Follow @chemedya
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2010 Cumartesi

Marka Değerini Fenerbahçe mi Düşürüyor?


Şansal Büyüka, Fenerbahçe ile olan kavgasına devam ediyor. Hem de tüm hızıyla. İhalenin ardından gücünü kaybettiğini ve Fenerbahçe'nin bu savaştan galip geldiğini söylemiştim. Değişen birşey yok. Fenerbahçe ağır ve vakur duruşunu sürdürüyor. Şansal Büyüka ve yakın olduğu yorumcular ise tutturmuşlar ligimizin kalitesini biz değil Fenerbahçe'nin balçık sahası düşürüyor diyorlar.

En çokta Rıdvan Dilmen'in bu anti propogandaya alet olması üzücü. Şansal Büyüka ile çok yakın olduğu bilinen Rıdvan Dilmen yorumlarıyla beni şaşırtmaya devam ediyor. Bu kavgadan Fenerbahçe'nin fayda sağlayacağını gören Hıncal Uluç ve kendisine yakın olan medya da son günlerde Galatasaray'ın transferleri üzerinden Fenerbahçe'yi aşağılamayı sürdürüyor. Oysa ligin başında da buna benzer söylemler olmuş, ardından ligde herşeyin farklı olduğu görülmüştü.

Fenerbahçe'nin gerçekten de sahası çamur deryasını andıran bir halde. Kulüp bu sorunu Avrupa'nın dev statlarının çimlerini düzelten Sgl Concept firmasıyla anlaşarak çözmek istiyor. Bu çalışma 10 ay sürecek. Ancak medyanın içinde bulunduğu çaresizlik ve çamur deryasını temizleyecek, düzeltecek bir mucizenin gerçekleşmesi ise imkansız. Baksanıza bir kısmı Şansal Baronlarına, bir kısmı Hıncal kardinallerine tapmayı sürdürüyor. Emir erleri gazeteleri zapt etmiş durumda. Gazete küpürleri güdümlenmiş haberlerle dolu.

Erman Toroğlu öldü badem gözlü oldu. Oysa çok iyi biliyorum ki kendi aralarındaki konuşmalarda çok farklı konuşuyorlar Toroğlu hakkında. Futbolun katillerinden biri olarak bahsediyorlar. Ancak gazete sütunları onların içlerinden geleni değil, söylenmesi gerekenlerin söylendiği yer. Ben de bu blogu o nedenle yapıyorum. Söylenmesi gerekenleri söylemeyenleri deşifre etmek ve söylenmesi gerekenleri söylemek için.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Açıklamada İtiraf Var!


Fenerbahçe Kulübü benim haberlerimi yalanlayacağına çamur atma yolunu seçmiştir. Ben asla futbol menajeri olmadım ve böyle de bir lisansım yoktur. Bir dönem (1 yıl) FIFA kokartlı menajer Bayram Tutumlu ile çalıştım. Ancak Sayın Tutumlu’nun Lüksemburg, Türkiye ve İspanya’da bulunan futbol dışındaki şirketlerinde çalışmışlığım vardır. Bu süre içinde ne bir futbolcu pazarlığı içine girdim ne de Fenerbahçe’ye iddia edildiği gibi futbolcu satışı içinde bulundum.

Kendilerini ispata davet ediyorum. Sayın Tutumlu ile futbol dışındaki işbirliğimin yaklaşık bir yıldır da sona erdiğini ve bu sürede de Tutumlu’yu bir kere olsun görmediğimi Fenerbahçe kulübüne hatırlatmak isterim. Fenerbahçe Kulübü’nün benim Türkiye’deki menajer ortaklarımın kim olduğunu ve hangi futbolcuları pazarladığımı açıklarsa sevinirim.

Ben 14 yıldır Milliyet Gazetesi’nin İspanya muhabiri olarak çalışmaktayım. İspanya’ya yerleşmeden önce de TRT Ankara Dış haberlerde muhabirdim.

Kısacası benim hem Türkiye’deki hem de İspanya’daki tek görevim gazeteciliktir. Başka mesleğimde yoktur. Fenerbahçe Kulübü’nün yapması gereken “Şayet varsa” benim tamamen kayıt altına aldığım röportajlarımı yalanlamaktır. Konuyu saptırarak yıllardır ekmeğini yediğim gazetecilik mesleğime leke sürdürmemelidir.

Saygılarımla

Mehmet Çiftçi


Yukarıda görüldüğü gibi Mehmet Çiftçi kendi ifadesiyle de Bayram Tutumlu ile çalıştığını kabul ediyor. Bundan önce yaptığı tüm haberleri didik didik etmek gerek. Acaba patronunun kaç tane futbolcusunu Türkiye'ye pazarlamak adına yalan ve uydurma haberler yaptı? Kaç haberde patronun isteğiyle manipülasyon yaptı. Aşağıda yazacağım Guiza haberinde çevirme hatası yapmıştı. Yine bir Aurelio röportajında patronu Bayram Tutumlu Aurelio'nun söylediğinden çok farklı şeyleri çevirmiş ve lig tv o açıklamayı yeniden yayınlamak zorunda kalmıştı.

Tabi bir de Bayram Tutumlu'nun Aragones Fenerbahçe'ye gelirken yaptığı açıklama var. Tutumlu Aragones'in yardımcısı Mehmet Çiftçi'yi arayarak Fenerbahçe hakkında bilgi aldığını ifade ediyor. Mesleği menajerlik olan Tutumlu telefonunu yönlendirecek kadar yakın olduğu Mehmet Çiftçi'yi futbol dışında işlerde kullanıyormuş bu açıklamaya göre. Mehmet Çiftçi'nin bu sözlerine herkes istediği uzuvuyla gülebilir.


Aurelio olayıyla beraber Fenerbahçe ile çok ciddi problemler yaşayan Bayram Tutumlu'nun yardımcılığını yapan Çiftçi, Milliyet Gazetesi'ni de yıllardır patronu lehine kullanmaktan kaçınmıyor. Bu arada Fenerbahçe kompleksiniş de göz ardı etmeyelim. Bakın Guiza haberini nasıl çevirmiş:

Büyük takım özlemi! Karşılaşmaların ardından Jerez’de tatilini geçiren İspanyol oyuncu, “Kariyerimde hiç büyük takımda oynamadım. Şimdi büyük bir kulüpte futbol hayatıma devam etmek istiyorum. Bu anlamda Valencia bana uyuyor” ifadesini kullandı, Fenerbahçe’nin kendisini tatmin etmediğini ima etti.


Bu haberde Fenerbahçe'nin büyük takım olmadığı ima edilmiş. Bu haber çarpıtılmış ve yalan ifadelerle doluydu. Ayrıca bir başka Guiza haberinde rakamlar çarpıtılmış ve Fenerbahçe kulübü haberin yalan olduğunu ispatlamış, bir başka Guiza haberinde ise Fenerbahçe'nin Guiza transferini borsaya 14 milyon Euro olarak bildirdiğini ve bu konuda usulsüzlük yaptığını ima etmişti. Oysa Fenerbahçe hiçbir transfer bedelini borsaya bildirmiyordu. Doğal olarak Guiza'nın transferini de bildirmemişti.

2004 yılında ise kendisini Marca muhabiri olarak tanıtıp Alex ile röportaj yaptığını söylemiş ve bu oyuncunun Fenerbahçe'ye gelmek istemediğini söylemişti. Alex Türkiye'ye transfer olduktan sonra böyle bir gazeteciyle hiç konuşmadığını ve sadece kendisini Marca muhabiri olarak tanıyan birinin aradığını ve kendisini reddettiğini belirtmişti. İşte tamamen uydurma olan o haberin linki. Haberi okuyup sonra da Alex'in Fenerbahçe'ye gelişini göz önünde bulundurursanız Mehmet Çiftçi'nin ne denli hayal gücü yüksek bir isim olduğunu görebilirsiniz.

Benim hala aklım almıyor. Milliyet Gazetesi yıllarca Bayram Tutumlu'nun yardımcılığını yapan bu menajer-gazeteciye yıllardır nasıl tahammül ediyor. Bu kara lekeye nasıl izin veriyor? Gerçekten inanamıyorum. Yani Cem Şengül sürekli olarak etikten, gazetecilik ahlakından falan bahsediyor. Bir kez olsun Mehmet Çiftçi'yi de sorgulama gereği duydu mu?


12 Ocak 2010 Salı

Grande Mentira* (Yalanların En Büyüğü)


Mehmet Çiftçi, Milliyet Gazetesi'nin İspanya muhabiri. Yıllardan beri Fenerbahçe aleyhine yaptığı haberlerle sürekli olarak gündemde kalmayı başarmış bir isim. Geçtiğimiz günlerde Roberto Carlos bugün de Edu röportajları ile yeniden gündeme geldi. Ancak röportajın içeriğine baktığımız zaman gazeteciliğin temel kurallarına çok aykırı ve yanlış bilgilerle dolu olduğunu görüyoruz. Ancak iş bununla da bitmiyor. Fenerbahçe'nin bir iddiası var ki yenilir yutulur cinsten değil.

Fenerbahçe yaptığı açıklamada haberdeki bilgi eksikliklerine gönderme yaparken hafızamızdan henüz silinmemiş olan sözleşmeyi askıya alma teklifini de hatırlatıyor ve röportajda yazıldığı gibi Fenerbahçe'nin Edu'nun sözleşmesini durduk yere feshetmediğini anlatıyor. Tüm bu açıklamanın ardından şöyle bir olaya da değiniyor Fenerbahçe kulübü:

Söz konusu haberin sahibi Mehmet Çiftçi'nin, aynı zamanda futbolcu menajeri olduğunu ve çok defalar kulübümüze ortakları aracılığı ile futbolcular önerdiği ancak hiçbir önerisinin kulübümüzce dikkate alınmadığını da hatırlatmak isteriz.

İşte bu iddia araştırılması ve üzerine gidilmesi gerekli olan çok önemli bir husustur. Daha önce blogumda Gökmen Özdemir'i eleştirmiştim bu konuda. Gazetecilerin aynı zamanda futbolcu menajerliği yapmasının hiç etik olmadığını belirtmiştim. Ülkemizde Gökmen Özdemir'in yanı sıra basketbolcuların menajerliğini yapan basketbol spikeri hatta basketbolcu menajerliği yapan basketbol hakemi bile olduğunu duymuştuk ve biliyorduk. Bu kadar garip ilişkilerin ülkesinde bir gazetecinin futbolcu menajerliği yapması çok mu diyebilirsiniz. Ancak bana göre bu çok büyük bir skandaldır.

Eğer Mehmet Çiftçi gerçekten de Fenerbahçe ile bir ticari ilişki içine girmeye çalışmış ve bunda başarılı olamamışsa bu tarz haberler yapması etik midir? Namık Sevik'in ruhunun dolaştığı Milliyet Gazetesi böyle bir olaya nasıl izin verir?

Alex'in daha önce Mehmet Çiftçi'nin kendisi hakkında yaptığı bir haberdeki ifadeleri yalanlamak için kullandığı "grande mentira" yani yalanların en büyüğü ifadesi yazımın başlığı. Mehmet Çiftçi yıllardır devam ettiği etik dışı haberciliğe bakalım daha ne kadar devam edebilecek. Portekizce bilmeden Brezilya basınından alıntı yaptığı ve sürekli yalanlanan haberleri ile daha ne kadar gündemde kalacak?

Bir sözüm de Roberto Carlos'a. Roberto Carlos Fenerbahçe'ye geldiği dönem Mehmet Çiftçi sürekli olarak kendisini karalayacak tarzda haberlere imza atıyordu. Hatta bir haberde Roberto Carlos'un yardıma muhtaç çocuklar için oynadığı maçtan %20 komisyon aldığını söylüyordu. Kendisi hakkında alçaltıcı ve yalan haber yapan Mehmet Çiftçi ile röportaj yapıyorsa eğer Roberto Carlos'u da sorgulamamız gerek. Ki bu röportaja da çok inanasım gelmedi nedense. Adam Brezilya'ya gidip Roberto Carlos ile röportaj yapıyor ve birlikte resim dahi çektirmiyor.

Son olarak şunu da sorayım. Sahi Mehmet Çiftçi Portekizce bilmiyor. Edu ise İspanyolca bilmiyor. Acaba hangi dilde anlaştılar?

11 Ocak 2010 Pazartesi

Fenerbahçeliler Neden Mutsuz? (2)


Ben bir Fenerbahçe taraftarıyım. Hergün gazeteleri okurum, hergün internetten Fenerbahçe haberlerini takip ederim. Fenerbahçe forumlarına girerim. Hep bir ışık ararım. Fenerbahçe benim kaçış noktamdır. Hayat ile aramda tampondur. Ne kadar sorunum olursa olsun unuturum. Fenerbahçe'nin haberlerini okur ve mutlu olmak isterim. Maçlarını izlerim, kötü oynasa bile bir umut ışığı ararım. Kötü yanları beni hiç mi hiç alakadar etmez. Bir taraftar olarak kötü yanları ile ilgilenmem. Dediğim gibi hayatla aramda tampon gibidir. Kaçış noktamdır.

Oysa bir Fenerbahçe taraftarı olarak takımımla ilgili haberleri almak için gazete okumak içimden gelmiyor artık. Olaylara hep negatif açıdan bakan, Fenerbahçe yönetimiyle husumet yaşadığı için sürekli kontr yayınlar yapan bir medya var karşımda. Bazen düşünüyorum. Hiç mi iyi şeyler olmaz? Hiç mi pozitif olaylar yaşanmaz bu kulüpte?

Futbol takımına bakıyorum. Ligde lider, Avrupa'da lider, kupada lider.
Basketbol takımına bakıyorum zirveye oynuyor.
Voleybolda Avrupa'da efsane adayı bir takıma sahip.
Ekonomik olarak güçlü.
Tesisleşme anlamında lider.

Tabloya bakınca herşey olumlu görünüyor ama medyaya yansıyan kısım hep negatif. Fenerbahçeliler mutlu değil.

Örneğin Galatasaray'ı yendikleri akşam Lig Tv'yi açıyorlar. Galibiyetin keyfini yaşamak istiyorlar ancak Erman Toroğlu-Şansal Büyüka ikilisi futbol adına tek kelime bile konuşmuyor. Varsa yoksa olumsuzluklar. 8'de 8 yapıyor takım sürekli pompalanan kötü oyun edebiyatı.

Hakem hatalarından rahatsız oluyor taraftar. Yönetim konuşsun diye baskı yapıyor. O güne kadar aleyhine yapılan hatalara ses çıkarmamış olan medya Fenerbahçe yönetimi konuşunca birden bire hakemlerin bundan etkilendiğini vurguluyor. Oysa daha önce Haldun Üstünel, Adnan Polat, Riijkard, Yıldırım Demirören defalarca hakemler hakkında konuşmuştu. Bu açıklamalardan sadece Aziz Yıldırım'ın ki etik dışı bulunuyor. Her Fenerbahçe galibiyetinden sonra o açıklamaya göndermeler yapılıyor.

Düşünün dün Galatasaray alt lig takımlarından Orduspor ile oynamış. Rakip 4. dakikada 10 kişi kalmış. Maçta doğal olarak 3-0 Galatasaray üstünlüğü ile bitmiş. Fenerbahçe ise Eskişehirspor'u deplasmanda yenmiş. Galatasaray'ı öve öve bitirememiş medyası. Fenerbahçe ise yerin dibine batırılmış. Burada önemli olan şey Fenerbahçe'nin nasıl oynadığı değil. Medyanın Fenerbahçe'ye bakış açısı. Hep kötüye, olumsuza odaklı bir bakış var. Galatasaray medyası ise 10 kişilik Orduspor'a karşı alınan galibiyete methiyeler dizmiş.

Sorun Fenerbahçe'nin kötü oynaması veya Galatasaray'ın iyi oynaması değil. Sorun bakış açısı. Fenerbahçeliler mutsuz çünkü ne keyifle gazeteleri okuyabiliyorlar ne de tv'de spor programlarını izleyebiliyorlar. Galatasaraylılar ise şaşkın. Madem takımları bu kadar muhteşem, madem takımlarında herşey iyi gidiyor. Peki neden her alanda Fenerbahçe'nin gerisindeler? Bu nedenle bu kadar agresifler. Bu nedenle voleybol maçında dahi kaybedince hazmedemiyorlar, futbol maçında mağlup olunca onlarca mazaret üretiyorlar. Çünkü kendilerine dayatılan Galatasaray gerçeği yine dayatılan Fenerbahçe gerçeğine her alanda fark atması lazım. Ama her alanda Fenerbahçe'nin gerisindeler.

5 Ocak 2010 Salı

Ümit Özat Fenerbahçe'den Neden Koptu?


Ümit Özat Fenerbahçe'de takım kaptanlığı yapmış ve futbolunun en tavan noktasına Fenerbahçe kulübünde ulaşmış bir isim. Yıllarca yakından takip ettiğim ve bana sorarsanız Fenerbahçe'de oynamayı ne kişiliğiyle ne de oynadığı futbolla haketmeyen bir oyuncuydu.


Kendime göre nedenlerim vardı bu konuda. Öncelikle dün Halil Üner hakkında söylediğim kendi meslektaşına saygı konusu. Alex hakkında 2. sınıf bir oyuncu nitelemesi yapmak hiç yakışık almamış. Ümit Özat'ın Alex'in Fenerbahçe'ye kazandırdığı maçlardan aldığı primler herhalde bir memurun hayatı boyunca kazanacağı paranın birkaç katıdır. Ümit Özat eski takım arkadaşına saygı gösterip hakkında kötü düşünse bile bunu medyayla paylaşmaması gerekirdi.


Bir gün biri çıkıp Ümit Özat sahada eli belinde dolaşıyordu. Sorumluluktan kaçıyordu sürekli derse Ümit Özat ne diyecek? Bir futbol adamı bu tarz polemiklere girmemeli ve işini yapmalı. Bizde işini yapan değil çok konuşan ön plana çıktığı için Özat'ın bu açıklamaları Türk futbol kültürüne uygun olmuş.


Gelelim başlığın konusuna. Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım'ın geçen sene Yasin'i neden gönderdiğini hatırlayalım. Eski Fenerbahçeli futbolcu Yasin Beşiktaş ile oynanacak kupa maçından önce Tahir Kıran ile yemek yemiş ve bu Fenerbahçe yönetiminin kulağına gelmişti. Maçın kaybedilmesinin ardından Yasin kadro dışı bırakılmamış ancak sezon sonu için ipi çekilmişti.


Ümit Özat, Fenerbahçe'de yerini sağlamlaştırmak için sahadaki futbolundan çok saha dışındaki ilişkilerini kullanmaya çalışmıştı. 2003'teki kötü sezonun ardından takım arkadaşlarını satarcasına camiadan bir çok ismi aramış özel görüşmeler yapmıştı. Bu görüşmelerde takım arkadaşlarını şikayet etmiş ve kendini ön plana çıkartmaya ve camiada kabul görmeye çalışmıştı. O dönem kısmen de olsa bu düşüncede başarılı oldu. İyi de oynasa kötü de oynasa Fenerbahçe'nin eski futbolcuları kendisine yazılarıyla sürekli olarak destek vermişti. Bu ülkede bir oyuncunun iyi mi kötü mü olduğu hakkındaki yargıyı her zaman medya verir. Eğer medya Kazım'ı yemek istiyorsa şu an yaşadığımız süreçte olduğu gibi yer. Eğer Ümit Özat'ı yüceltmek istiyorsa da yüceltir. Taraftarlar her ne kadar sürekli olarak medyaya veryansın etseler de her gün gazete okurlar ve bundan ciddi manada etkilenirler. Ümit Özat bana göre hakettiğinin çok üzerinde bir değer gördü.


Yukarıda bahsettiğim Yasin olayının çok daha üst boyutunu da Ümit Özat yaşadı. Fenerbahçe'de tutanabilmek için her türlü ilişkiyi kuran Ümit Özat mafya lideri Sedat Peker ile de ilişkili sporcuların en üst sırasındaydı. Oğlunun sünnetinde Sedat Peker'den gelen çiçek aslında Aziz Yıldırım'a gönderilmiş bir mesajdı. Yani Ümit Özat benim korumamda olan bir oyuncu mesajı Aziz Yıldırım'a dolaylı yoldan iletilmişti.


Alevi kökenli olan Ümit Özat'ın Mehmet Ağar, Sedat Peker gibi isimlerle fazla derecede içli dışlı olması Alevi dünyasında da yankı bulmuş ve büyük eleştirilere neden olmuştu.


Ümit Özat bugüne kadar oyunu kurallarına göre oynadı. İlişkileri sayesinde Fenerbahçe kaptanlığına kadar yükseldi. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım da o dönem kendisine göre doğru olanı yaptı ve Ümit Özat ile yollarını kibarca ayırdı. Bugün Ümit Özat'ın sürekli olarak Fenerbahçe aleyhine demeç vermesi acaba o günlerin acısını çıkartmak için mi?

26 Aralık 2009 Cumartesi

Fenerbahçeliler Neden Mutlu Değil?


Gün geçmiyor ki spor medyası hayali bir haber uydurmasın. İnsanları açık açık aptal yerine koyuyorlar.

Aykut Kocaman ile Aziz Yıldırım'ın başbaşa yaptığı görüşmede şunlar şunlar konuşuldu diye yapılan bir habere nasıl inanacağız? Başbaşa yapılan bir görüşmeyi yazmak için oraya dinleme cihazı koymanız ya da taraflardan birinin bu görüşmeyi size anlatması gerekir. 1980'li yıllardan kalma gazetecilikle insanları ısrarla aptal yerine koyuyorlar.

İşte yan tarafta bugün bir anket başlattım. Size göre hangi gazetenin spor servisi daha güvenilir diye. Hiçbiri seçeneğini işaretlemiş birçok blog ziyaretçim. Spor medyasına kimse inanmıyor artık!

Örneğin Öcal Uluç bir yazısında şöyle diyor. "Seyrantepe Projesini diline dolayanlar Fenerbahçe'ye devletçe verilen arazileri neden yazamıyorlar? Çünkü işlerinden olma korkuları var."

Peki Öcal Uluç'a bir kişi bile sormaz mı? Sayın Uluç bugüne kadar Fenerbahçe aleyhine haber yaptı diye işinden olan bir tane gazeteci ismi söyler misiniz? Çok fazla değil 1 tane isim söyleyin...

Kardeşi Hıncal Uluç her yazısında korku imparatorluğundan bahsediyor. Haluk Ulusoy'un yıllarca Türk futbolunun çok affedersiniz ama içine etmesine ses çıkarmayanlar Aziz Yıldırım'ın hayali korku imparatorluğundan bahsedebiliyorlar. Peki Hıncal Uluç kim bu Aziz Yıldırım'dan korkupta bazı şeyleri haber yapmayanlar? Bana bir tane örnek gösterebilir misiniz? Gösteremezsiniz. Çünkü siz de Öcal Uluç gibi yalan söylüyorsunuz.

Ama ben size bir tane örnek gösterebilirim. Tahir Kum, Habertürk Gazetesi piyasaya çıkmadan önce Denizlispor-Fenerbahçe maçından önce bazı büyük kulüplerinde karıştığı yazışmalarının belgelerinin elinde olduğunu söylemişti. Türkiye'de büyük olay olacaktı. Şampiyonluğun nasıl el değiştirdiği ispatlanacaktı. Bu belgeleri üstünden aylar geçmesine rağmen yayınlamadı Tahir Kum. Peki Tahir Kum kimden korktu da yayınlamadı? Bir kez olsun bunu da sorabilir misiniz? Bunu sorabilecek ya da bu belgeleri yayınlayabilecek cesur bir gazeteci tanıyor musunuz Uluç kardeşler? Ama dikkat edin Galatasaray'ınızın bir şampiyonluğu elden gidebilir.

Fenerbahçe muhabirleri ayrı bir alem. Herkes bilir ki Fenerbahçe muhabirleri dernek gibidir. Yalan haber yazacakları zaman bile ortak olarak yazarlar. Kendimi bildim bileli; Feridun Niğdelioğlu, Aygün Özipek, Yusuf Kobal, Deniz Derinsu, Sadi Kemal Yaşar, Yalçın Türk gibi isimler Fenerbahçe muhabirliği yapıyorlar. 20 yıldır yalan haber yazıyorlar ve 20 yıldır aynı görevdeler. Bir düşünün bu saydığım isimlerden hangisine inanıyorsunuz? İçlerinden mafya babalarının danışmanlığını bile yapanlar var. Bu isimlere nasıl güvenebiliriz? İşte spor medyası
bu nedenle güvenilir değil. Bir muhabir başarısına göre değil müdürüyle ilişkilerine göre görevini sürdürebiliyor. Yıllarca yalan haber yazarak yerini koruyabiliyor. Bu işin denetimi yok, yaptırımı yok.

İbrahim Seten, Nur Gencer'in Galatasaray'da görevden alınmasına neden olan vize skandalında ismi geçenlerden biri. Yani Seten basketbol federasyonunda çalışırken birkaç kişiyi yurt dışına kaçırmak için sanki milli takım ekibindeymiş gibi imza atmış. Bu adama kimse sormuyor. Biz sana nasıl güvenebiliriz diye. İşte hala yerinde...Hesap soran yok.

Şansal Büyüka, polis tarafından yayınlanan Sedat Peker'le ilişkili spor adamları listesinin en başında yer alıyor. Mahkeme tutanaklarına geçiyor ismi. Sedat Peker'den altın tesbih aldığı biliniyor. Bunu neden yapıyor? Bir spor adamının bir mafya babasıyla ne işi olabilir? Bunu kimse sormuyor. Sorgulamıyor. Lig Tv Sedat Peker ile ilişkisi çok kötü olan Aziz Yıldırım için bir şantaj aracı haline gelmiş durumda. Bu Fenerbahçe'nin aleyhine de kullanılıyor yıllardır. Bir kişi çıkıp Şansal Büyüka'yı eleştiremiyor. Sen neden tarafsız yayın yapmıyorsun diye soramıyor.

Erman Toroğlu köşesinde bir yardımcı hakeme seni bitireceğim diyor. Hadi spor müdürü görmüyor. Bir kişi çıkıpta "sen kimsin arkadaş. Neyi bitiriyorsun." diyemiyor. Herkesin köşesi babasının çiftliği gibi. İstediğini tehdit ediyor, istediğine iftira atabiliyor.

Gökmen Özdemir, Vatan Gazetesinin spor müdür yardımcısı. Hıncal Uluç övünerek O'nun Galatasaray tribünlerinde kombinesi olduğunu ve büyük Galatasaraylı olduğunu anlatıyor. Oysa aynı Hıncal Uluç Fenerbahçeli olan spor müdürlerini yerden yere vuruyor. Fenerbahçe aleyhine yayın yapmaya zorluyor. Vatan Gazetesi neredeyse Fenerbahçe aleyhine yapılan yalan haberlerin ana üssü olmuş durumda. Kimse çıkıpta arkadaşlar bu nedir? Neden bu kadar çok yalan haberler yapıyorsunuz? Fenerbahçe bir tez ortaya attığı zaman bunu çürütmek sizin mi işiniz diyemiyor. Siz gazetecilik yapın diyemiyor. Zaten kimsenin gazetecilik yapmaya da niyeti yok. Pazar akşamı Şansal Büyüka, Pazartesi akşamı da Hıncal Uluç gerekeni söylüyor. Bütün hafta bu iki kişinin başlattığı gündemle devam ediyor.


Ben bu blog'da spor medyasında pisliklerin deşifresini ve bunun kavgasını yapıyorum. Bazı şeyler değişmeli artık. Ben değiştiremem ama ben buradan deşifre edebilirim. Bunun kavgasını verebilirim.

Gelelim yazının başlığına. Spor medyasının belki de en dürüst ve düzgün kalemlerinden, Namık Sevik'in yeğeni Ercan Güven köşesinden sormuş bugün. Fenerbahçeliler neden mutlu değil. Buradan veriyorum işte yanıtını sürekli. Bir kulübün üzerine bu kadar çok gidilirse ve bu kadar kuşatma altında kalırsa taraftarı mutlu olamaz. Galatasaray'ı yendiği hafta oynadığı futbol değil tribünden atılan bir pet şişe, Trabzon'u yendiği hafta oynadığı futbol değil yan hakemin lehine verdiği bir ofsayt konuşulan bir kulübün taraftarı mutlu olamaz. Kendini hep savunma psikolojisi içinde bulur. Çünkü bilir ki kendi takımının hakkı yendiği zaman bunu kimse konuşmayacak. Trabzonspor'un verilmeyen ofsaytından önce Santos'un itilmesi lig tv özetlerinde yer almayacak ve gündeme gelmeyecek, İbrahim Setenler, Feridunlar, Denizler, Emrahlar yalan haberler yapacaklar. Fenerbahçe taraftarı ise Fenerbahçe iyi futbol oynamıyor, oynasın ondan sonra bazı şeylerden şikayet etsin yalanıyla uyutulmaya ve mutsuzlaştırılmaya devam edecek. Nihat Genç'in dediği gibi. Bu ülkede her takımın sadece 2 maçı var. Onlar da sadece Fenerbahçe ile. Maalesef ki medyanın kavgası da hep Fenerbahçe ile.

20 Aralık 2009 Pazar

Trabzonspor: 0 Fenerbahçe :1


Fenerbahçe Trabzon'da kazanarak ligin ilk yarısını lider tamamladı. Sarı lacivertliler bana göre bu sezonun en iyi futbolunu oynadı. Çünkü sezonun en doğru kadrosu sahadaydı. Özer, Mehmet Topuz, Cristian ve Emre'den oluşan bir orta saha kolay kolay geçit vermez. Bu orta sahanın oynadığı her maçta Fenerbahçe büyük ihtimalle kazanır. Daum orta sahayı top kullanamayan 2'li ile (Selçuk-Cristian, Cristian-Deniz, Deniz-Selçuk) oynadığı her maçta ise Fenerbahçe hücumda zorlanır. Daum'un 2 hafta üst üste bunu görememesi entrasandı. Halbuki o bölgeye Mehmet Topuz'u çekebilirdi son iki karşılaşmada.


Maçın başından sonuna oyun Fenerbahçe'nin hakimiyetindeydi. Trabzonspor maça çok istekli başlamasına rağmen oyunun kontrolünü Fenerbahçe'ye bıraktı. Fenerbahçe'nin oyun kontrolünü aldığı maçları kaybetmesi çok zor. Guiza'nın maçın başında direkten dönen topu gol olsa ya da bomboş kaleye topu ağlara gönderebilse maç daha önceden kopabilirdi. Ancak çok istekli olan Guiza, Alex- Gökhan ikilisinin akıl dolu taç organizasyonunda araya çok iyi bir koşu yaparak golü attı. Özer henüz hazır değil. Sol bek Andre Santos ise benim gözüme Roberto Carlos'tan daha güven verici göründü. İkinci devre Fenerbahçe Santos'tan çok daha iyi faydalanacak.

Maçın yan hakemi Hüseyin Fidan ilk yarıda Alanzinho'nun gole gittiği pozisyonu ofsaytla keserek büyük bir hata yaptı. Aynı yan hakem ikinci devrede ise Semih'in elle aldığı topu da göremedi. Maçın başlarında Trabzonsporlu futbolcunun eline çarpan top ise bana göre kesin ve net penaltıydı. Erman Toroğlu nasıl olur da bu pozisyona penaltı demez anlamak mümkün değil. Alex'in sarı kart gördüğü pozisyon ise faül olmayabilir ancak Song'un Alex'e müdahalesi olduğu için sarı kart olmamalıydı.

Trabzonspor ise çok düzensiz ve anlamsız bir futbol oynadı. Şenol Güneş bu takımı biraz zor düzeltecek. Özellikle savunma oyuncuları Cale dışında güven verici değildi. Cale ise benim çok beğendiğim bir oyuncu ve her zaman istikrarını koruyor.

Fenerbahçe bence çok önemli bir eşiği atlattı bu maçla birlikte. Kaybedilen güven yeniden kazanıldı. Ligin 2. devresinde bana göre daha iyi oynayacaklar. 2. devrede ilk 5'teki takımların Galatasaray dışında hepsiyle kendi sahasında oynayacak. Bu nedenle bana göre ligin favorisi Fenerbahçe.

17 Aralık 2009 Perşembe

Fikrinizi Takip Etmelisiniz...



Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım çıkıyor ve "hakemler hakkımızı yiyiyor" diyor. Doğru. Sezon başından beri bu konuda Fenerbahçe taraftarı zaten sıkıntılı ve yönetimin bu konuda konuşmamasından dolayı rahatsız.

Ancak aradan 2 hafta geçiyor bu sözlerin altı doldurulmuyor. Sözlerin altını başta Hıncal Uluç olmak üzere Galatasaray yazarları, durumdan vazife çıkartan spor medyası dolduruyor. Bir kısım Aziz Yıldırım'ın kötü gidiş nedeniyle bu açıklamaları yaptığını söylüyor. Bir kısım aslında Fenerbahçe'nin hakemler tarafından kollandığını söylüyor. Durumdan faydalanmak isteyen Ankaragücü teknik patronu Fikret Yılmaz gibi isimler yenilgilerini bu açıklamalara bağlıyor. Trabzonspor idarecileri ise bu açıklamalardan kendilerine düşecek payı nasıl alırız derdindeler. Hafta boyunca yaptıkları açıklamalarla Trabzonspor-Fenerbahçe maçının hakemini etki altına almaya çalışıyorlar.

Fenerbahçe'nin elinde gayet iyi izlenme oranları olan TV'si var. Bu tv'de her türlü görüntü kullanılabiliyor. Yani sezon başından beri olan bitenlerin görüntüleri mevcut. Fenerbahçe yönetimi bir basın toplantısıyla kendilerine yapılan haksızlıkları kamuoyuna ispat edeceklerine yine sessizliğe bürünüyorlar. Yine ortalığı boş bırakıyorlar. Hıncal Uluç ve ekibi bir yandan, Şansal Büyüka ve ekibi ayrı bir koldan bu boşluğu istedikleri gibi doldurup kamuoyunu etkileyebiliyorlar.

Şu anda kamuoyunda istenilen ortam oluştu. Aziz Yıldırım konuştu diye hakemler Fenerbahçe'yi destekliyorlar! Bakın göreceksiniz Trabzonspor-Fenerbahçe maçında da garip şeyler olacak. Bence artık bunun sorumlusu hakemler, federasyon veya medya değil. Onların zaten niyetlerini biliyoruz. Bu durumun sorumlusu kamuoyunu etkilemeyi bilmeyen, ne zaman konuşup ne zaman susacağı konusunda doğru karar vermeyen ve kafası karışık olan Fenerbahçe yönetimi.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Hıncal Uluç Çizgide miydi?


Fenerbahçe hakkında yazmak, sallamak, uydurmak, senaryo yazmak, hayal kurmak spor medyası için sıradan bir hale gelmiş.

Bakın Hıncal Uluç ne diyor Fenerbahçe- Ankaragücü maçıyla ilgili:

F.BAHÇE-A.Gücü maçı cumartesi günü oynandı. Pazar sabahı 6 büyük gazeteyi okudum, bir tanesinin manşetinde hakemin maçı F.Bahçe’ye hediye ettiği yoktu. Bir tanesinin maç yazısında F.Bahçe’nin ‘kale çizgisini yarım metre geçen topun gol olarak verilmemesi sayesinde kazandığı’ yazılı değildi. Ayrıca her gazetede ortalama 5 gazeteci var maç yorumlayan. Bir tanesi yazısına ‘Aziz Yıldırım, federasyona ve hakemlere giydirdi, “Bunları temizleyeceğim” dedi. Bir gün sonra hakemler F.Bahçe’nin yediği golü göremediler, çalamadılar’ bağlantısı kuramamış. Bu golle A.Gücü küme düşebilir, o avanta 2 puanla F.Bahçe şampiyon olabilir, Şampiyonlar Ligi’ne gidebilir. Sadece maçın skorunu değiştirmedi hakemler. Ligin kaderini değiştirdi.

Yani Hıncal Uluç o topun kalenin içine yarım metre girdiğini görmüş. O kadar emin ki bundan bir de medyayı eleştirmiş. Siz nasıl yarım metre içeri giren golü göremezsiniz.

Türkiye'de spor medyası öyle bir durumda ki popo silmek için kullanılan tuvalet kağıdıyla bilimsel bir top çizgiyi geçip geçmedi tartışması başlatılıyor ve karar veriliyor. TOP ÇİZGİYİ GEÇTİ. Bir de üzerine medyamızın duayeni Hıncal Uluç patlatıyor bombayı. "Ey spor medyası, sen çizgiyi geçen topa gol demişsin ama bunun Aziz Yıldırım'ın demecinden sonra oluşan bir durum olduğunu yazamamışsın."

Peki bu duayenimiz topun çizgiyi geçtiğini görmüşte Fenerbahçe'nin yediği golden önceki kabak gibi faülü görememiş mi? Görmüş görmüşte yazmamış işte. Unutmuş...

O top çizgiyi geçmişte olabilir, geçmemişte olabilir. Bunu bizim bilmemize imkan yok. Ancak Hıncal Uluç'un bu yazıyı yazarken gönderdiği sinyalleri ve amacını az çok bilebiliriz. Hıncal Uluç diyor ki: Hakemler Fenerbahçe'yi yakarsa canları sağolsun, görmeyiz, duymayız, söylemeyiz... Ancak tartışmalı bir pozisyonda Fenerbahçe lehine karar verirlerse eğer yandılar...
Mesaj alınmıştır...


Bir de şu piero olayına kafam takıldı. Ölçüleri tutturamadıkları için ölçememişler topun çizgiyi geçip geçmediğini. Aklıma şu soru geldi:

1989-1990 sezonundaki Fenerbahçe-Beşiktaş maçında Fenerbahçe stadının boyutları da farklıydı, topun boyutları da farklıydı. 20 sene önceki o boyutları tutturup topun çizgiyi geçtiğini hem de kaç santim geçtiğini söyleyebilen Lig TV bugün bunu nasıl yapamadı? Acaba o da mı yalandı? Yoksa bugün ölçtüklerinde istedikleri sonuç çıkmadı mı? Bana bunun yanıtını versinler ben bu blogu kapatayım...


Not: Hıncal Uluç'un bu yazısı hakkında beni uyaran ve bilgilendiren Blog'umun takipçilerinden sevgili Mustafa Halıcı'ya çok teşekkür ederim.


15 Aralık 2009 Salı

Müjde! Fenerbahçe Şike Yaptı



Star Tv koridorlarında neşe içinde dolaşıyorlardı. Bir yandan Galatasaray camiasından tebrik telefonları alıyorlar bir yandan da meslekten eski arkadaşları sürekli arayıp helal olsun diyordu. Serhat Ulueren bir zafer kazanmış edasıyla Fenerbahçe'nin şike yaptığını yakaladığını söylüyordu. Bu hafta bu iş bitti diyordu. Fenerbahçe illetinden kurtulacaklardı.

Cihan Oskay'ı tanımıyorlardı, araştırmamışlardı. Ruh halini bilmiyorlardı. Kimlerle ilişkili olduğunu bilmiyorlardı. Sadece bir Fenerbahçe muhabiri O'nu ayaklarına getirmiş ve sunmuştu. O Fenerbahçe muhabiri yıllardır bazı mafyatik kişilerle iş birliği içindeydi. O mafya liderinin yönlendirmesiyle kanal kanal geziyordu ve tek amaçları vardı Aziz Yıldırım'ı bir şekilde devirmek.

Serhat Ulueren bir habercilik (!) başarısına imza atarak bu insanın not defterine yazdığı şike olaylarını işte belge diye sunuyordu. İletişim fakültelerinde örnek(!) olarak gösterilecek bir habercilik başarısıydı bu. Ancak aptal yerine koydukları insanlar biraz araştırmacı çıkınca Cihan Oskay'ın Fenerbahçe kulübü ile hiç bağının olmadığı, Star Tv'ye gelirken Şansal Büyüka'nın etrafa yeğeni olarak tanıttığı insanın (Ferruh) arabasıyla geldiği, Cihan Oskay'ın ruh sağlığının yerinde olmadığı anlaşıldı. Serhat Ulueren'in gülen yüzü bir anda soldu. Tebrik telefonları gelmez oldu. Bugün Cihan Oskay o dönem hakkında açılan davalar nedeniyle firari durumda. 10 bin dolar karşılığında yaptığı iş kendisine çok daha pahalıya patladı. Arkasında onu yönlendirenler ise keyiflerini sürüyorlar.

Ancak Serhat Ulueren'e de kimse sormadı arkadaş bizde de not defteri olsa içine bazı şeyler doldursak bunu da bir program haline getirecek misin diye? Kendi iş arkadaşlarının bile ses kayıtlarını tutan (Ahmet Çakar), onlara şantajlar yapan Serhat Ulueren bugün o şantaj yaptığı insanlarla yan yana yayınlar yapıyor. İşte size omurgalı Türk Spor Medyası.

Daha önce de Ankaragücü oyuncusu Cafer'in Fenerbahçe ve Galatasaray'dan teşvik primi aldık demesinin sadece Fenerbahçe kısmını alarak yine çok büyük bir habercilik başarısına(!) imza atmıştı. Cafer'in Galatasaray'dan da teşvik primi aldık demesini kulaklarımla duymamış olsaydım eğer ben bile inanacaktım yapılan habere ve yorumlara. Program haftalarca fikr-i takip yaptı ve haftalarca Fenerbahçe'nin teşvik primi verdiği konuşuldu. Galatasaray'ın adı bile anılmadı.

Sonraları büyük Galatasaraylı Serhat Ulueren'in Star Tv'deki işi bitti ve Hakan Şükür'ün ve spor camiasındaki tarikatçıların desteğiyle Kanaltürk'ün başına geçti. Bu arada eşi de Adnan Polat'ın başkan olduğu seramikçiler birliğinin dergisinin genel yayın yönetmenliğini çoktan kapmıştı. Aile saadeti içinde mutlu ve bol paralı bir yaşama yelken açtılar mutlu çiftimiz.

Serhat Ulueren bugünlerde bahis skandalı ile ilgili haberleri kullanırken işi yine Fenerbahçe'nin üzerine yıkıp büyük bir habercilik başarısına daha yelken açıyor. Program boyunca Kazım'ı konuşup yargılamadan infazı basıyorlar. Oysa Serhat Ulueren belki bu haberde de yanılacak ancak tüm bu fiyaskoları üst üste konulunca yılın gazetecisi bile olabilecek. Çünkü Türkiye'de şöhret olmak için, yerini koruyabilmek için doğru habercilik yapman, etik bir yayın yapman gerekmiyor. Türkiye'de arkana bir tarikatı almışsan, bir spor kulübü başkanı da yanındaysa zaten yerin garantidir. Serhat Ulueren gibi sürekli karavana habercilikte yapsanız terfi edersiniz.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Yargılamadan İnfaz...



Medya için Fenerbahçe en önemli rating kaynağı...Fenerbahçe için olumlu yapılan haberler sdece Fenerbahçelilerin ilgisini çekerken olumsuz yapılan haberler tüm takım taraftarlarının ilgisine mazhar oluyor. Yani Fenerbahçe hakkında olumsuz haber yapmak olumlu haberden çok daha fazla rating getiriyor. Bu nedenle zaman zaman belgesiz, zaman zaman da uydurma haberler medyamızın güzide sayfalarını dolduruyor.

Colin Kazım Fenerbahçe'nin uslanmaz çocuğu. Gün geçmesin ki adı herhangi bir olaya karışmasın. Fenerbahçe'nin yenildiği bir maç sonrası bara gitmesi, ertesi sabah ise bir trafik kazasına karışması tüm şimşekleri üzerine çekti.

Ancak tüm bunlar Kazım'ın bahis mafyasıyla iş birliği yaptığı anlamına gelmez. Hele ki oynamadığı bir maçtan dolayı şike ile suçlanmasını hiç gerektirmez. Kazım suçlu ya da suçsuz demiyorum. Bu konuda yorumlarımı gerçekler açıklığa kavuşunca yaparım. Ancak bir futbolcu biraz haşarı bir kişiliğe sahip diye şike yapacak, her türlü pisliğe karışacak diye bir düşünce yanlış değil mi? Önce emin olursunuz. Belgelersiniz. Daha sonra da bunu açık açık yazarsınız.


Fenerbahçe'de disiplinsizlik nedeniyle seks skandalı olduğu iddia ediliyor günlerdir spor medyasında. Sormak isterim spor medyası Ronaldo'nun ya da Cristian Ronaldo'nun bu konulardaki açıklamalarını hiç okumuşlar mı? Ya da futbolcuların cinsel hayatının daha önce de bu şekilde olduğunu bilmiyorlar mıydı? Galatasaray ve Beşiktaşlı oyuncular farklı bir yaşam mı sürüyor? O zaman Galatasaray ve Beşiktaşlılar da mı disiplinsiz? Yoksa bu aslında normal bir olay da hazır Fenerbahçe karışık bir darbe de biz vuralım derdindeler mi?

Sadece bir iddia üzerine yapılan haber spekülatiftir. Ne gazeteciliğin etiğine yakışır ne de insanlık onuruna. Linç kültürünün çok yaygın olduğu ülkemizde Kazım'a uygulanan linçin çok çirkin olduğunu düşünüyorum.

8 Aralık 2009 Salı

Vatan Spor Servisi Bu Panik Neden?


Aziz Yıldırım'ın federasyonu hedef alan açıklamalarının ardından Vatan Gazetesi Spor Servisi yememiş içmemiş kendilerince bir hakem hataları listesi yayınlamışlar.

Fenerbahçe lehine yapılan hatalarda Fenerbahçe aleyhine olanları da kaynatıp güzel bir demogoji yapmışlar. Fenerbahçe lehine 13 hata yapılmış bakın nelermiş:

  1. İki tarafa da hatalı ofsaytlar var. (Fenerbahçe'nin yüzde yüzlük 2 golü kesilmiş) Orta hakem Bülent Yıldırım ise skor 1-0’ken Vederson’un Fatih’i çekmesinde Denizli’nin penaltısını vermedi. Son dakikada Güiza’nın golü gelmese skor tartışılabilirdi.( Keşke şu Guiza'nın kendi yarı sahasından çıkıp gole gittiği pozisyonun ofsaytla kesildiğini de yazsaydınız.Fatih'in kendini yere attığı pozisyona penaltı demişsiniz Guiza'nın kabak gibi kendi alanından çıktığı pozisyona ofsayt verilmesini atlamışsınız. Aşağıdaki resimde yuvarlak içine alınan isim Kazım. Top sağ taraftarki Guiza'ya atılıyor ve hakem ofsayt veriyor!))
  2. Hayrettin’in Deivid’i arkadan itmesinde Mustafa Kamil Abitoğlu’nun ’devam’ kararı tartışılır. (Zaten o penaltının verilmemesini de ancak Erman Toroğlu ve vatan spor servisi tartışırdı) Asıl tartışma yaratan ise Kazım’ın 70’te 1-0’ı sağlayan golünnün ofsayt olmasıydı. Maç orada koptu.(Maç Fenerbahçe'nin verilmeyen penaltısında kopmamış. Ofsayttan attığı golde kopmuş! Roberto Carlos'un vuruşunun elle kesilmesi de atlanmış, Kazım'a verilmeyen penaltı da atlanmış)
  3. SUAT Arslanboğa gergin maçın altından kalkamadı. Kendini iten Emre’ye sarı vermedi. Sonra 8’de Emre’ye ucuz bir sarı gösterdi. Eğer ilkini verse Fener 82 dakika 10 kişi oynayacaktı.(Vatan Spor servisine göre vermediği sarı kart hata ama verdiği ucuz sarı kart hata değil. Bu maçta Diyarbakırsporluların çok sert oyununa ve Suat Arslanboğa'nın en az 4-5 pozisyonda Diyarbakırsporlulara sarı kart verilmeyişi yazılmamış. Bizim arşiv sağlam. Vatan Gazetesi kendini kandırabilir ancak)
  4. F.Bahçe-Manisa (2-1) TOLGA Özkalfa ve yardımcıları tabelayı değiştirdi. Maç 0-0 devam ederken 59’da Bekir, Ergin’i 18 içinde düşürdü. Hem kırmızı hem penaltı gerekiyordu. İkisi de olmadı. Ardından Kemal’e kalkan saçma bayrakla Manisa’nın golü güme gitti. Emre ile kavga eden Eren’i 15 dakika kala atmadı. ( Ama bu maçta Emre'ye kırmızı kart veren hakem Emre'yi tahrik eden ve koşarken dirsek atan Nizammettin'i es geçmesine hiç değinilmemiş. Kemal'e kalkan saçma bayrak dedikleri pozisyonda Kemal top ayaktan çıktığı anda ofsaytta.Nasılsa biz Türküz hafızamız zayıftır değil mi? Ayrıca Simpson'a verilmeyen kırmızı kartta yazılmamış haberde)
  5. Bursa-F.Bahçe (1-2) DENİZ Çoban değil de maçın hakemi Cüneyt Çakır olsa ilk yarıda Yenal’a sert giren ve ardından ’alkış’ yapan Lugano (Lugano hakeme alkış yapmıyor. Hakem kendisine kart göstermeden önce kendini yere attığı için rakibi alkışlıyor sonra kart görüyor. Bir Erman Toroğlu yalanı daha Vatan Spor Servisine malzeme olmuş), hakemi bir dövmedikleri kalan Alex ve Mehmet Topuz kesin atılmıştı. 6 Fenerli sarı gördü ama kırmızıdan yırttı. (Hakemin Fenerbahçelileri verdiği kararlarla nasıl çıldırttığından bahsetmemişler.Normaldir. Adı üzerinde Vatan Gazetesi.Bursasporlu Volkan Şen topu 1 metre dışarıdan çeviriyor. Devam diyor hakem. Şans eseri gol olmuyor)
  6. F.Bahçe-İst.BŞB (1-0) İKİNCİ yarıda 71 ile 74’te Tum’a Alpaslan Dedeş’in kaldırdığı iki hatalı ofsayt bayrağı var. (Yaptıkları matematikte Fenerbahçe'nin lehine olan hatalar aleyhine olanları geçecek ya. Zorlamışlarda zorlamışlar mübarek insanlar. Bu maçta emin olun Fenerbahçe aleyhine hiç hatalı ofsayt kalkmadı! Kazım'a arkadan yapılan harakete verilmeyen penaltı ise hiç önemli değil. Yazmaya bile gerek yok. )
  7. Antalya-F.Bahçe (1-2) MUSTAFA Emre Eyisoy, 1-1’ken 40’ta Sedat’ın gollük atağını hatalı bayrakla kesti. Aynı Eyisoy benzer atakta Semih’in son dakika golünü verince tartışma çıktı. Kaleci Polat’ın 78’de Uğur’a yaptığı bariz penaltı ise güme gitti. (Allah Allah. Fenerbahçe aleyhine hataları vereceğiz derken yine hatlar karışmış. Fenerbahçe aleyhine verilmeyen penaltıyı yazmışlar. Bunların matematik anlayışı bu demek ki. Eşitliği sağlamak için denklemin diğer tarafına geçiriyorlar. Ayrıca bu maçtan sonra ofsayt tartışması falan yaşanmadı)


Bunlar Fenerbahçe lehine(!) hataymış. Güleyim mi ağlayamadım bilemedim.

Bir de Fenerbahçe aleyhine olan hatalara bakalım.

  1. F.Bahçe-G.Birliği (3-0) KUDDUSİ Müftüoğlu’nun tek bombası 74’te gole giden Güiza’yı arkadan çeken İlhan’a 2. sarıdan kırmızıyı göstermemesiydi...( Ne var ki bunda kızacak? Bir kırmızı vermemiş sadece)
  2. F.Bahçe-G.Saray (3-1) MAÇ öncesi yardımcı Tarık Ongun’un başı yarıldı. 10’da Alex’in golünde Carlos ofsayttı. Ancak 53’te Alex’e penaltı yapan Leo Franco’yu Bünyamin Gezer oyundan atmayı unuttu. Yine Kazım’a G.Zan ve Servet’in bir dayak atmadığı kaldı, Gezer faulleri vermedi. (Vederson'un çizgiden çıkardığı ve ağlara giden topta çıkmamıştı. Bunu da ben eklemiş olayım.)
  3. Kayseri-F.Bahçe (1-1) TOLGA Özkalfa, 71’de Carlos’un Cangele’yi çekmesinde tartışmalı bir penaltı verdi. Aziz Yıldırım, haklı olarak son Eskişehir maçında o çekmenin daha ağırlarına penaltı verilmediğini savundu. Skor tartışmalı hale geldi.
  4. Beşiktaş-F.Bahçe (3-0) FIRAT Aydınus maçın 20. dakikasında Gökhan Gönül’e İbrahim Üzülmez’in yaptığı %100 penaltıyı vermedi. F.Bahçe öne geçse skor çok farklı olabilirdi. Sonrasında da 2. yarıda Beşiktaş 3 farka giderken 3. gol ofsayttı.
  5. F.Bahçe-Kasımpaşa (1-3) ŞAHİN’İN 3. golü yarım metre ofsayttı. Fenerliler son dakikada Semih Şentürk’e Barış’ın hareketinin penaltı olduğunu savundu.. (Sadece Fenerbahçeliler savunmadı. Eski hakem hocaları da penaltı ve kırmızı kart dedi -Erman Toroğlu hariç doğal olarak-)
  6. Eskişehir-F.Bahçe (2-1) ADEM Sarı’nın 62’deki golü öncesinde Youla’nın Bilica’ya yaptığı hareket faul tartışması yarattı. Pozisyonda ’faul yok’ diyenler de çok. Ancak Abitoğlu, 12. dakikada Lugano’nun El Saka tarafından çekilmesinde penaltıyı ’es’ geçti, dengeleri bozdu.(Bilica'nın pozisyonuna faul değil diyen çokmuş. Gazetenin spor müdür yardımcısı maçları Ali Sami Yen tribünlerinden izlediği için orada muhtemelen çok kişi faul değildir diyordur. Bu nedenle buradaki "çok" sıfatını gayet iyi anlayabiliyorum -Erman Toroğlu faul değil dedi. Gerçekten de çok şaşırdık- Bunun yanı sıra matematiğiniz tutsun diye bir de Bilica'nın düşürülmesini atlamışsınız)

Öncelikle böyle alaycı bir dil kullandığım için özür dilerim ama bu gazetenin panik halinde bu şekilde saçmalamasıyla alay edilmez de ne yapılır?

Fenerbahçe Yönetimi Yabancı Transferinde Başarısız! (mı)


Abel Xavier, Alioum Saidou, Ali Lukunku, Andres Fleurquin, Cesar Pratez, Christian, Daniel Tözser, Fabio Pinto, Flavio Conceicao, Florin Bratu, Franck Ribery, Felipe , Frank de Boer, Gabriel Sebastian Tamas, Gustavo Victoria, Joao Batista , Jerrson Amur Gonzalez, Haim Revivo, Klodian Duro, Marek Heinz, Muhammed Adama Sarr, Mbo Mpenza, Mario Jardel, Marcio Santos, Ovidiu Petre, Pavel Horvath, Robert Spehar, Richard Kingston, Radu Niculescu, Sergio Almaguer , Sebastian Perez, Cassio Lincoln, Carrusca, Linderoth

Bu isimler son 10 yılda Galatasaray'a gelmiş ve dikiş tutturamamış yabancılar. Ribery'de bu listede var çünkü maalesef ülkemizde 1 sene bile kalamadı. 10 yılda verim alınamayan 32 yabancı gelmiş sarı kırmızılılara.


Andre Santos, Cristhian, Bilica, Josico, Guiza, Maldonado, Vederson, Roberto Carlos , Deivid, Edu, Kezman, Lugano, Appiah, Anelka, Alex, Fabiano, Nobre, Petkov, Tomas, Enke, Van Hooijdonk, Aurelio, Luciano, Rebrov, Beschastnykh, Steviç, Washington, Ortega, Simao, Mirkoviç, Lazetiç, Rapaiç, Revivo, Preko, Oulere, Johnson.

Bunlarda Fenerbahçe'nin 10 yılda getirdiği tüm yabancılar. Toplam 36 yabancı gelmiş. Yani Galatasaray'da ortalama 1 sezon kalmış ve başarısız transfer olarak nitelenebilecek yabancıların sayısı 32'yken Fenerbahçe'nin getirdiği yabancıların toplamı 36. Bu 36 rakamının içinde çok başarılı olanı da var çok başarısız olanı da var.

Kalitelerini ise siz kıyaslayın. Aziz Yıldırım yönetimi transferde başarısızdır, rakipleri ise çok başarılıdır diyenler lütfen bu listeyi iyi incelesin. Sorunun yabancı transferden kaynaklanmadığını emin olun siz de göreceksiniz.

6 Aralık 2009 Pazar

Fenerbahçe Kötü Oynuyor da...


Tamam Fenerbahçe iyi oynamıyor. Ama Fenerbahçe'yi bu sürece gelirken hangi etmenler etkiledi? Bunu tartışmamız gerek mutlaka. Maddeler halinde sıralayacağım.

1- Yönetimin her zamanki gevşek hali: Ya takıma gereğinden fazla güvenirler, ya kendilerine. Fenerbahçe Bursaspor maçından sonra Ali Koç'un kendi futbolcularını hedef gösterir hali ilginçti. Kamuoyuna şirin gözükeceğiz derken futbolcuları yalnız bıraktılar. Ben de Fenerbahçe sporcusu olsaydım "biz mücadele edince yönetim bizi suçluyor. Neden mücadele edelim ki" derdim. Galatasaray maçından sonra ise meydanı tamamen boş bıraktılar. O dönem rakip takım yöneticileri, güdümlü medya mensupları sürekli kamuoyunu oluşturdular. Hakemleri ve kurulları etkilediler. İstedikleri cezaları da verdirdiler. Fenerbahçe yönetimi ortalığı boş bıraktı ve Fenerbahçe ezildikçe ezildi. Koskoca Fenerbahçe kulübünün bu denli başıboş bırakılması affedilmeyecek bir hataydı.

2- Medyadaki Galatasaray egemenliği, Lig Tv Faktörü: Medya Fenerbahçeli yalanı ile perdelenen gerçekleri Fenerbahçelilerin artık anlaması gerek. Medya Fenerbahçeli falan değil. Bu yalanı ortaya atan kişilerin başında Hıncal Uluç geliyor. Ki kendisinin ne derece medyada etkili olduğu, spor müdürlerini, spor yazarlarını atadığını gayet iyi biliyoruz. Mesela Eskişehirspor maçından sonra Hürriyet.com.tr'de Fener'i ezen adam diye bir başlık var. Fener'i ezen adam olarak Adem'i gösteriyorlar. Düşünün ki Fenerbahçeli olan bir medyanın böyle bir başlık atacağını. Aklınız alıyor mu? Milliyet Gazetesinde olan şeyleri ise burada yazmıyorum bile. Orada Fenerbahçeli futbolcularının annelerine edilen küfürler bile komik bir olay gibi başlıklara konulabiliyor.

Gelelim Lig TV'ye. Lig TV'deki yapılanmayı yazdığım yazıların ardından bundan bir kaç yıl önce Aziz Yıldırım beni aradı ve bazı bilgiler istedi. Bildiğim şeyleri söyledim. Yüz yüze görüşmek istedi ancak o dönem Kanal 24'teki işlerimin yoğunluğu nedeniyle gidememiştim. Fenerbahçe yönetimi aslında Lig TV'deki olayın farkında. Orada nasıl bir yapılanma olduğunu, Fenerbahçe'nin orada ne derece yalnız olduğunun farkında. Ancak aradan geçen yıllara rağmen Lig TV'de bu olaylar devam ediyor. Erman Toroğlu hakemler ve federasyon üzerinde etkili bir isim. Ne zaman neyi işaret etse oluyor. Bilica'ya ceza dedi, Emre'ye ceza dedi, Fenerbahçe'ye ceza dedi hepsi gerçekleşti. Bunun farkında olan Erman Toroğlu hakemlere Fenerbahçe'nin sahasında hep cesaretli olmaları telkinini verdi. Fenerbahçe maçlarına gelen hakemler hata yapsalar da Erman Hocalarının yayınlarda bu hatalarını telafi edeceğini biliyorlardı. Yine en yakın olduğu için dünden örnek verelim.

Lugano'nun verilmeyen penaltı pozisyonunda hakemin önü açık. Görmemesine imkan yok. Fenerbahçe lehine bir durum olsa Erman Toroğlu bu durumu hakemin aleyhine kullanırdı muhtemelen. O yüzde yüzlük penaltı pozisyonunda bile birşeyler aradı ve buldu Toroğlu. Bakın Selçuk'ta Eskişehirsporlu futbolcuya dokunmuş dedi. Penaltı dememek için elinden geleni yaptı. Aziz Yıldırım'ın önümüzdeki günlerde kendilerine de çok sert çıkacağını gayet iyi bilen Şansal Büyüka son 2 haftada olduğu gibi bu hafta da işi yumuşatan iyi polis rolündeydi. Aman Erman hocam bu kesin penaltı dedi.

Pozisyonlar devam etti. Bilica'nın düşürüldüğü ve Fenerbahçe'nin gol yediği pozisyona geldik. Tüm Türkiye gördü ki orada rakip oyuncunun ayağının üst kısmı Bilica'ya sert bir şekilde çarpıyor. Futbol oynayanlar bilir ki öyle bir pozisyonda yani ters dönerken rakibin küçük bir hamlesi bile sizi bozar ve düşürür. Bunu Erman Toroğlu'ndan iyi kimse bilemez. Buna rağmen kötü niyetli bir şekilde faul değil dedi.

Onu da geçtik. Maçın son dakikaları. Yine hakemin hemen önünde bir pozisyon. Buz hokeyi izleyen varsa orada oyuncular kavga ederken birbirlerinin formalarını yüzlerine geçirmeye çalışırlar. Eskişehirsporlu Veysel Bilica'nın formasının altından tutmuş ve neredeyse formasını üzerinden çıkartacak şekilde çekiyor. Abartılı bir şekilde yapıyor bunu. Peki Erman Toroğlu ne diyor buna sizce? "Geçiniz, böyle pozisyon çok oluyor"

Peki geçtik. Ama aynı poziyonlara başka takımlar için penaltı dediğiniz onlarca yorum var Sayın Toroğlu. Yarın Fenerbahçe kulübü bunları basın toplantısında ispatlarsa geçiniz diyebilecek misiniz?

3- Futbolcular: Benim en masum gördüğüm onlar. Ne yönetim haklarını savundu, ne medyada hakları verildi. Sürekli aslanların ağzına yem olarak atıldılar. Son olarak Kazım ve Önder'in olayları ise tüm şimşekleri futbolculara doğru çekti. Eğer Fenerbahçe'de oynamak istiyorlarsa kendilerine çeki düzen vermeliler ve mutlaka işlerini iyi yapmalılar.

1 Aralık 2009 Salı

Fenerbahçe Nasıl Tuzağa Düştü?


Fenerbahçe sezona çok iyi başlamıştı. Futbolcular sahada çok iyi futbol sergilemeseler de asla pes etmiyorlar ve rakiplerinin yıldırıcı futboluna meydan okuyorlardı. O dönem medyanın özellikle Galatasaray tendanslı olanları Fenerbahçe'nin çok agresif olduğunu vurguluyorlardı sürekli. Erman Toroğlu başta Emre olmak üzere tüm Fenerbahçeli futbolcuları hedef gösteriyordu. Hatta öyle bir noktaya gelmişti ki bu Fenerbahçe'nin kendi sahasında oynadığı ve çok kötü ve pasif oynayarak kazandığı İstanbul B.Ş.B. maçının ardından bile Erman Toroğlu Emre'nin agresif oynadığını iddia ediyordu. Ki ben kendisiyle aynı maçı izlemiş biri olarak ağzım açık izlemiştim bu yorumunu ve kötü niyetinden emin olmuştum.

Bursaspor-Fenerbahçe maçında rakibin agresif futboluna rağmen Fenerbahçe pes etmeyen ve isyan eden bir hal içindeydi. Bu maçın ardından Fenerbahçeli oyunculara eleştiriler arttı. Ancak bence kırılma noktası o maçın ardından Ali Koç'un söylediği sözlerdi. Ali Koç maç sonrası yaptığı açıklamada takımın neden bu kadar agresif olduğunu anlamadığını ve bunun nedenlerini mutlaka araştıracaklarını söylemişti.

Gelinen nokta Ercan Güven'in bugün yazdığı yazıdan ibaret. Agresif denilen Fenerbahçe ofsayttan yediği gollere, verilmeyen penaltılarına bile isyan edemez halde. Futbolcular agresifliklerini tamamen yitirmiş durumdalar. Yenilgiyi çok kolay kabul ediyorlar. Çünkü biliyorlar ki en küçük isyanlarında başta medya olmak üzere kendi camialarından bile tepki verecekler. Maalesef ki Fenerbahçe treni kaçırdı ve tuzağa düştü. Şimdi düşünsünler neden futbolcuların sezon başındaki gibi mücadele etmediğini.

17 Kasım 2009 Salı

Fenerbahçe Yönetimini Herkes Anlamalı


Spor medyasında renkler hakim, spor kamuoyuna renkler hakim. Kimse doğru yapılan birşeye doğru diyemiyor. Hele ki o yapılan doğru Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım tarafından yapılmışsa görülmezlikten geliniyor.

Fenerbahçe, Beşiktaş tribünlerinde meydana gelen ölüm olayından sonra radikal bir karar almıştı. Tribün gruplarına bilet verilmemesi ve tribünlerle yönetim arasında organik bağın ortadan kaldırılmasını sağlayan bu karar Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım ile taraftarları karşı karşıya getirmişti. Bu nedenle Aziz Yıldırım'ın "R" harfini bile söylememesiyle alay edebilecek kadar kendisine husumet besleyen bir Fenerbahçe taraftar topluluğu oluşmuştu.

O dönemler Fenerbahçe taraftarıyla arasındaki problemlerin artması pahasına yolundan dönmedi ve bugün bu tutumunu taviz vermeden sürdürüyor. Bana göre doğruyu yapıyor. Bunun sonucunda Fenerbahçe taraftarlığının öldüğünü söyleyenler çıktı, çekirdekçi taraftara gün doğduğunu söyleyenler çıktı ama sonuçta Fenerbahçe tribünleri bugün tüm Türkiye'de otokontrolünü en iyi sağlayan tribünler oldu. Son Galatasaray maçındaki gibi olaylar ise organize olmaktan öte münferit olarak devam ediyor. Fenerbahçe bu konuda da radikal bir karar aldı ve olay çıkartan taraftarların arkasında durmaktansa onları tek tek deşifre edip isimlerini emniyete teslim etti.

Ancak Türk spor kamuoyu bu olayı da 1-2 ufak "aferinle" görmezlikten geldi. Onlar hala rövanşist duygularla yazılar yazıyor ve münferit olarak çıkartılan olayları tüm Fenerbahçe camiasına mal etmeye çalışıyorlardı. Galatasaray yönetimi de çıkan olaylardan kendime ne kadar kar çıkartırım anlayışıyla sürekli tahrik edici demeçler verdi. Bu demeçlerden tahrik olanlar tabiki kendi taraftarıydı. Son oynanan basketbol derbisi gösterdi ki Fenerbahçe'ye doğrulttukları silah aslında kendilerine dönüyor.Bugün hala Fenerbahçe yönetimi doğru yolda demekten çekiniyor spor medyası. Çok mu zor doğrunun yanında olabilmek? Bunu Galatasaray yapsa ve tam tersini Fenerbahçe yapsa bugün neler konuşuluyordu?

EPL liginde bir maçta olay çıkmışsa kulüpler cezalandırılmıyor. Münferit olarak olaya karışanlar tespit ediliyor ve çok ağır cezalar alıyorlar. Federasyon ile kulüpler polisle işbirliği yaparak olayları minimuma indirmiş durumdalar. Orada da sorumsuz demeçler veriliyor, orada da hakemler hakkında konuşan menagerler oluyor, orada da tahrikler oluyor. Ancak olay çıkmıyor. Bunun nedeni olay çıkartanların bireysel olarak ağır cezaya çarptırılmaları. Kimse bu cezaları göze alamıyor.

Bu ülkede sporun herhangi bir dalında marka değeri yükseltilmek isteniyorsa Fenerbahçe yönetiminin açtığı yoldan ilerlemek şart. Yok efendim bunu Fenerbahçe yaptı, yok efendim ben Galatasaraylıyım, ben Beşiktaşlıyım Fenerbahçe'nin önderliğini kabul etmem demek önce kendi kulüplerine yaptıkları ihanet olur.

Spor medyası, spor yöneticileri yeni bir yasa ile olay çıkartanların cezasının kulüplerin çekmesini önleyecek yasanın zeminini hazırlamalılar. Fenerbahçe'nin bu konuda yapmaya çalıştığı öncülüğe destek vermeliler. Emin olun bundan hepimiz fayda sağlayacağız. Yok bunu Fenerbahçe yaptı biz halimizden memnunuz diyorlarsa bunu da kendileri bilir. Çünkü bu ülekeye büyük sporcular getirmek istiyorsak, Avrupa kulüpleri ile eşit şartlar olmak istiyorsak önce ülkemiz sporunun değerini yükseltemeyiz. Bu halimizle elimizdeki sponsarları bile spordan uzaklaştıracak gibiyiz.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Stratejiler Değişiyor


Galatasaray Diyarbakırspor'da gerçekten de çok güzel ağırlandı. Çiçeklerle karşılanıp çiçeklerle uğurlandı. Aynı şehirde Fenerbahçe ise iyi karşılanmasına rağmen yıllardır pek iyi uğurlanmıyor. Sahaya atılan kaya parçaları ve çıkan olaylarla tamamlanıyor son yıllarda Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçları. O bölgede değilse bile Diyarbakır'da bir Galatasaray sevgisi cidden üst düzeyde. Adnan Polat bu durumu Galatasaray Türkiye'dir sözleriyle anlamlandırıyor. Adnan Polat'a göre Galatasaray Türkiye'nin takımı ve o nedenle Diyarbakır'da böylesine bir taraftar potansiyeli var.

Ancak durum bu kadar basit mi? Mesela Şanlıurfa'da Fenerbahçe taraftarının çok daha yoğun olduğunu gayet iyi biliyorum. Ya da Mardin'de. Onlar da o bölgenin takımı. Diyarbakır'ın özel bir yanı var. Orada siyaset çok daha yoğun yaşanıyor ve Galatasaray o bölgedeki Kürt liderlerinin takımı. Diyarbakır'a çok yakın olan Şanlıurfa'nın Siverek ilçesi ise Bucak ailesinin Fenerbahçeliliği nedeniyle sarı laciverte donatılmıştır. Bu tarz bölgelerde takım tutmak bile feodal sisteme uygun bir şekilde şekilleniyor.
Aslında değinmek istediğim konu farklı. Adnan Polat, "Galatasaray Türkiye" açıklamasını yaparken Fenerbahçe, Avrupa'nın en değerli futbol markaları arasında ilk 20 arasında açıklandı.

Bu tabloya bakıp aslında kimin nereye doğru gittiğini çok net bir biçimde görebiliriz. Fenerbahçe sessiz ve derinden bir Dünya markası oluyor. Galatasaray ise gözünü Türkiye'ye çevirmiş. Yani 20 yıl önceki stratejiler ters dönmüş durumda. Bir dönemler Fenerbahçe Erol User tarzı yöneticilerle popüler kültürün ve tribünlere oynamak deyiminin tam karşılığı bir tarz ile yönetiliyordu. Bugün ise tribünlerde olay çıkartanları tek tek belirleyip polise teslim edecek kadar doğrunun peşinde bir kulüp var. Galatasaray ise 20 yıl öncesinde batıya açılan pencereyken bugün tribünde amigoluk yapmış olan Haldun Üstünel zihniyetiyle yönetiliyor. Sahadaki fark şu an belirgin olarak ortaya çıkmamışsa da uzun vadede Galatasaray bu işten zararlı çıkacak. Bu yazıda Beşiktaş'a ise hiç değinmedim. Çünkü Yıldırım Demirören'in tek stratejisi kulübü kendine borçlandırıp yerini sağlamlaştırmak.

5 Kasım 2009 Perşembe

6 Ceza 6'sı da Fenerbahçe'ye!


Şekip Mosturoğlu NTVSpor'da katıldığı programda açıkladı. Bugüne kadar tv görüntülerinden 6 ceza verildi ve bu cezaların 6 tanesi de Fenerbahçe'ye verildi. Bu blog'da aylardır savunduğum görüşlerin bir teyidiydi bu görüş. Lig Tv maalesef istediğine ceza aldırıyor istemediğine aldırmıyor.


Geçtiğimiz sezon Galatasaray-Fenerbahçe maçından önce Arda Turan Galatasaray tribünlerini selamladıktan sonra Fenerbahçe tribünlerine dönüp kol haraketi yapıyordu. Bütün yumruk şovları çeken Lig TV'de o görüntü hiç yayınlanmadı. Tesadüf eseri maça giden bir Fenerbahçe taraftarının kameraya çekmesiyle bu olay ortaya çıktı. Ama bu görüntüler biraz geç ortaya çıktığı için Arda'nın ceza almasına yetmedi.

Yine bu sene daha önce de yazdığım gibi Fenerbahçe maçında Galatasaray'ın attığı golden sonra Hakan Balta ve Nonda'nın Fenerbahçe tribünlerine yaptıkları kol haraketleri Lig Tv'nin özetlerinde ve Maraton programında yoktu her nedense. Peki Arda'nın Cristian'ın üzerine yürürken ettiği küfürlerin kesilmesi? Cristian'ın annesine küfür ettiği canlı yayında verilen görüntüde açık açık görülürken ne Maraton'da ne de özetlerde bu küfür yer almadı. Yine geçen sene Emre, Cangele ile girdiği dialogdan dolayı 3 maç ceza almıştı. O maçta kameralar Emre'yi çekerken Cangele'yi bir türlü göstermemişti. Emre'nin Cangele'nin hangi haraketine karşılık o haraketi yaptığını da görememiştik. Amaç Emre'ye ceza aldırmaktı çünkü. Cangele gösterilse o ceza olmayacaktı belki de. Demek ki bu ülkede kimin ceza alacağına Erman Toroğlu, Şansal Büyüka ve Lig TV'nin fanatik prodüktörleri karar veriyor.

Artık bu işi iyice çözdük. Eğer bir pozisyon Fenerbahçe aleyhineyse Lig TV ne yapıyor ne ediyor o görüntüyü buluyor ve cezayı daha pazar akşamı kesiyor. Kaç maç olacağını da Erman Toroğlu söylüyor programda. Eğer Galatasaray aleyhineyse o görüntü her nedense bulunamıyor. Bir anda buharlaşıp uçuyor.

Bana gelen duyumlar Fenerbahçe'nin bu konuda ciddi bir çalışma için olduğunu gösteriyor. Gelecek seneki yayın ihalesi için yabancı bazı şirketlerle görüşüyorlar. Umarım bizi Lig TV işkencesinden kurtarırlar.

29 Ekim 2009 Perşembe

Her Sene Ayrı Mazeret!


Galatasaray tam 10 yıldır Fenerbahçe'ye yeniliyor Kadıköy'de. Bu yenilgiler artık toplum tarafından bile kanıksanır oldu. Genelde derbilere eşit oranlar veren bahis siteleri bile Fenerbahçe'ye düşük oranlar vermeye başladı Kadıköy'deki maçlarda. Ancak bu durumu kabullenemeyen bir Galatasaray camiası var. Bu 10 yıllık yenilgide sahada oynadıkları berbat futbola karşı hep bir mazaret üretmişler. Bende bu 10 yıllık mazaret geçmişini sizin için derledim.
05-06-2001 Fenerbahçe 2-1 Galatasaray
Lucescu Köpürdü
Galatasaray Teknik Direktörü basın toplantısına sahadan topladığı çakmak, pil ve cep telefonlarıyla çıktı. Bunlar savaş ganimetleri diyen Lucescu maç boyu kulübemden çıkamadım. İnsan olduğum için utandım dedi. ( Bu maçtaydım. Ertesi günlerde Galatasaraylılar hakem yüzünden yenildiklerini de söylediler.Maçın hakemi Orhan Erdemir bütün takdir haklarını Galatasaray lehine kullanmıştı oysa. Bu maçtan aklımda kalan bir diğer notta Hagi'nin Fenerbahçe tribünlerine tükürmesiydi.)

02-16-2002 Fenerbahçe 1-0 Galatasaray

Lucescu: Proveke edildik
Lucescu "bu maç hakemin bir takımı nasıl yok ettiğini, nasıl proveke ettiğini gösteren kanıttır. Herkese yazık" dedi. Batista'nın rakibine kafa atmasının affedilmeyecek bir hata olduğunu söyleyen Rumen teknik adam Bülent'in de hakemi alkışlaması yanlıştı diye konuştu. ( Bu maça da gitmiştim. Diğer iki kırmızı kart Emre Aşık ve Hasan Şaş'a çıkmıştı. Emre iki haklı sarı kart görmüş, Hasan Şaş ise Fenerbahçeli Serhat'ın saçını çekerek yere indirmişti. Otoritelerin hepsi bütün kırmızı kartlar doğru demişti. Buna rağmen bu 4 kırmızı kartı çok iyi kullandı Galatasaray ve kamuoyunu her zamanki gibi mağdur edebiyatıyla etkiledi.)


11-06-2002 Fenerbahçe 6-0 Galatasaray

Galatasaray'ın futbol şube sorumlusu Burak Elmas sert açıklamalar yaptı. Fenerbahçe taraftarının yaptığını affetmeyeceğiz ve unutmayacağız. Bizim maçta "I Love You" sözüne anans yaptıran Çulcu dün küfüre kayıtsız kaldı. Atılan bıçakları bile görmedi. ( 6-0 biten maçın ezici skorundan çok Hasan Şaş'a atılan yumurta konuşuldu. Galatasaraylılar bu yenilgiyi asla kabullenemediler ve mazaret ürettiler. Oysa maçın büyük bölümünü Fenerbahçe Ortega'nın atılması nedeniyle 10 kişi oynamıştı.Fatih Altaylı 6-0'lık skoru yazacağına I love You Çulcu başlığını kullandı yazısında. Özellikle Hıncal Uluç çok sert açıklamalar yaptı. Fenerbahçe
tribünlerinde terör olduğunu söyledi. Oysa Ali Sami Yen'de çok daha ağırları oluyor ancak Fenerbahçe orada da kazanıyordu)

02-29-2004 Fenerbahçe 2-1 Galatasaray

Fatih Terim İsyan etti: Galatasaray teknik direktörü Tuncay'ın Prates'e yaptığı haraketin faul olarak değerlendirilmemesine isyan etti. Terim , " yardımcı hakemin ve orta hakemin önünde tartışmasız faul yapılıyor. Devamı yenilen gol. İsmet Arzuman iyi hakemlerden bir tanesi ama orada kontrolü kaçırdı." dedi. Sarı kırmızılı futbolcular Ayhan,Necati ve Sabri maç bitiminde soluğu hakem İsmet Arzuman'ın yanında aldı. Futbolcular İsmet Arzuman'a adeta ateş püskürdüler. ( Bu maça da gitmiştim doğal olarak. Bu maçta Fenerbahçe maçın büyük bölümünde rakibinden çok üstün oynamıştı ve kazanarak şampiyonluğu hemen hemen garantilemişti. Galatasaray'ın tek golü şans eseri olmuş ve karşılaşmanın geri kalanı Fenerbahçe baskısı altında geçmişti. Bu maçın ardından da uzun süre hakemler konuşuldu. Oysa maç boyunca tartışılan faul de dahil olmak üzere sonucu etkileyecek tek bir hata yoktu.)


05-22-2005 Fenerbahçe 1-0 Galatasaray

Bu karşılaşma Fenerbahçe'nin şampiyonluk karşılaşmasıydı. Galatasaray'ın herhangi bir iddiası yoktu maçtan önce. Fenerbahçe'ye beraberlik dahi yetiyordu. Bu nedenle karşılaşma sonrası pek fazla konuşmalar olmadı. Ancak 2004-05 sezonu Galatasaray'ın yeni edebiyatının parçasıydı. "Bizim paramız yok". Bu edebiyatı çok iyi kullandılar
04-22-2006 Fenerbahçe 4-0 Galatasaray

Başkan Yardımcısı Adnan Polat, küfürlü pankart yüzünden Aziz Yıldırım'a yüklendi, "Her şeyin mübah olduğu bir ortamda oynadık. Biz orada misafirdik ama kimse yanımıza bile gelmedi" dedi.
Kazansaydık herhalde bizi öldürürlerdi. Stat hoparlörlerinden ciddi küfürler edildi. Bu iş imam - cemaat meselesidir. İmam küfüre karışmam derse, cemaatin neler yapacağını siz düşünün. Kazanmak için her yolu mübah sayıyorlar. Rüzgâr ekenler fırtına biçeceklerdir" dedi.
( Fenerbahçe'lilerin hatırlamak bile istemedikleri sezon. Bir takımın şampiyonluğu nasıl çalınır o sezon görülmüştü. Bu maçın hakemi Cüneyt Çakır yerden yere vurulmuştu Galatasaraylılar tarafından. Oysa maçta hakemlik hiç birşey yoktu. Fenerbahçe müthiş oynamış hatta 35 pasla bir gol bile atmışlardı. Galatasaraylılar her zamanki gibi başka şeylerin zeminini hazırlamaya çalışıyorlardı. Ve en çokta bu sezon bunu başardılar. Bir yandan fakir edebiyatı , bir yandan hakemleri etkileme çabaları başarıyla sonuç veriyordu)

12-03-2006 Fenerbahçe 2-1 Galata
saray
Sabri hakemin penaltı pozisyonunu net bir şekilde gördüğünü, ama vermediğini öne sürdü. Milli futbolcu, "Bir hafta önce hakemler konusunda yaygara yapılıyordu. Şimdi sonucunu gördük. Bariz şekilde emeklerimizin çalınması bizi isyana sürüklüyor. İlk yarıda yedek kulübesinde kafamıza her şey atıldı, hocamızın kafası yarıldı, küfürler edildi. Bizim stadımızda olduğunda sahamız kapatılmıştı. Bakalım şimdi ne olacak? Adalet istiyoruz" dedi. ( Yine klasik bir Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşması. Yine Fenerbahçe kazanıyor ve yine mazaretler. Bu kez de gündem de hakem ve sahaya atılanlar var. Hiç kimse çıkıp diyemiyor Ali Sami Yen'de de atılıyor ama orada genelde Fenerbahçe kazanıyor. Ancak bu mazaretler hep daha sonraki haftalar için yatırım olarak düşünülüyor. )
08.12.2007 Fenerbahçe 2-0 Galatasaray

İlk kez ve son kez bu karşılaşmadan sonra hiç mazaret üretilmemiş. Çünkü maçta Fenerbahçe o kadar iyi oynadı ki. Hakem Fırat Aydunus maç boyu adeta karşılaşmada fark artmasın diye çabalayıp durmuş. Birbirlerine kafa tokuşturan iki oyuncudan sadece Deivid'i oyundan atmış. Fenerbahçe karşılaşmayı 10 kişi bitirmiş. Buna rağmen üstünlüğünü kaybetmedi ve kaleci Orkun müthiş oynayarak farkı önledi.

09.11.2008 Fenerbahçe 4-1 Galatasaray
Galatasaray Teknik Direktörü Skibbe, derbi maçta hayal kırıklığına uğradıklarını vurgulayarak, bir gollerinin geçerli sayılmadığını savundu.
Alman hoca, çok erken gol bulmalarına rağmen takım olarak topun arkasına geçip iyi savunma yapamadıklarına dikkat çekerek, “Lincoln’ün vuruşuyla filelere giden topun gol olması gerekirdi. Orada faul olduğunu ve tek vuruş olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden sayılmadı” diye konuştu. ( Bu maçtan sonra da hakem tartışıldı. Oysa maç karşılaşmadan önce Galatasaraylılar fark atacağız nidalarıyla gelmişler ancak Fenerbahçe o sezonki belki de tek iyi futbolunu oynayarak belki de eze eze yenmişti Galatasaray'ı. Maçtan sonra Fenerbahçe yine tebrik edilmedi ve yine 40 tane mazaret üretildi.)


Bu sene olanları yazmayacağım bile. Bunlar tesadüf mü diye sormadan da edemeyeceğim. Sahi ya. Her sene mi bir mazaret var? Hiç mi Fenerbahçe sizi hakkıyla yenmedi? Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan ve 2-1 biten bir kupa maçında Ümit Karan Galatasaray gol atınca Ümit Karan Fenerbahçe tribünlerine gelerek kulağını göstermişti. Daha sonra Fenerbahçe golü atınca aynı haraketi Tuncay Galatasaray tribünlerine yapmış ve bütün hafta Tuncay konuşulmuştu. Son karşılaşmada Fenerbahçe tribünlerine Hakan Balta ve Nonda'nın attıkları golden sonraki kol haraketleri de hiç konuşulmadı ve konuşulmayacak. Çünkü iki camia arasında öylesine büyük farklar var ki. Eğer o haraketi Ali Sami Yen'de bir Fenerbahçeli futbolcu yapsaydı kamuoyu baskısıyla( Başta Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu'nun ağır sözleriyle) çoktan disiplin kuruluna sevkedilmişti. Galatasaraylılara önerim biraz hazımlı olmaları.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Hazımsız Lig Tv Hazımsız Toroğlu!


Hazımsızlık diyorum. Şu an ailecek Maraton'u izliyoruz. Herkes hayretler içinde Erman Toroğlu'nu izliyor. Bir insan nasıl bu kadar taraflı nasıl bu kadar kötüye kullanabilir bulunduğu konumu. Fenerbahçe rakibini ezmiş. Şu an saat 00.30'a geliyor ve futbolun "f"'si bile konuşulmadı henüz.

Sezon başında Galatasaray'ı kimse tutamaz, ezer geçer, galaktikos diyen Erman Toroğlu dediklerini yutmak zorunda kalırken Fenerbahçe'nin ezici üstünlüğünü küçümsemek için elinden gelen herşeyi yaptı. Bu yazıyı yazarken inanın hayretler içindeyim. Duyduklarıma inanamıyorum.

Herşeyden önce şunu söyleyeyim Lig Tv ofsayt çizgisindeki hilelerine açık bir şekilde devam ediyor. Savunma oyuncusunun kılı bile önde olsa ofsayt çizgisi oradan çekilir. Galatasaraylı futbolcunun ayağı Carlos'tan önde olmasına rağmen ofsayt çizgisi her nasılsa tam Galatasaraylı futbolcunun ortasından geçiyor. Pozisyon kesin ve kesin ofsayt değil. Hazımsız Lig Tv burada da yapacağını yapmış.

Arda'nın maç başındaki tahrikleri ile ilgili tek bir yorumda bulunmayan, Keita'nın attığı yumruğa normal diyen, Alex'in penaltısına penaltı değil diyen, Nonda'nın kendini atmasına yanlış karar diyen, Lugano'nun Servet tarafından çekilmesine hiç bir şey yok diyen adam bu adam bu ülkenin en çok konuşulan spor adamı oluyorsa medyamızın ne kadar rezil bir durumda olduğunu lütfen ellerimizi başımızın arasına alıp düşünelim.

Bu ülkede senelerdir Ali Sami Yen stadındaki Fenerbahçe maçları inanılmaz olaylara sahne oluyor. Olaysız bir Ali Sami Yen derbisi hatırlamıyorum bile. Bunlara yıllardır sessiz kalan Toroğlu ne oldu da bugün bu kadar rahatsız oldu?

Bu tiyatronun bir diğer aktörü hatta gizli aktörü Şansal Büyüka ise her nasılsa sessiz kalıyor ve kendini gizlemeye çalışıyor. Arda'nın herkesi tahrik ettiği pozisyonda sizde kendi stadınızda bunu yapın diyen Erman Toroğlu açık ve aleni bir şekilde insanları tahrik etmeye çalıştı. Sporda şiddet yasası eğer savcılar tarafından uygulansaydı şu an Digiturk binasının önünde polis bekliyor olurdu herhalde. Bir insan bu kadar rezil olabilir mi? Bir insan bu kadar meydanı boş bulabilir mi?

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz, nasıl bir medyamız var bu gece bir kez daha tanık olduk. Fenerbahçe yönetimini lig tv'yi soyunma odasına sokmadığı için tebrik ediyorum. Eğer soksalardı daha ne tahrikler görecektik kimbilir.