yıllardır sessiz kalan Toroğlu ne oldu da bugün bu kadar rahatsız oldu?

Bu tiyatronun bir diğer aktörü hatta gizli aktörü Şansal Büyüka ise her nasılsa sessiz kalıyor ve kendini gizlemeye çalışıyor. Arda'nın herkesi tahrik ettiği pozisyonda sizde kendi stadınızda bunu yapın diyen Erman Toroğlu açık ve aleni bir şekilde insanları tahrik etmeye çalıştı. Sporda şiddet yasası eğer savcılar tarafından uygulansaydı şu an Digiturk binasının önünde polis bekliyor olurdu herhalde. Bir insan bu kadar rezil olabilir mi? Bir insan bu kadar meydanı boş bulabilir mi?

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz, nasıl bir medyamız var bu gece bir kez daha tanık olduk. Fenerbahçe yönetimini lig tv'yi soyunma odasına sokmadığı için tebrik ediyorum. Eğer soksalardı daha ne tahrikler görecektik kimbilir.

23 Ekim 2009 Cuma

Lig Tv Soygununa Kim Dur Diyecek?


Herşey aslında Aziz Yıldırım'ın katıldığı bir tv programında yayıncı kuruluşun ihalede kapıyı en az 400 m Euro'dan açması gerekir sözleri ile başladı. Bunun üzerine Şansal Büyüka ve ortağı Erman Toroğlu Aziz Yıldırım'a her fırsatta verip veriştirdiler. Ligimizin kalitesiz olduğuna vurguda bulundular sürekli.

Ligimizin kalitesine bu kadar önem veren Büyüka ve Toroğlu kalitenin parayla olabileceğini unutmuşlardı sanırım. Çünkü Dünya'nın dev kulüpleri naklen yayınlardan neredeyse senelik 100 m Euro'lar kazanırken Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi kulüplerimiz 15 m dolar kazanıyorlardı. Ve biz onlardan bu devlerle mücadele etmelerini istiyorduk. Yani lig tv yayınlarında yapılan manipülasyonlar ve yalanlar, kandırmacalar hep aynı nedenden kaynaklanıyordu. Yaklaşan ihale. Sırtını Türk futboluna dayamış olan yayıncı kuruluş bir kene gibi emiyordu kulüplerimizi. Bunu yaparken de neredeyse sadaka denilecek bir parayı hemde zaman zaman kur ayarlamaları yaparak ödüyordu.

Evet ligimiz çok kaliteli değil ama bunun en büyük nedenlerinden biri de yayıncı kuruluşun aç gözlülüğüdür. İşte bu konuda Adıkonamaz sitesinden Ahmet Bedri Koyun müthiş bir çalışma yapmış. Fenerbahçe taraftarını bilinçlendirmek ve yaklaşan ihale öncesi sorgundan herkesin haberdar olmasını istemiş. Bu yazıyı herkesin dikkatlice okumasını öneriyorum. Hatta hangi takım taraftarı olursa olsun bu yazıyı gazetelere ve kulüp yöneticilerine ulaştırmasını rica ediyorum. Çünkü bu kandırmaca artık bitmeli. Link aşağıda.

http://www.adikonamaz.com/forum/f2/digituerk_lig_tv_soygununa_dur_diyecek-5206/

6 Ekim 2009 Salı

Havadan mı Havadar mı? İşte size Bahri Havadır

Bana taraflı diyorlar. Tabiki taraflıyım. Fenerbahçeliyim. Bu benim kişisel blogum. Mesleğim gazeteci ama bu yazıları kamuoyuna mal olmuş büyük gazetelerde yazmıyorum ya da lig tv'de yorum yapmıyorum. Ben sadece Fenerbahçe gözlüğümle uzmanı olduğuna inandığım medyadaki çelişkileri yazıyorum. Aşağıda da yorumsuz olarak bir yazarın son bir kaç haftaki yazılarından örnekler vereceğim. Bu insan Lig Tv'de çanak sorularıyla tanıdığım Bahri Havadır. Skibbe'ye geçen sene bir maçtan sonra hakemi sormuştu. Yayında neredeyse dövecekti Skibbe'yi hakeme nasıl olur da iyi olur der gibi. Ankaragücü maçının ardından ise Riijkard'a öyle mahşer soruları sordu ki dedim herhalde adam yönetimden yetkili. Biraz araştırdım aşağıdaki yazıları ve çelişkileri ortaya çıktı. Ben fazla yorum yapmayayım da Bahri Havadır'ın havadan yazılarına yorumları siz yapın.

07.07.09
Bir Efsane Doğuyor!
Yıllarca sürecek bir yükselişin eşiğinde Arda. Bir doğuş bu; efsanenin doğuşu. O da Galatasaray'ın ölümsüzleri arasındaki yeri alacak yıllar sonra futbolu bıraktığında. Metin Oktay gibi, Hagi gibi, Bülent Korkmaz gibi, Hakan Şükür gibi.. En iyisi mi, siz şimdi doya doya seyredin geleceğin efsanesini. Koş Arda koş. Kim tutar seni!

(Aradaki bir kaç müthiş Galatasaray yazılarını atlıyorum)

24.08.09
Pardon Başkan!
Maçtan önce başkan Adnan Polat'a soruyorum:
'Takımı beğeniyor musunuz? Oynadığı futboldan memnun musunuz?' Beni şaşırtıyor... 'Daha istediğim düzeyde değiller' Sanki ne olacaksa... Bir tarafta Elano, diğer yanda Arda, öbür tarafta Milan Baros, ortada Ayhan, kenarda sihirbaz Keita.. Bu büyüleyici kadroya rağmen başkan yine de memnun değil..
Polat'ın beğenmediği takım böyleyse; kim bilir beğeneceği takım neler yapacak!
(Belki Polat artık Fenerbahçe'yi beğeniyordur.Bakalım ne yapacak)



01.09.09
Şef dediğin böyle olur!

Şunu söylemek lazım; teknik direktörlük bu işte... Oyun kötü giderken, hatta çok sıkışıkken, orkestranın bütün elamanlarının uyuduğu bir anda ortaya çıkarak bütün entstrümanların ahenkli çalmasını sağladı. İşte şef dediğin böyle olur.. Sahneye çıkar, aksaklıkları tespit eder, teneke sesi çıkaran orkestrayı uyumlu hale getirir. Tebrikler büyük şef..

(Ah Riijkard başına gelecekleri bir bilsen!)


15.09.09
2000 Ruhunun Ayak Sesleri!

Ali Sami Yen'in koridorlarında çiçekler açtı! Her gün suluyorlar! Bakıyorlar, koruyorlar, yeri geldiğinde birbirlerini kucaklıyorlar! Her gün yeni müzik, farklı tarzlar koridorlarda sevgiyi büyütüyor! Sevgi dediğim şey, Galatasaray'da her geçen gün yükselen 'takım olgusu'nun gözle görülür şekilde giderek artmasından başka bir şey değil... Uzun zamandır Ali Sami Yen koridorlarında bir müzik sesi duyamazdınız, bunu Sabri değiştirdi... Uzun zamandır Galatasaraylı futbolcular arasında sarmaş dolaş bir durum göremezdiniz, bunu Servet Çetin değiştirdi... Az İngilizce bilen Arda'nın, Kewel'la, Milan Baros'la diyalogları birbirlerini anlamaları, şakalaşmaları sempati yaratmaya devam ediyor... Emre Aşık gibi bir tecrübenin denge unsuru olması, Keita ve Nonda gibi yabancılara 'kol-kanat germesi' Ayhan gibi bir tecrübenin her an eksikliği kapatması takım olan Galatasaray'ın net artıları... Bunlara Ali Sami Yen'de, Rijkaard'ın 'disiplini ve sevencenliği' birleştirip her koşulda futbolcusuna kendine inandıran bir havada olmasını da ekleyin.. Anlayacağınız Ali Sami Yen eski havasını buldu yani... 2000 ruhunun ayak seslerini duyuyor gibiyim.

(Ey ruh geldiysen 2 kez tıkla)

28.09.09
Soğuk Duş!
Dün hepimizin günlerce manşetlere taşıdığı Galatasaray ne yazık ki hayal kırıklığı yarattı. Aslında Frank Rijkaard daha düne kadar zafer sarhoşluğu içerisinde olan futbolcularını her maç sonrasında uyarıp, “Sizi tebrik ediyorum. İyi gitmiyoruz. İyi de oynamıyoruz. Bir gün başımıza iş alacağız” demeyi unutmadı. Sanki lastiğin bir gün patlayacağını hissediyordu!

(Yoksa Riijkard kötü hoca mı?)

02.10.09
Kaza Canım, Kaza! Servet'in zamanlama hatalarını, Sabri'nin saçmalamalarını, Kewell'ın ruh gibi olmasını kim açıklayacak...? Arda'nın oyuna ağırlığını koyamamasını bana kim izah edecek ? Rijkaard gibi bir tecrübe hızını almış giden bir arabanın 'hafızasıyla' bu kadar oynanmayacağını bilemez mi? Pazılın bütün parçalarını birleştirdiğimiz zaman Galatasaray gibi bir rüya takımın 'Bir hafta içinde' neden bu kadar tepe aşağı gittiğini görmemiz mümkün...

(Evet Riijkard kötü hocasın. Sana söylediğim sözleri geri alıyorum)

05.10.09
BALON!
Yani üç haftadır tekleyen Galatasaray, gerçek bir balondu. Öyle bir patladı ki, o ses, o şiddet tüm sarı-kırmızılıları darmadağın etmeye yetti. Ayhan'ın, Mustafa Sarp'ın rezillik derecesinde koşuşturmasına, pas hatalarına ne yorum yapacaksınız? Defansı, forveti saymaya bile gerek yok. Açıkçası şımarıklığın bedelini Galatasaray, Ankara'da ağır ödedi. Hem de varlık içinde yokluk çektiği dönemde. Düşünün Ankaragücü'nde forvette Metin var, Galatasaray'da Milan Baros, orta sahada onlarda Semavi, Galatasaray'da Aydın. Ve birçok örnek. Bunun yanında yedi aydır maaş alamayan Ankaragücülü futbolcular.. Ama ne oldu; herkes gücünü zorladı, haddini bildi, aklını kullandı, düşüncelerini eyleme dönüştürdü. Özetle hepimiz tarafından erken havaya sokulan Galatasaray'ın gerçek yüzü ortaya çıktı.

(Sormazlar mı adama. Madem gerçek yüzü buydu daha önce neden uyarmadın? Hani Galakticos'tu? Hani kimse durduramazdı? hani Riijkard müthiş hocaydı? )

5 Ekim 2009 Pazartesi

Demek ki spor medyası bu işi bilmiyor.

Sezon başından beri yenilmez armada Galatasaray masallarını dinliyoruz. Başta Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu olmak üzere medya Galatasaray'ın ne kadar mükemmel ve süper bir takım olduğunu anlatıyor bize. Oysa bu blogta sezon başı yaptığım değerlendirmede şöyle demiştim. Galatasaray çok iyi forvetlere sahip ancak o kadar. 6 iyi hucum oyuncusu var. Bunların 4 tanesi oynarsa bile sorun olur. Yedekte kalacak yıldız oyunculardan da iyi performans beklemek zor. O nedenle Galatasaray bu ligte hayal kırıklığı yaratır.

Zaman içinde Galatasaray'ın oynadığı futbol beni yanıltmazken aldığı sonuçlar ise yanılttı. İnanılmaz maçlar oynadılar. Farklı kaybedebilecekleri Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarını farklı kazandılar. Oysa gerçekler farklıydı ve spor medyası ısrarla bu gerçeği görmüyordu. Hatta Şansal Büyüka Galatasaray'ın bu sene derbiler dışında puan bile kaybetmeyeceğini iddia etmişti.

Demek ki medyanın baronu Büyüka pekte anlamıyormuş futboldan. Spor medyası da pek ehil kişilerden oluşmuyormuş. Şu anda hiç beğenilmeyen Fenerbahçe Türk futbol tarihinin rekorunu kırmış durumda. O çok beğenilen ve berabere bile kalmaz denilen Galatasaray ise bitik durumda.

Sevgili spor medyası burada sizleri çok eleştirdim. Hatta zaman zaman alay ettim. Bu alaylarımın nedeni bugünkü gibi kroke duruma düşeceğinizi gördüğüm içindi. Dün Bahri Havadır, Lig TV'de Riijkard ile röportaj yaparken sanki hesp soruyor gibiydi. Normalden çok uzun bir röportaj yaptı. Riijkard sıkıldı ama pek renk vermedi. Galatasaray medyasını ateşli kadınlara benzetiyorum bazen. İstediklerini alamayınca çok saldırgan oluyorlar. Şimdi yarın Hıncal Uluç'ta Fenerbahçe hakemlerle kazanır der resmi tamamlar.

27 Eylül 2009 Pazar

Düşmanlığın Bu Kadarına Pes!


Lig tv yaptığı yayınlarla, yorumcularıyla, yönetmeniyle, maç özetlerini yapanıyla, Şansal Büyüka ve Erman Toroğlusu ile inanılmaz bir şekilde Fenerbahçe karşıtlığına devam ediyor.

Size Antalyaspor maçında basit görünen bir kaç şeyden bahsedeceğim.
Melih Şendil'i çok eskiden tanırım. O dönemler Fenerbahçeliydi. Hatta birlikte görevli olarak Antalyaspor- Galatasaray maçına bile gitmiştik 1999 yılında. Ancak son zamanlarda belki müdür yalakalığından belki başka nedenlerden kendini iyice kaybetmeye başladı.

Geçtiğimiz yıllarda bir Beşiktaş-Fenerbahçe maçında Fenerbahçe gol attığında normal birşey olmuş gibi anlatmasını arkadaşlarıma çevresindeki Beşiktaşlılar'dan korktuğu içindir diye açıklamıştım. Ancak son zamanlardaki yorumları insanı çileden çıkartacak şekilde.

Maçtan önce Kazım hakkında demediğini bırakmadı. "Daum nasıl olur da Kazım'a tahammül eder Ersun Hocam" gibi yönlendirmeli sorular sordu. Maç başladı Kazım mükemmel oynadı ve bir de gol attı. Tek yorum yok bunun üzerine.

Dakikalar geçti Antalyaspor beraberlik golünü attı. Ardından Ali Zoutini, Gökhan Gönül'e sert bir haraket yaptı ve kalkıp rakibini itti. Geçen hafta Şansal ve Erman abisi programda Keita'nın rakibine yumruk sallamasına etki tepki diye geçiştirmişlerdi. Ancak Melih Şendil acı ile kıvranan Gökhan'ın kalkıp hafifçe rakibini itmesine aynen şöyle dedi: Az önce gol atan Ali Zoutini'yi kaçıran Gökhan Gönül rakibine bu yüzden sinirlenmiş olmalı.! İnanabiliyor musunuz? Bu yorumu yaptı. Kahvehanede bile böyle bir yorum yapsa biri kafasına ıstakayı yer saçmaladığı için. Ki kahvehanede değiliz . Türkiye'nin yayıncı kuruluşunun 1 no'lu spikeri bu adam. Düşünebiliyor musunuz? Kalitenin ne kadar düştüğünü daha nasıl ifade edebiliriz ki?

Maç boyunca buna benzer sayısız saçma sapan yorumla tamamladı karşılaşmayı.
Neyse Maraton başladı kurtulduk Melih Şendil'den derken geçen hafta Keita'nın haraketine olur böyle şeyler hocam diyen Şansal Büyüka Gökhan'ın pozisyonunu ekrana getirmedi bile. O'nu da geçtik Semih'in gole giderken düşürülmesini de ekrana getirmediler.

Asıl skandal ise şuydu. Maç sırasında sahadaki topun ön hizasında olan ofsayt çizgisi Maratonda topun tam ortasına geliyordu. Yani Lig TV ekibi işi gücü bırakmış Semih'i ofsayt gösterebilmek için çizgiyi geriye kaydırmıştı. Hani ben gözlerimle görmesem, başkası bana anlatsa hadi oradan derdim.

Her zamanki gibi Fenerbahçe'nin yendiği rakip çok zayıf bir takımdı yorumcularımıza göre. Daha Fenerbahçe'nin güçlü bir takımı yendiğini göremedik zaten. Diyarbakırspor, Bursaspor ve Manisaspor tek yenilgilerini Fenerbahçe'den almış ama hayır onlar zayıflar. Çünkü pompalanan imaj Fenerbahçe'nin kötü olduğu halde kazanmış olması. Oysa Galatasaray'ın yendiği takımların hiç biri ligde ilk 10'da değil şu anda...

Son söz: Biz aptal değiliz... Ya bizi aptal sananlar?

21 Eylül 2009 Pazartesi

Pes Artık Toroğlu


Erman Toroğlu zorluyor da zorluyor. Fenerbahçe belki de son yılların en sakin maçını oynuyor Belediyespor'a karşı. Maçta 1'i faülden biri zaman geçirmenden 2 sarı kart görüyor.
Program başlıyor ve Erman Toroğlu'nun ilk sözü Fenerbahçeli futbolcuların agresifliği oluyor. Şansal Büyüka bu kadar da olmaz diyecek oluyor herhalde içinden ve müdahale ediyor. "Aman hocam bugün Fenerbahçeli futbolcular çok sakindi" Yok ama biri bişey oldu diyor Toroğlu. Şansal Büyüka ise maçın başından sonuna hiçbirşey olmadığını ısrarla vurguluyor. Toroğlu oradan ekmek çıkmayacağını anlıyor. Ve beni bir anda donduran sözü söylüyor. "Ama Daum'un eli kolu hiç durmuyordu. Daum sanırım futbolcularını kışkırtmak istedi. " diyor.

Yukarıdaki dialogları kulaklarımla duydum. İnanılmaz bir şey. Bu insanlar ciddiye alınıyorlar ve Türk medyasının 1 haftalık spor gündemini belirliyorlar. İşte Türk Spor basınının hali. Mafya babalarının başkanlık yaptığı Türk Futbolunda bu tarz adamların da Baron olması kaçınılmaz oluyor.