Follow @chemedya
Erman Toroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erman Toroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2010 Pazartesi

Tüm Zamanların En Çok Güldüren Dram Filmi; Telegol


Malum spor programı Telegol'ün kimyasını en iyi özetleyen sözle başlayalım; "Akıllı adam, aklını kullanır. Daha akıllı adam, başkalarının aklını da kullanır."

Yazıya esas girişi de gündem ağına takılan büyük balıkla yapalım; Arda Turan ve 18 yaş üstü mü yoksa 80 iq altı mı belli olmayan tartışma rüzgarları. Şu an çoğu kişi "evet bu konular çok aptalca, bunca tartışma ve hadsiz sözler gerizekalı adamlardan çıkar!" diyor içinden. Ama yanılıyoruz. Şeytan'ın en büyük başarısı, insanları var olmadığına inandırmaktır çünkü. Çünkü Telegol ve özellikle Ahmet Çakar'ın (ki Telegol'ün belkemiği, omurgasıdır, dikkat ederseniz bütün orta ve goller ondan gelir) başarısı da bu; konuşulan şeyler çoğu zaman önce "yine saçmalıyorlar" tepkisiyle dinleniyor ama 2 gün sonra gündeme oturuyor. Ya da tam tersi; önce Telegol'de konuşulan bir konu gündemde dolanıyor sonra da "yahu bu olayı neden büyüttük ki, içi boşmuş" tarzı öz eleştiriye yol açıyor insanlarda. Bu büyük bir başarıdır öncelikle, teslim etmeli hakkı.

Ahmet Çakar

Belirtmemde de fayda var; Ahmet Hoca'yı tanıdığım kadarıyla sever ve sayarım. Yumuşak kalpli, açıksözlü ve çok zeki bir adam olduğunu da düşünüyorum. Ki bu düşüncelerim onu tanımadan önce de vardı bende. Gazetede de yazmıştım bunu ilk günlerimde. O stüdyodaki herkesten -Telegol tarihi toplamındaki herkesten- daha kıvrak ve güçlü bir düşünce sistemi var. Dünkü programı ele alalım; herkes bir sağa bir sola yalpalarken, Erman Toroğlu "mert Anadolu erkeği" havasıyla "şimdiye kadar yaptığım, söylediğim her şeyin arkasındayım" sözlerini sıralarken Ahmet Hoca ne yaptı? Günah çıkarttı.
Arda olayından sonra herkes bu geceki Telegol'ü bekliyordu. Ya Arda ya da Erman Toroğlu, biri golü atıp maçı bitirmiş olacaktı. Ama kimden geldi son vuruş? Ahmet Çakar. Dün gece, Arda polemiğindeki çirkin tablodan yola çıkıp kendi hatalarını döktü ortaya ve "kamuoyunun takdiri" adlı altın golü tam anlamıyla hanesine yazdırdı. Ki bu günah çıkartma işini içtenlikte yapıp yapmadığını da bilemeyiz. Çünkü Ahmet Çakar bu; kimi zaman duygusal ve duyarlı bir adam, kimi zaman da TCK'ya göre hakaret etmeden hakaret edebilecek kadar kıvrak dilli bir meddah.


Serhat Ulueren

Serhat Ulueren'e gelirsek... Tanışıklığım olsa da karakteriyle ilgili yorum yapabilecek kadar tanımıyorum kendisini. O yüzden bir ekran yüzü olarak değerlendirmeliyim; dersini çok iyi çalışan ama sınıfın ön sırasına asla oturmayan bir öğrenci gibi. Bir kere şunu kabul edelim; modern zamanlarda medyanın geldiği tek nokta vardır; "hangi program ya da hangi gazete daha fazla reklam alacak?" Televizyon ve gazetelerin tek kriteri tiraj ve reytingtir artık. Doğal mı? Çok hem de. Gerçekten çok doğal. Doğru mu? Bunun cevabı ne kadar idealist olduğunuza, kültürel birikiminize, zeka seviyenize, yetiştiğiniz aile ortamına vs... birçok etkene bağlı olarak değişir. Ve buradan yola çıkarsak, Serhat Ulueren, şimdiye dek hazırladığı ve ortaya sürdüğü spekülasyon-tartışma-duyum haberleriyle her hafta bir şekilde gündemde tutmayı başarmıştır programını. Yani "hadi oğlum misafirlere numaranı göster" dediğinde her defasında yeni bir hareket çekmiştir Telegol gündeme. Bir diğer başarısı da Ahmet Çakar'ın olmadığı yıllarda programı ayakta tutabilmesiydi. Gerçekten başarıydı. Bunu da "spekülasyon politikasını" abartarak yaptı. Tabi tek kişilik dev kadro olan Adnan Aybaba komedisi de etkiliydi o dönemde...
Kısacası, özellikle tv programları "reklamların arasına konulan şeyler" olduğu için, başarılı bir tv programı tek bir şeyi iyi yapmalıdır; konuşulmak. Telegol'ü de, gördüğünüz ve okuduğunuz üzere, konuşuyoruz. Hem de yıllardır.


Erman Toroğlu

Erman Toroğlu'nun Lig Tv'den gönderildiği dönemlerdi. Bir akşam yemeğinde Erman Toroğlu'nu Telegol için düşündüklerini, Ahmet Çakar'la birlikte ayrı bir programda bir araya getirme tasarıları olduğunu söyledi Serhat Ulueren. O gün belirttiğim düşüncemin hala arkasındayım; bu iki agresif adam aralarında çatışmamalı, tek bir "kötü çocuk"un yettiği ortama ikinci bir "saldırgan rol" eklenmemeli! Yani bir konu üzerinde biri gerilim ve sert rüzgarlar yarattıysa öteki pasifleşmeli, sonra diğeri. Böyle bir denge kurulmalıydı bence.
Gerilim, komedi, dram... Hepsinin bir dozajı vardır. Eşikler aşılırsa fazla gerilim insanlara itici gelir. Her ne kadar Telegol'deki rol dağılımında zıt kutuplara yerleştirilmemiş de olsalar, mazisi olan bazı kişisel sorunlarından dolayı Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu sık sık kafa kafaya geliyorlar. Tartışıp gerginlik düzeyini yükseltiyorlar. Benim tahminim Erman Toroğlu'nun bu sezonu tamamlayıp Telegol'e veda edeceğidir.
Erman Toroğlu'nun ekrandaki yeriyle ilgili yorumda bulunmak istemiyorum. Gerek duymuyorum. Konuşmaya değer bulmuyorum. Ama, zamanında olduğu gibi, linç edilmeli midir? Hayır. Peki "uzman" sıfatını hakediyor mu? Asla. Hem de hiçbir konuda. Kabzımallığını bilmiyorum, o alanı dışarıda bırakabilirim. Voleyi vurmuş bir ekran yüzüdür bence. Sırrı da "şahsına münhasır" bir adam olmasıdır. Türk izleyicisine önce "ilginç" geldi sonra da bu ilginçliği sivri ve çoğu zaman belden aşağı sözlerle parlatıp durmuştur Erman Toroğlu. Cinsellik temelli esprilerin, dizilerin, hatta şarkıların epey tuttuğu ülkemizde Erman Toroğlu popüler olmasaydı, bu işte bir terslik var diye düşünürdük zaten.


Ziya Şengül, Adnan Aybaba, Gökmen Özdenak, Sinan Engin, Tanju Çolak

Telegol'ün kimyasını anlamak için bir diğer noktaya daha bakmalıyız; grup uyumu. Şimdiye kadar başarılı olmuş bütün müzik gruplarına bakın. Beatles, The Doors, Pink Floyd, Mfö... yükseldikleri dönemde grup içi uyum üst düzeydedir. Grup üyeleri karakterlerini ortaya koyup bir bütünü tamamlar; kimi yıldızı oynarken, kimi arkadaki sessiz ama çalışkan çocuk, kimi de sorumluluk almayan ama kendi enstrümanını en kral çalan adamdır. Telegol'deki yıldız hep Ahmet Çakar oldu. Serhat Ulueren çalışkan ama seri olmayan öğrenciydi. Ziya Şengül -arada Fenerbahçe konuları hariç- fazla sorumluluk almadan "Ziya Kaptan" armasıyla oturaklı bir ifade çizdi. Ve grubun son elemanı; mahallenin yırtık abisi. Bu yırtıklık bazen komediye bazen trajediye bazen de "racon kesmeye" kadar gitti. Ve o boşluğu dolduranlar zamanla değişip durdu. Ali Sami Alkış, Adnan Aybaba, Tanju Çolak ve Gökmen Özdenak... Sinan Engin'i biraz daha farklı bir yere koyabiliriz belki.
Telegol şimdiye dek hep bir "sahne şovu" kıvamında göründü izleyicilere. Ama özellikle Ahmet Çakar ve zamanında Sinan Engin'den bazı mühim ve doğru duyumlar da serpildi programlara.

Başarı...

Kısaca, Telegol'ün spor alemindeki yeri hep belliydi. Yeni bir şey yok. Programda yapılan mühim ve doğru tespitler her zaman değerini buldu ama arada kaynayan ve gereğinden fazla çene yoran boş sözler de düştü meydana. Bunun suçlusu da Telegol'deki hiçbir yorumcu değil bireylerdir. Neye itibar gösterip neye göstermeyeceğini seçemeyen diğer medya çalışanlarıdır. "Telegol'den nefret ediyorum, ucuz program" deyip saatlerce Telegol'ü izleyebilen seyircilerdir. Ve bütün bu suçluların var olması da Telegol'ün başarısıdır kısaca.
Çünkü unutmayın, en güçlü duygu nefret duygusudur. Onu körüklerseniz, konuşulur ve var olursunuz.
Son olarak, Tüm Zamanların En Çok Güldüren Dram Filmi demiştim başlıkta Telegol için.

Niye mi?
Yıllardır çok kez güldüm Telegol'ü izlerken, ciddi anlamda güldüm. Aşağılamak manasında değil. Ama bütün bu yazdıklarıma bakınca dramatik bir şey var ortada; Telegol'ün başarısını anlatırken etik, ahlak ve saygı gibi erdem temelli değerlerin hiçbirinden bahsedemedim.
Belki, kimbilir, bunun sebebi de çok uzakta değildir; modern dünyada bu gibi değerlerin piyasası yok, idealizm reyting getirmiyor...

O yüzden, Ahmet Çakar'ın deyişiyle; Telegol çok başarılı bir program olabilir ama... Başarılıdır demiyorum bakın, başarılı olabilir diyorum. Ama...

Kaan Koç

8 Mart 2010 Pazartesi

Fenerbahçe-Antalyaspor Analizi



Çok fazla maç analizi yazmıyorum ancak Fenerbahçeliler için önemli bir maç olan Antalyaspor maçından izlenimlerimi yazmak istiyorum.

Fenerbahçeli futbolcuların özgüvenlerini kaybettikleri çok barizdi. Hata yapmaktan korkar haldeydiler maç boyunca. Ancak bugün Lugano'nun Fenerbahçe için ne denli önemli olduğunu gördük. Sarı lacivertliler neredeyse rakibe pozisyon bile vermediler. Bu tabi ki sadece Lugano'dan kaynaklanmıyor. Ancak Lugano'nun takım arkadaşlarına verdiği güven özellikle orta alan oyuncularının rahat oynamasını sağlıyor. Bilica ise her an her hatayı yapacak gibi oynuyor. Hiç güven vermiyor. Gökhan Gönül ise geldiği günden bu yana hiç ileri gidemedi. Yetenekli ancak bu yeteneğini daha çok çalışarak geliştirmeli mutlaka.

Güiza'nın acilen bir gol atması gerek. Çok çabalıyor ancak gol vuruşları bir türlü istediği gibi olmuyor. Semih ise devre arasında kulüple yaşadığı sorunlardan sonra çok kötü bir duruma geldi. Şu an Fenerbahçe'nin 112ine girebiliyorsa bunun tek nedeni var. O da isminin Semih olması. Aklı maçta değil. Emre'ye ise özel bir şekilde değinmek gerek. Mükemmel bir futbol oynadı. Milli maçta başladığı resitale bu maçta da devam etti.

Fenerbahçe bu maçta yaralarını sardı. 1 galibiyet lazımdı. Bu galibiyetin 1-0 da olsa kazanılması çok önemliydi takım için. Kazandılar ve önümüzdeki maçlar için moral depoladılar. Lig sanıldığı gibi Fenerbahçe'nin koptuğu bir lig olmayacak. Çok şaşırtıcı sonuçlar bekliyorum Mart ayı içinde...

Son paragrafımı da hakeme ayırmalıyım. Klasik bir Türk hakemiydi Bünyamin Gezer. Eyyamcı, ince düşünen ve gördüğünü çalmayan. Emre'ye vermediği penaltının hiçbir açıklaması olamaz. Sadece ben bu kadar baskı altındayken Fenerbahçe lehine penaltı çalmayacak kadar cesur bir hakemim demek istedi. İyi de onun işi bu mu? Böyle şeyler düşüneceğine gördüğünü çalmakla mükellef değil mi? O pozisyona en yakın isim Bünyamin Gezerdi...Görmemesine imkan yoktu. Buna rağmen vermedi penaltıyı. Tamam yarın muhtemelen Erman Toroğlu kendisini övecek. Çok cesur hakem diyecek. Ya da birileri çıkacak hakem Fenerbahçe lehine de hata yaptı diyecek. İşi dengelemeye çalışacak. Bu düzen böyle. Fenerbahçe aleyhine hata yaparsan başına pek fazla iş gelmez...Yani soruna neşteri kimse vurmayacak. Çünkü bu ülkede renklerin çatışması üzerine kurulu bir düzen var... Ancak unuttukları birşey var. Türk hakemine artık kimse güvenmiyor. Türk hakemleri artık inanırlıklarını yitirmiş durumdalar. Eyyamcı bir MHK, eyyamcı hakemler, eyyamcı kurullar, eyyamcı bir federasyon. Herşeyimiz böyle yürüyor. Bir cesur insana ihtiyaç var Türk futbolunda. Girip neşteri vuracak. İrinleri temizleyecek. Akıllardaki pası silecek biri...Kim olur bu bilemem ama Mahmut Özgener'in olmadığı kesin bu ismin...


Bir notta lig tv'ye. Güiza'nın ofsayt nedeniyle kesilen bir pozisyonu vardı. Musa Çözen bu pozisyonun ofsayt çizgisini çekerken top ayaktan çıktıktan 1 metre sonrasını dondurarak ekrana verdi. Bizi geri zekalı yerine koymaktan ne zaman vazgeçecekler çok merak ediyorum.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Marka Değerini Fenerbahçe mi Düşürüyor?


Şansal Büyüka, Fenerbahçe ile olan kavgasına devam ediyor. Hem de tüm hızıyla. İhalenin ardından gücünü kaybettiğini ve Fenerbahçe'nin bu savaştan galip geldiğini söylemiştim. Değişen birşey yok. Fenerbahçe ağır ve vakur duruşunu sürdürüyor. Şansal Büyüka ve yakın olduğu yorumcular ise tutturmuşlar ligimizin kalitesini biz değil Fenerbahçe'nin balçık sahası düşürüyor diyorlar.

En çokta Rıdvan Dilmen'in bu anti propogandaya alet olması üzücü. Şansal Büyüka ile çok yakın olduğu bilinen Rıdvan Dilmen yorumlarıyla beni şaşırtmaya devam ediyor. Bu kavgadan Fenerbahçe'nin fayda sağlayacağını gören Hıncal Uluç ve kendisine yakın olan medya da son günlerde Galatasaray'ın transferleri üzerinden Fenerbahçe'yi aşağılamayı sürdürüyor. Oysa ligin başında da buna benzer söylemler olmuş, ardından ligde herşeyin farklı olduğu görülmüştü.

Fenerbahçe'nin gerçekten de sahası çamur deryasını andıran bir halde. Kulüp bu sorunu Avrupa'nın dev statlarının çimlerini düzelten Sgl Concept firmasıyla anlaşarak çözmek istiyor. Bu çalışma 10 ay sürecek. Ancak medyanın içinde bulunduğu çaresizlik ve çamur deryasını temizleyecek, düzeltecek bir mucizenin gerçekleşmesi ise imkansız. Baksanıza bir kısmı Şansal Baronlarına, bir kısmı Hıncal kardinallerine tapmayı sürdürüyor. Emir erleri gazeteleri zapt etmiş durumda. Gazete küpürleri güdümlenmiş haberlerle dolu.

Erman Toroğlu öldü badem gözlü oldu. Oysa çok iyi biliyorum ki kendi aralarındaki konuşmalarda çok farklı konuşuyorlar Toroğlu hakkında. Futbolun katillerinden biri olarak bahsediyorlar. Ancak gazete sütunları onların içlerinden geleni değil, söylenmesi gerekenlerin söylendiği yer. Ben de bu blogu o nedenle yapıyorum. Söylenmesi gerekenleri söylemeyenleri deşifre etmek ve söylenmesi gerekenleri söylemek için.

19 Ocak 2010 Salı

Güle Güle Demeyeceğim.

Güle güle dememe nedenim özel kinim değil. Bunun nedeni Türk futboluna verdiğiniz zarar.

Erman Toroğlu ve Şansal Büyüka, Aziz Yıldırım'ın yoğun baskıları sonucu artık Lig Tv'de son günlerini yaşıyorlar. Birkaç gün önce yazdığım bu yazı ile izlenimlerimi yazıp Lig Tv'de değişim olabileceğini belirtmiştim. Bugün gelinen nokta tam da tahmin ettiğim gibi. Ligimizi istediği gibi manipüle eden Lig Tv'nin iki yorumcusu artık yolcu gibiler. İhale ile birlikte güçlerini kaybettiler...

Rıdvan Dilmen ve Güntekin Onay Lig Tv yolcusu

Bu ikilinin yerine konuşulan isimler ise Rıdvan Dilmen ve Güntekin Onay. Bence bu işe biçilmiş kaftanlar. Güntekin Onay'ı çok eskiden tanırım. Koyu bir Beşiktaş ve Lazio taraftarıdır. Dünya futbolunu çok iyi bilen, işini çok seven, başarılı bir spor adamı ve spor yorumcusudur. Rıdvan Dilmen hakkında ise söylenecek fazla söz yok. Kişilik olarak iyi midir kötü müdür bilemem ama çok önemli bir futbol adamımız.


Şansal Büyüka, güç elindeyken karşısına Fenerbahçe'yi ve Aziz Yıldırım'ı aldı. Yorumlar, verilen özetler, maç yayınları hep taraflıydı. Fenerbahçeli futbolcular sürekli olarak görüntülerden ceza aldı. Hakemler Fenerbahçe'ye karşı güdümlendi. Fenerbahçe'nin aleyhine karar verenler aferin aldı, lehine karar verenlere açık açık seni bitiririz mesajı dahi verildi. Kozlar ellerindeydi. Kimse kendilerine dokunamıyordu.

Bugün ise kozlar Fenerbahçe'nin ellerinde. Digiturk, küskün Fenerbahçelileri tekrar kazanmak istiyor. 321 milyon dolar kendileri için büyük bir risk. Para kazanmak için kurulmuş bir kuruluş bir tarafı küstürerek, kendinden uzaklaştırarak, hele ki bu uzaklaştırılan taraf Fenerbahçe ise büyük bir risk almış olur. Tahminimce Şansal Büyüka, Erman Toroğlu döneminde Lig Tv'nin kaybı yüz milyonlarca doları buluyor. Bundan önceki ihale 140 milyon dolarlıktı ve Lig Tv büyük bir kar oranına sahipti. Ulusoy tarafından adeta hediye edilmiş bir ihaleydi. Ancak bugün ortada gerçekçi rakamlar var. Artık Digiturk'un kaybedeceği birşeyler var...

Şansal Büyüka, geçtiğimiz yıllarda spor müdürlerini toplayıp Aziz Yıldırım'ı yıkmak için yardım istemişti. Hatta medyanın baronu havasıyla bunu emretmişti. Bunu bana o dönem Sabah Spor müdürü olan çok sevdiğim bir abim anlatmıştı. Kendisi şu an Hürriyet İnternette önemli bir görevde. Ancak üstüne vazife olmayan bu işi yapmayı beceremedi. Aziz Yıldırım'ı yıkamadı ancak kendisine biat eden spor müdürleri vasıtasıyla yıprattı. Yıpratmaya da devam ediyor. Bundan Fenerbahçe zarar gördü. 14 Mayıs 2006'yı hiçbir Fenerbahçeli unutmadı. Bu olayın yaratıcılarını da asla unutmadı.

Artık Baron'un dönemi bitiyor. Eski usul gazetecilik yerini bilimsel ve aydın genç kuşağa bırakıyor. Genç kuşağın en önemli temsilcisi olan Güntekin Onay bana göre bu işi başarıyla yapabilir. Rıdvan Dilmen de kol böreği tarifleri ve manüpülasyonlar yerine düzgün ve tarafsız yorumlar yapabilir. Türk futbolu eğer bu değişim gerçekleşirse emin olun tertemiz bir döneme girecek. Çünkü tarafsız bir Lig Tv Türk futbolunun önünü açacak. Manipülasyonlar azalacak. Artık yanlış yapanın yanına kar kalan sistem sona erecek.

Fenerbahçe, Galatasaray'ı yeniyor ve Maraton'da tek konuşulan konu hakem, atılan pet şişe ve Cristian-Emre kavgası. O kadar kötü niyetliler ki Fenerbahçe'nin o gün oynadığı futboldan sadece bir kaç dakika bahsediyorlardı. O maçta bile Aziz Yıldırım'a ve Fenerbahçe'ye nasıl zarar veririzin hesaplarını yaptılar. İstedikleri zararı verdiler de. 2 maç seyircisiz ve Bilica'ya verilen 3 maç ceza. Olayları çıkartan Arda'ya tek kelime etmediler, Hakan Balta'nın ve Nonda'nın Fenerbahçe tribünlerine yaptıkları kol haraketlerine tek kelime bile etmediler. Varsa yoksa Fenerbahçe aleyhine yorumlar. Bir gün gelecek bunların hesabı kesilecekti...Kesiliyor şu anda...

Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu eğer giderlese güle güle demeyeceğim. Türk futboluna yaptıkları kötülükler için kendilerini asla affetmeyeceğim kendi adıma.

12 Aralık 2009 Cumartesi

Nadia Comaneci



Unutulmaz jimnastikçi Nadia Comaneci...Onun estetik ve harika haraketlerle dolu gösterilerini izleyerek büyüdük. Gelmiş geçmiş en büyük sporculardan biridir.

Nereden aklına geldi gece gece Nadia Comaneci diyeceksiniz. Bu gece Maraton'u izlerken Erman Toroğlu'nun da en az Nadia Comaneci kadar yetenekli bir jimnastikçi olabileceğine inandım.

Ankaragücü'nün çizgiden çıkarttığı top tartışılıyor. Erman Hoca alıyor tuvalet kağıdını, ayağını üzerine koydu. Diğer ayağını açabildiği kadar açtı...Vücudunu ayarladı da ayarladı. Şöyle bir de tepeden baktı. Çizgiyi geçince ayarlamayı durdurdu. Biz kendisine artistik puandan 10 puan verdik. Gerçekten de yaşına rağmen hala formdaymış...Ancak yine de tebrik ederim. Pozisyonun gol olduğunu(!) herkese gösterdi...Sonra da lafını koydu Aziz Yıldırım'a...Gördün mü hakemleri diyerek. İyi de sayın Toroğlu sizin ayağınızın açısıyla Özer'in açısı, sizin duruş şeklinizle Özer'in durduğu yer bir mi? Sonra Piero'nun ölçüleri tutmuyor diyorsunuz. Piero bir geliyor ki herşeyi ölçen piero bunu ölçememiş...Ama top çizgiyi geçmiş!
Not : Yukarıdaki resimde Erman Toroğlu'nun arka ayağı ve göbeği ile Özer'in arka ayağı ve göbeği arasındaki mesafeye lütfen dikkat edin. Bu pozisyon bana göre kesinlikle gol değil.

Bakın o top çizgiyi geçmiş olabilir gerçekten de...Geçmemişte olabilir. Benim derdim gol olup olmaması değil. Fenerbahçe'nin verilmeyen penaltılarına "geçiniz, verse de olur vermese de olur", ofsayttan yediği gollere "yaniiii", diyen Erman Toroğlu, Nadia Comaneci gibi estetik hareketlerle Fenerbahçe'nin yediği golün nizami olduğunu ispat etmeye çalışıyor...Bu çabasını takdir ediyorum. Keşke Kayserispor maçında da Carlos'un Cangele'ye dokunduğu pozisyonda verilen penaltıda da sizi aynı hassasiyet içinde görseydik...

Maalesef size güvenmiyoruz Lig Tv ekibi ve Erman Toroğlu. Çünkü bugüne kadar karaya ak, ak olana ise kara dediniz...Bugün neden güvenelim?

6 Aralık 2009 Pazar

Fenerbahçe Kötü Oynuyor da...


Tamam Fenerbahçe iyi oynamıyor. Ama Fenerbahçe'yi bu sürece gelirken hangi etmenler etkiledi? Bunu tartışmamız gerek mutlaka. Maddeler halinde sıralayacağım.

1- Yönetimin her zamanki gevşek hali: Ya takıma gereğinden fazla güvenirler, ya kendilerine. Fenerbahçe Bursaspor maçından sonra Ali Koç'un kendi futbolcularını hedef gösterir hali ilginçti. Kamuoyuna şirin gözükeceğiz derken futbolcuları yalnız bıraktılar. Ben de Fenerbahçe sporcusu olsaydım "biz mücadele edince yönetim bizi suçluyor. Neden mücadele edelim ki" derdim. Galatasaray maçından sonra ise meydanı tamamen boş bıraktılar. O dönem rakip takım yöneticileri, güdümlü medya mensupları sürekli kamuoyunu oluşturdular. Hakemleri ve kurulları etkilediler. İstedikleri cezaları da verdirdiler. Fenerbahçe yönetimi ortalığı boş bıraktı ve Fenerbahçe ezildikçe ezildi. Koskoca Fenerbahçe kulübünün bu denli başıboş bırakılması affedilmeyecek bir hataydı.

2- Medyadaki Galatasaray egemenliği, Lig Tv Faktörü: Medya Fenerbahçeli yalanı ile perdelenen gerçekleri Fenerbahçelilerin artık anlaması gerek. Medya Fenerbahçeli falan değil. Bu yalanı ortaya atan kişilerin başında Hıncal Uluç geliyor. Ki kendisinin ne derece medyada etkili olduğu, spor müdürlerini, spor yazarlarını atadığını gayet iyi biliyoruz. Mesela Eskişehirspor maçından sonra Hürriyet.com.tr'de Fener'i ezen adam diye bir başlık var. Fener'i ezen adam olarak Adem'i gösteriyorlar. Düşünün ki Fenerbahçeli olan bir medyanın böyle bir başlık atacağını. Aklınız alıyor mu? Milliyet Gazetesinde olan şeyleri ise burada yazmıyorum bile. Orada Fenerbahçeli futbolcularının annelerine edilen küfürler bile komik bir olay gibi başlıklara konulabiliyor.

Gelelim Lig TV'ye. Lig TV'deki yapılanmayı yazdığım yazıların ardından bundan bir kaç yıl önce Aziz Yıldırım beni aradı ve bazı bilgiler istedi. Bildiğim şeyleri söyledim. Yüz yüze görüşmek istedi ancak o dönem Kanal 24'teki işlerimin yoğunluğu nedeniyle gidememiştim. Fenerbahçe yönetimi aslında Lig TV'deki olayın farkında. Orada nasıl bir yapılanma olduğunu, Fenerbahçe'nin orada ne derece yalnız olduğunun farkında. Ancak aradan geçen yıllara rağmen Lig TV'de bu olaylar devam ediyor. Erman Toroğlu hakemler ve federasyon üzerinde etkili bir isim. Ne zaman neyi işaret etse oluyor. Bilica'ya ceza dedi, Emre'ye ceza dedi, Fenerbahçe'ye ceza dedi hepsi gerçekleşti. Bunun farkında olan Erman Toroğlu hakemlere Fenerbahçe'nin sahasında hep cesaretli olmaları telkinini verdi. Fenerbahçe maçlarına gelen hakemler hata yapsalar da Erman Hocalarının yayınlarda bu hatalarını telafi edeceğini biliyorlardı. Yine en yakın olduğu için dünden örnek verelim.

Lugano'nun verilmeyen penaltı pozisyonunda hakemin önü açık. Görmemesine imkan yok. Fenerbahçe lehine bir durum olsa Erman Toroğlu bu durumu hakemin aleyhine kullanırdı muhtemelen. O yüzde yüzlük penaltı pozisyonunda bile birşeyler aradı ve buldu Toroğlu. Bakın Selçuk'ta Eskişehirsporlu futbolcuya dokunmuş dedi. Penaltı dememek için elinden geleni yaptı. Aziz Yıldırım'ın önümüzdeki günlerde kendilerine de çok sert çıkacağını gayet iyi bilen Şansal Büyüka son 2 haftada olduğu gibi bu hafta da işi yumuşatan iyi polis rolündeydi. Aman Erman hocam bu kesin penaltı dedi.

Pozisyonlar devam etti. Bilica'nın düşürüldüğü ve Fenerbahçe'nin gol yediği pozisyona geldik. Tüm Türkiye gördü ki orada rakip oyuncunun ayağının üst kısmı Bilica'ya sert bir şekilde çarpıyor. Futbol oynayanlar bilir ki öyle bir pozisyonda yani ters dönerken rakibin küçük bir hamlesi bile sizi bozar ve düşürür. Bunu Erman Toroğlu'ndan iyi kimse bilemez. Buna rağmen kötü niyetli bir şekilde faul değil dedi.

Onu da geçtik. Maçın son dakikaları. Yine hakemin hemen önünde bir pozisyon. Buz hokeyi izleyen varsa orada oyuncular kavga ederken birbirlerinin formalarını yüzlerine geçirmeye çalışırlar. Eskişehirsporlu Veysel Bilica'nın formasının altından tutmuş ve neredeyse formasını üzerinden çıkartacak şekilde çekiyor. Abartılı bir şekilde yapıyor bunu. Peki Erman Toroğlu ne diyor buna sizce? "Geçiniz, böyle pozisyon çok oluyor"

Peki geçtik. Ama aynı poziyonlara başka takımlar için penaltı dediğiniz onlarca yorum var Sayın Toroğlu. Yarın Fenerbahçe kulübü bunları basın toplantısında ispatlarsa geçiniz diyebilecek misiniz?

3- Futbolcular: Benim en masum gördüğüm onlar. Ne yönetim haklarını savundu, ne medyada hakları verildi. Sürekli aslanların ağzına yem olarak atıldılar. Son olarak Kazım ve Önder'in olayları ise tüm şimşekleri futbolculara doğru çekti. Eğer Fenerbahçe'de oynamak istiyorlarsa kendilerine çeki düzen vermeliler ve mutlaka işlerini iyi yapmalılar.

28 Kasım 2009 Cumartesi

Yeni Hedef Gökhan mı?


Erman Toroğlu, Bilica ceza alır dedi aldırttı. Oysa sahada yaklaşık 10 oyuncu birbirine girmişti.
Kazım 4 alır dedi. 4 maç ceza verildi. Hem de aynı hafta hakeme küfreden ve sonrasında hakemin üzerine yürüyen Eskişehirsporlu Doğa 3 maç ceza almışken.

Erman Toroğlu cezanın açıklamasını yaptı bu akşam Maraton'da. Meğerse gözlemciler işi gücü bırakmışlar, Kazım'ı koridorlara kadar takip etmişler. O sırada sahada birşey olsa gözlemci falan Kazım'ı takip ettiği için raporlarda yer almayacak. Neyse buna da doğaldır diyelim. Kazım meğerse duvarları yumruklamış soyunma odasına giderken. Erman Toroğlu gözlemcinin raporunu okumuş bu nedenle ceza verildiğini söylüyor. Tabi kimse o gözlemci raporunun eline nasıl ulaştığını sormayacak. Biz de sormayalım.

Ancak kafama asıl takılan şey Erman Toroğlu'nun bu kez de Gökhan'ı hedef göstermesiydi. Güya Gökhan, Beşiktaş tribünlerine el hareketi çekmiş. Bunu Beşiktaşlı taraftarlar söylemiş. Benim bildiğim Fenerbahçe taraftarları da Galatasaray maçında Arda'nın tribünlere hareket çektiğini söylemişti ama Maraton'da tek kelam edilmedi...Demek ki bundan sonra Maraton'da kelle alırken yeni referans kameralarının yakalayabildikleri de değil. Artık olayı aştılar ve tribündekilerin söyledikleri üzerine hedef gösterme olayına başladılar.

Şimdi göreceğiz. 3 vakte kadar Gökhan'a en koyusundan bir kırmızı kart, kameraların yakaladığı bir hareket, ya da gözlemcinin soyunma odasına kadar takip etmesiyle ile bir ceza verilecek mi verilmeyecek mi?

26 Kasım 2009 Perşembe

Erman Hoca Ne Derse O!


Birkaç gün önce yazmıştım. Erman Toroğlu Maraton'da Colin Kazım'ın alabileceği muhtemel (!) cezayı eliyle göstermiş ve Şansal Büyüka'da aman hocam yapma sonra bizden biliyorlar demişti.

Ne hikmetse bugüne kadar küfürden 3 maç ceza veren PFDK Kazım'a birden bire 4 maç ceza veriverdi. Aynı hafta bir başka maçta hakeme küfreden Eskişehirsporlu Doğa ise 3 maç ceza aldı. Demek ki cezaların standardı yok. Ya da buna Erman standartları diyebiliriz. Fenerbahçe'liyse hedef göster hatta rakamı bile söyle.

Halbuki bu ülkede rakibine sağ kroşe vuran Keita 3 maç ceza almıştı. Rakibe yumruk atmanın cezası 3 maç, "fuck" demenin cezası ise 4 maç. Kazım'ın yerinde olsam bundan sonra küfür edeceğime direkt olarak rakibe yumruk atarım. İngiltere'de küfür bile kabul edilmeyen bir kelime bu ülkede 4 maç ceza almanıza neden olabiliyor Fenerbahçeliyseniz. Neden? Çünkü Erman Hoca eliyle 4 işareti yaptı!


Yine tahmin ettiğim gibi bütün hafta boyunca hakem Fırat Aydunus neredeyse tartışılmadı. Zaten normali bu. Tartışmasınlar. Ama bunu da renklere göre yapıyor medyamız. Eğer bu maçı Fenerbahçe kazansaydı hafta boyunca "Fenerasyon" masalları dinleyecektik. Hafta boyunca demeç vermemiş Beşiktaş yöneticisi, futbolcusu, malzemeci kalmamıştı. Beşiktaş yazarları ağlamaktan gözlerinden yaş kalmamış bir halde inliyorlardı.

Herkese eşit olarak yaklaşmalı medya. Lig TV'den umudumuzu çoktan kestik. Medyanın bir kısmından da kestik. Hiç olmazsa az sayıda kalan namuslu medya çalışanları Sezar'ın hakkını Sezar'a versinler.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Bir Lig TV Rüyası

Hafta sonu oynanacak Beşiktaş-Fenerbahçe maçından sonra bir çok polemik olacak. Buradan eleştireceğiz. Medyanın yanlı yazarlarını yerden yere vuracağız. Ancak gelin hayal dünyamızı harekete geçirelim ve bir derbi ertesi rüyası yaşayalım beraber.

Karşılaşma oynanıyor ve x takım kazanıyor. Maç sonrası iki takım da gergin. Biri kazanamadığı için gergin diğeri kazandım ama bakalım bu kez ne mazeret bulup bu galibiyet keyfimi yaşatmayacaklar diye gergin.

Açıyoruz maç sonrası Maraton'u. Ersun Yanal ilk kez oynanan futbolu beğeniyor. İki takımın da iyi oynadığını ellerinden gelen herşeyi yaptığını söylüyor. Gördüklerimizin tersini anlatmıyor bize. Annem bile şaşkın. Bu adam değil miydi geçen gün benim kadar bile futbolu bilmediğini gösteren diyor. Dur annecim bu bir rüya bozma diyorum.

Maç sonu spikerler canlı yayın röportajlarında çanak sorular sormuyor. Mesela bu maçta görev yapmayacak olan Bahri Havadır rüya bu ya bu maçta görev yapıyor ve teknik direktöre "herhalde hakem hakkında birşeyler söyleyeceksiniz" diye bir soru sormuyor. Teknik direktör hakem hakkında konuşmadıktan sonra nasıl olur, sizin aleyhinize bir sürü hata yaptı diye teknik direktörün üzerine de yürümüyor, güzel tarafı teknik direktörün oynattığı futbol hakkında onu sorguya bile çekmiyor.

Maçı anlatan Melih Gümüşbıçak harika anlatımı nedeniyle herkesten tebrik alıyor. Beşiktaşlı olduğunu bu kez hiç belli etmemiş. Hakemi maç boyunca haklı-haksız yargılamamış. Maçı objektif bir şekilde anlatmış.

Gümüşbıçak söz stüdyomuzda diyor ve Şansal Büyüka hiç bir kulübün simgesi olmayan bir kıyafetle karşımızda ve son derece güler yüzlü. Ortaya çıkan skor onu hiç üzmemiş. Çünkü kendisini ilgilendirmediğini düşünüyor. Sahadaki güzel olayları anlatıyor sadece. Olaylara hiç kötü tarafından bakmıyor. Hatta Erman Hoca'yla konuşmuş programdan önce ve bak Erman Hocam, bizim Aziz Yıldırım'la aramız kötü olabilir ama bu bizim objektif yayıncılığımızı engellememeli demiş. Erman Hoca'mız da ilk kez ön yargısız olarak yayına çıkmış. İlk kez ak olan şeye kara demiyor. Yayından önce penaltı dediğine yayında penaltı değil demiyor. Yani bildiğimiz tarafsız bir biçimde yorum yapıyor.

Hatta her insanın hata yapabileceği gibi Erman Toroğlu'da yayın sırasında hatalı bir yorum yapıyor bir takım aleyhine ve bunu tüm Türkiye şaşkınlıkla izlerken Şansal Büyüka hemen araya giriyor ve ilk kez şöyle diyor: Aman yapma hocam, mantık var, nizam var. Sen bundan önce x takım için aynı pozisyona yüzde yüz penaltı demiştin. Şimdi neden tersini söylüyorsun.
Erman Hoca bunun üzerine hiç kıvırmıyor ve "gerçekten de öyleydi. İki pozisyon da aynıydı. Bu yanılgım nedeniyle tüm izleyicilerden özür dilerim" diyor
Herkes şaşkınlık içinde bu objektif yayını izliyor. Sıra piyero'lara geliyor. O da ne ilk kez ofsayt çizgileri takıma göre çizilmemiş. Kural neyse ona göre çizilmiş. Yani oyuncuların kaleye en yakın olduğu noktadan. Mesela ayaklarının ucu ilerideyse ofsayt çizgisi oradan çekilmiş, poposundan değil. Tüm izleyiciler şaşkın tabi. Ayrıca hiç bir futbolcu hedef gösterilmemiş. Görüntüler takımına göre değil her iki takıma da eşit bir şekilde yaklaşılırak kayıtlardan çıkartılıp yayına verilmiş.

Neyse bu tarafsız yayının ardından maçın 3 dakikalık özeti ile yayına veda edecekler. Ben içimden diyorum ki buraya kadar iyi sıktılar ama şimdi patlayacaklar işte. Çünkü benim bildiğim Ultraslanlı Sakal Murat bu özetlere mutlaka bir güzellik düşünmüştür. Yine yanılıyorum. İki taraf içinde inanılmaz derecede objektif bir şekilde özetler verilmiş. Hatta 3 dakikalık özet 5 dakika yapılmış bu maça özel ki kimsenin hakkı yenmesin. En küçük detayı bile koymuşlar.

Gece oluyor. Bloga birşeyler yazmam gerek. Oturuyorum. Yazacak birşey bulamıyorum. Yazıyorum siliyorum. Şişiyorum hatta. Çıkmıyor eleştirecek bir konu. "Blogumuz medya dünyasındaki kusursuzluk nedeni ile geçici süre kapanmıştır" yazısını asıyorum. Ve maçın tekrarı için tv başına geçiyorum yine. Rüyamda böylece son buluyor.

Siz bu yazdıklarımı rüyanızda da görseniz inanmayın yine de. Çünkü ne Lig Tv ekibi değişir ne de onlar değişse bile ben onların samimiyetine inanırım bu saatten sonra.

27 Ekim 2009 Salı

Toroğlu mu Yönetiyor?


Çok merak ediyorum bu işin nasıl olduğunu.
Pazar akşamı Erman Toroğlu hedef gösteriyor.
2 gün sonra söylediği şey oluyor.
Daha önce Emre hakkındaki isteği gerçekleşmişti Toroğlu'nun.
Pazar günü karşılaşma öncesi olan olayları izledikten sonra da infazı yine Toroğlu kesti.

Bilica'yı sevkedecekler ceza kuruluna dedi. 48 saat dolmadan Bilica ceza kurulunda.

O zaman hakemler, gözlemciler, pfdk, tahkim kurulu ne işe yarıyor? İnfazı nasılsa Toroğlu kesiyor.Bıraksınlar pazar günü Erman Toroğlu görüntüleri izlesin. Kime ne ceza veriyorsa kararını versin. O sıralar hangi camiayla yakınsa eyyamını da yapsın.

Eyyamcı Toroğlu 2-3 kamerayla görüntülenen Hakan Balta'nın ve Nonda'nın tribünlere yaptığı kol haraketlerine tek bir yorum dahi yapmadı. Düşünsenize bu hareketleri Fenerbahçeli bir futbolcunun yaptığını? Ne derdi Toroğlu? Lisansını bile yırtabilirdi.

İşte Türk futbolunun hali. Manipülasyonlar, taraflı yorumlar, taraflı yorumcular, mantıksız sözler ve maalesef iradeyi elinde tutamayan bir federasyon. Türk futbolu bir adım ileri gidemez bu manzarayla. Öncelikle medyayı temizlememiz lazım sonra Türk futbolundaki Ulusoy kalıntılarını.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Hazımsız Lig Tv Hazımsız Toroğlu!


Hazımsızlık diyorum. Şu an ailecek Maraton'u izliyoruz. Herkes hayretler içinde Erman Toroğlu'nu izliyor. Bir insan nasıl bu kadar taraflı nasıl bu kadar kötüye kullanabilir bulunduğu konumu. Fenerbahçe rakibini ezmiş. Şu an saat 00.30'a geliyor ve futbolun "f"'si bile konuşulmadı henüz.

Sezon başında Galatasaray'ı kimse tutamaz, ezer geçer, galaktikos diyen Erman Toroğlu dediklerini yutmak zorunda kalırken Fenerbahçe'nin ezici üstünlüğünü küçümsemek için elinden gelen herşeyi yaptı. Bu yazıyı yazarken inanın hayretler içindeyim. Duyduklarıma inanamıyorum.

Herşeyden önce şunu söyleyeyim Lig Tv ofsayt çizgisindeki hilelerine açık bir şekilde devam ediyor. Savunma oyuncusunun kılı bile önde olsa ofsayt çizgisi oradan çekilir. Galatasaraylı futbolcunun ayağı Carlos'tan önde olmasına rağmen ofsayt çizgisi her nasılsa tam Galatasaraylı futbolcunun ortasından geçiyor. Pozisyon kesin ve kesin ofsayt değil. Hazımsız Lig Tv burada da yapacağını yapmış.

Arda'nın maç başındaki tahrikleri ile ilgili tek bir yorumda bulunmayan, Keita'nın attığı yumruğa normal diyen, Alex'in penaltısına penaltı değil diyen, Nonda'nın kendini atmasına yanlış karar diyen, Lugano'nun Servet tarafından çekilmesine hiç bir şey yok diyen adam bu adam bu ülkenin en çok konuşulan spor adamı oluyorsa medyamızın ne kadar rezil bir durumda olduğunu lütfen ellerimizi başımızın arasına alıp düşünelim.

Bu ülkede senelerdir Ali Sami Yen stadındaki Fenerbahçe maçları inanılmaz olaylara sahne oluyor. Olaysız bir Ali Sami Yen derbisi hatırlamıyorum bile. Bunlara yıllardır sessiz kalan Toroğlu ne oldu da bugün bu kadar rahatsız oldu?

Bu tiyatronun bir diğer aktörü hatta gizli aktörü Şansal Büyüka ise her nasılsa sessiz kalıyor ve kendini gizlemeye çalışıyor. Arda'nın herkesi tahrik ettiği pozisyonda sizde kendi stadınızda bunu yapın diyen Erman Toroğlu açık ve aleni bir şekilde insanları tahrik etmeye çalıştı. Sporda şiddet yasası eğer savcılar tarafından uygulansaydı şu an Digiturk binasının önünde polis bekliyor olurdu herhalde. Bir insan bu kadar rezil olabilir mi? Bir insan bu kadar meydanı boş bulabilir mi?

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz, nasıl bir medyamız var bu gece bir kez daha tanık olduk. Fenerbahçe yönetimini lig tv'yi soyunma odasına sokmadığı için tebrik ediyorum. Eğer soksalardı daha ne tahrikler görecektik kimbilir.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Demek ki spor medyası bu işi bilmiyor.

Sezon başından beri yenilmez armada Galatasaray masallarını dinliyoruz. Başta Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu olmak üzere medya Galatasaray'ın ne kadar mükemmel ve süper bir takım olduğunu anlatıyor bize. Oysa bu blogta sezon başı yaptığım değerlendirmede şöyle demiştim. Galatasaray çok iyi forvetlere sahip ancak o kadar. 6 iyi hucum oyuncusu var. Bunların 4 tanesi oynarsa bile sorun olur. Yedekte kalacak yıldız oyunculardan da iyi performans beklemek zor. O nedenle Galatasaray bu ligte hayal kırıklığı yaratır.

Zaman içinde Galatasaray'ın oynadığı futbol beni yanıltmazken aldığı sonuçlar ise yanılttı. İnanılmaz maçlar oynadılar. Farklı kaybedebilecekleri Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarını farklı kazandılar. Oysa gerçekler farklıydı ve spor medyası ısrarla bu gerçeği görmüyordu. Hatta Şansal Büyüka Galatasaray'ın bu sene derbiler dışında puan bile kaybetmeyeceğini iddia etmişti.

Demek ki medyanın baronu Büyüka pekte anlamıyormuş futboldan. Spor medyası da pek ehil kişilerden oluşmuyormuş. Şu anda hiç beğenilmeyen Fenerbahçe Türk futbol tarihinin rekorunu kırmış durumda. O çok beğenilen ve berabere bile kalmaz denilen Galatasaray ise bitik durumda.

Sevgili spor medyası burada sizleri çok eleştirdim. Hatta zaman zaman alay ettim. Bu alaylarımın nedeni bugünkü gibi kroke duruma düşeceğinizi gördüğüm içindi. Dün Bahri Havadır, Lig TV'de Riijkard ile röportaj yaparken sanki hesp soruyor gibiydi. Normalden çok uzun bir röportaj yaptı. Riijkard sıkıldı ama pek renk vermedi. Galatasaray medyasını ateşli kadınlara benzetiyorum bazen. İstediklerini alamayınca çok saldırgan oluyorlar. Şimdi yarın Hıncal Uluç'ta Fenerbahçe hakemlerle kazanır der resmi tamamlar.

27 Eylül 2009 Pazar

Düşmanlığın Bu Kadarına Pes!


Lig tv yaptığı yayınlarla, yorumcularıyla, yönetmeniyle, maç özetlerini yapanıyla, Şansal Büyüka ve Erman Toroğlusu ile inanılmaz bir şekilde Fenerbahçe karşıtlığına devam ediyor.

Size Antalyaspor maçında basit görünen bir kaç şeyden bahsedeceğim.
Melih Şendil'i çok eskiden tanırım. O dönemler Fenerbahçeliydi. Hatta birlikte görevli olarak Antalyaspor- Galatasaray maçına bile gitmiştik 1999 yılında. Ancak son zamanlarda belki müdür yalakalığından belki başka nedenlerden kendini iyice kaybetmeye başladı.

Geçtiğimiz yıllarda bir Beşiktaş-Fenerbahçe maçında Fenerbahçe gol attığında normal birşey olmuş gibi anlatmasını arkadaşlarıma çevresindeki Beşiktaşlılar'dan korktuğu içindir diye açıklamıştım. Ancak son zamanlardaki yorumları insanı çileden çıkartacak şekilde.

Maçtan önce Kazım hakkında demediğini bırakmadı. "Daum nasıl olur da Kazım'a tahammül eder Ersun Hocam" gibi yönlendirmeli sorular sordu. Maç başladı Kazım mükemmel oynadı ve bir de gol attı. Tek yorum yok bunun üzerine.

Dakikalar geçti Antalyaspor beraberlik golünü attı. Ardından Ali Zoutini, Gökhan Gönül'e sert bir haraket yaptı ve kalkıp rakibini itti. Geçen hafta Şansal ve Erman abisi programda Keita'nın rakibine yumruk sallamasına etki tepki diye geçiştirmişlerdi. Ancak Melih Şendil acı ile kıvranan Gökhan'ın kalkıp hafifçe rakibini itmesine aynen şöyle dedi: Az önce gol atan Ali Zoutini'yi kaçıran Gökhan Gönül rakibine bu yüzden sinirlenmiş olmalı.! İnanabiliyor musunuz? Bu yorumu yaptı. Kahvehanede bile böyle bir yorum yapsa biri kafasına ıstakayı yer saçmaladığı için. Ki kahvehanede değiliz . Türkiye'nin yayıncı kuruluşunun 1 no'lu spikeri bu adam. Düşünebiliyor musunuz? Kalitenin ne kadar düştüğünü daha nasıl ifade edebiliriz ki?

Maç boyunca buna benzer sayısız saçma sapan yorumla tamamladı karşılaşmayı.
Neyse Maraton başladı kurtulduk Melih Şendil'den derken geçen hafta Keita'nın haraketine olur böyle şeyler hocam diyen Şansal Büyüka Gökhan'ın pozisyonunu ekrana getirmedi bile. O'nu da geçtik Semih'in gole giderken düşürülmesini de ekrana getirmediler.

Asıl skandal ise şuydu. Maç sırasında sahadaki topun ön hizasında olan ofsayt çizgisi Maratonda topun tam ortasına geliyordu. Yani Lig TV ekibi işi gücü bırakmış Semih'i ofsayt gösterebilmek için çizgiyi geriye kaydırmıştı. Hani ben gözlerimle görmesem, başkası bana anlatsa hadi oradan derdim.

Her zamanki gibi Fenerbahçe'nin yendiği rakip çok zayıf bir takımdı yorumcularımıza göre. Daha Fenerbahçe'nin güçlü bir takımı yendiğini göremedik zaten. Diyarbakırspor, Bursaspor ve Manisaspor tek yenilgilerini Fenerbahçe'den almış ama hayır onlar zayıflar. Çünkü pompalanan imaj Fenerbahçe'nin kötü olduğu halde kazanmış olması. Oysa Galatasaray'ın yendiği takımların hiç biri ligde ilk 10'da değil şu anda...

Son söz: Biz aptal değiliz... Ya bizi aptal sananlar?

22 Eylül 2009 Salı

Galatasaraylı Futbolcuların Hakeme Küfürleri


Geçtiğimiz hafta oynanan Bursaspor maçından sonra Fenerbahçeli futbolcular bir medya linçiyle karşılaşmışlardı. Fitili her zamanki gibi Erman Toroğlu ateşlemişti. Alex'in omuzu nasıl hakeme değermiş, Lugano hakeme nasıl itiraz edermiş falan filan.

İyi tamam anladıkta bu hafta Maraton'da Murat Erdoğan ne dedi? : Galatasaraylı futbolcular hakemin gözlerinin içine baka baka küfrettiler hakeme. Hakem oyundan nasıl atmadı hayret.

Peki Erman Toroğlu ve Şansal Büyüka üzerine konuştu mu bunun? Tabiki hayır. Reklama gittiler. Yorumlarını her zamanki gibi renklere göre yaptılar. Çünkü bu sene Fenerbahçe şampiyon olmamalı.Onların kurgusuna göre mutlaka Galatasaray şampiyon olmalı. Aziz Yıldırım zor durumda kalıp istifa etmeli ve lig tv'nin istediği adam oraya gelmeli. Böylece ihalede Fenerbahçe kozunu arkasına alan lig tv çok rahatlayacak.

Ancak Fenerbahçe camiası bu teoriye izin verir mi? Hiç sanmam. Bu olanları gördükten sonra Fenerbahçe'nin bu ligde çok rahat şampiyon olacağına inanıyorum. Çünkü hiç birşey Fenerbahçe'yi bu tarz şeyler kadar birleştiremez.

21 Eylül 2009 Pazartesi

Pes Artık Toroğlu


Erman Toroğlu zorluyor da zorluyor. Fenerbahçe belki de son yılların en sakin maçını oynuyor Belediyespor'a karşı. Maçta 1'i faülden biri zaman geçirmenden 2 sarı kart görüyor.
Program başlıyor ve Erman Toroğlu'nun ilk sözü Fenerbahçeli futbolcuların agresifliği oluyor. Şansal Büyüka bu kadar da olmaz diyecek oluyor herhalde içinden ve müdahale ediyor. "Aman hocam bugün Fenerbahçeli futbolcular çok sakindi" Yok ama biri bişey oldu diyor Toroğlu. Şansal Büyüka ise maçın başından sonuna hiçbirşey olmadığını ısrarla vurguluyor. Toroğlu oradan ekmek çıkmayacağını anlıyor. Ve beni bir anda donduran sözü söylüyor. "Ama Daum'un eli kolu hiç durmuyordu. Daum sanırım futbolcularını kışkırtmak istedi. " diyor.

Yukarıdaki dialogları kulaklarımla duydum. İnanılmaz bir şey. Bu insanlar ciddiye alınıyorlar ve Türk medyasının 1 haftalık spor gündemini belirliyorlar. İşte Türk Spor basınının hali. Mafya babalarının başkanlık yaptığı Türk Futbolunda bu tarz adamların da Baron olması kaçınılmaz oluyor.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Bu kadar zorlama Şansal Büyüka!

Maraton programı. Türk futbolunun duayenleri pozisyonları yorumluyor. Yorumlar o kadar zorlama övgülerle dolu ki. Size 1 küçük örnekle bunu göstereceğim. Kayserispor iyi takım mı kötü takım mı çözemedik biz çözemedik.

*************************************************


ERMAN TOROĞLU: Biraz dikkatli takım Galatasaray’ın defansına orta sahası ve forvetini yardıma zorlayacak takım İstanbul’da Galatasaray’ı çok zorlar.

ŞANSAL BÜYÜKA: Şu Galatasaray’ı zorlayacak bir takım görüyor musun hocam?

ERMAN TOROĞLU: Zor.

ŞANSAL BÜYÜKA: İşte eleğin üzerindeki Kayseri.

ERMAN TOROĞLU: Evet, gördük.


************************************************

2-3 dk sonra

ERMAN TOROĞLU: Turkcell Süper Lig’de böyle bir gol yenilir mi ya?

ŞANSAL BÜYÜKA: Golü atana da alkış gönderelim hocam ama bana kızmasınlar birşey söyleyeceğim. Kayserispor’un ahı gitmiş, vahı kalmış!

ERMAN TOROĞLU: Ertuğrul zamanında böyle değildi.

ŞANSAL BÜYÜKA: Kayserispor’un hırsı yok. Zor dikiş tutar bana göre..



21 Ağustos 2009 Cuma

Bize ne sizin şişme kadınınızdan?

Erman Toroğlu ve Hıncal Uluç arasında yıllardır süren polemik devam ediyor. Etsin etmesine de seviye yerlerde. Biri Sabah'ın diğeri Hürriyet'in yazarı. Türkiye'nin 2 büyük gazetesinin yani. Erman Toroğlu içerik olarak haklı olduğu bir yazı yazıyor. Hıncal Uluç'un bir dönem köşesinde yer bile açtığı Ünal Özüak'ın şirketinin yaptığı suni çimleri savunması etik olarak gerçekten de yanlış. Gazeteciler böyle ilişkileri ve içinde menfaat barındıran olaylar için köşelerini kullanmamalılar.


Buraya kadar tamam da şu ulup işini halledemedik.Yahu Erman Toroğlu ve Hıncal Uluç bize ne sizin aranızdaki çekişmeden? Bize ne sizin hangi şişme kadınla neler yaptığınızdan?
Toroğlu her zamanki uslüp bozukluğuyla şöyle diyor: Büyüklüğü değil işlevi önemli. Orta boy, küçük boy, büyük boy farketmez. Suni çimde futbol oynamak şişme kadınla sevişmeye benzer.

Kazma Erman

Hıncal Uluç bir kaç gün geçmeden Kazma Erman başlığıyla bir yanıt yazıyor. Uslüp yine felaket. erman'ın şişme kadınlardan ne kadar iyi anladığından bahsediyor. Bu yazıları 13-14 yaşlarında çocuklar da okuyor, yaşlı başlı insanlar da okuyor. Bu iki yazar telefonda ya da yüzyüze bile söyleyemeyecekleri şeyleri köşelerinde yazıyorlar. Okumayalım diyoruz ama gazetelerin manşetlerini süslüyor. Okumak zorunda kalıyoruz. Hadi Erman Toroğlu uslüp fakiri. Size ne oluyor sayın medya duayeni Hıncal Uluç?

Cahil Yorumcu İstemiyoruz

Fenerbahçe’de bir tuhaflık daha var. Mehmet Topuz ile Bilica’ya tonlarca para veriyorlar. Böylesine önemli bir maçta ikisi de yoklar. Bu tablo üzerine yönetim tonla hikaye anlatabilir. Ama bu da bir gerçek. O zaman Daum’un bunlardan haberi yok muydu? Veya Fenerbahçe’nin paraları bu kadar ucuz mu? Sonra da diyorlar ki “Fenerbahçe’nin borcu bu kadar.” Geçiniz.


Yukarıdaki satirlari yazan Erman Toroğlu. Toroğlu'nun Fenerbahçe ile ne zoru var az çok biliyoruz da bu kadar cahilce ve komik yazılar yazmasını da anlayamıyorum. Bir insan kendini bu kadar komik duruma düşürebilir mi? Bilica kırmızı kart cezalısı olduğu için oynamıyor ve Erman Toroğlu Daum'un bu oyuncuyu neden oynatmadığını soruyor. Aynı Toroğlu sakat olan Mehmet Topuz için de aynı soruyu sormuş...Bu cehalet mi yoksa kasıt mı? Ben yorumumu başlıkta yaptım. Cehalet diyorum çünkü bizi aptal yerine koymadığını düşünmek istiyorum. Çünkü Erman Toroğlu o kadar şatafatla transfer edilen Elano'nun neden oynamadığını sormamıştı hiç. En azından Fenerbahçe konusunda biraz cahil diyelim.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Erman Toroğlu'nun kötü niyetli yorumları

Yıllardır lig tv abonesiyim. Maraton'u da mecburende olsa izliyorum. Pek hoşlandığım söylenemez ama maçları onlar veriyorlar. Maraton'u izlerken onlardan tek beklediğimiz şey tarafsızlıkları. Ancak bu beklentilerimizi bir türlü bulamıyorum.


Fenerbahçe-Sivasspor maçındaki hakem yorumları da maalesef Lig tv hakkındaki olumsuz düşüncelerimizi pekiştirdi. Fenerbahçe'nin attığı gol gerçekten de ofsayttı. Bu konuda hiç ama hiç itirazımız yok. Ancak Fenerbahçe'nin verilmeyen iki de penaltı pozisyonu vardı.

Bunlardan birincisi biraz daha tartışmalıydı. Roberto Carlos topa vuruyor ve Sivassporlular elle karşılıyordu. Penaltı verilebilirdi de verilmeye de bilirdi. Bu pozisyonu göstermelerine rağmen hiç konuşmadılar bile. Oysa karşılaşmada bu pozisyona itiraz etmişti Fenerbahçeli futbolcular ve tribünleri.



İkinci poziyonda ise sol taraftan yapılan bir ortaya Deivid kafayı vurmak üzereyken arkadan kendisini iten Hayrettin'in yaptığı haraket kutuplarda bile penaltı verilecek bir pozisyondu. Ancak geçmiş yıllarda başka takımlar bu poziyonlara maruz kaldığında havaya çıkan oyuncuya en ufak bir temas penaltı değerlendirmesi yapan Toroğlu bu açık penaltıya penaltı demeyerek taraflı ve takımına göre yorum yaptığını göstermiş oldu bize. Şansal Büyüka'da konu Fenerbahçe olunca yine geçiştirdi. Yılların kini sürüyor yani.

Sayın Toroğlu insanları aptal sanmaktan vazgeçin lütfen.