Follow @chemedya
hürriyet gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hürriyet gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2010 Çarşamba

Ben Yazacaktım "O" Yazmış


Ben yazsam bu kadar iyi yazamazdım, bu kadar iyi ifade edemezdim. Harika bir analiz olmuş. Benim blog okuyucularıma tavsiyem size dayatılan sistemin "Fenerasyon" başlıklı içi boş ve amaca yönelik yazılarını okumaktansa Kaan Koç gibi genç düşünen beyinleri okumanız. Kirlenmiş düzende tertemiz ve kimseye göbek bağı olmadan korkusuzca yazabilen, ilah diye yutturulanların temiz bir dille ve hakaret etmeden gerçek yüzlerini açığa vuran Kaan Koç tarzı gençleri en azından okuyarak ödüllendirmeliyiz. Bu kendisi hakkındaki 2. yazım ve ısrarla söylüyorum, Kaan Koç'u okuyun. Medyada güzel şeyler de oluyor. Yazı aşağıda. Yazının linki ise burada.


Geçici şöhretler mezarlığı



İSLAM Çupi, 1 Temmuz 1981’de Tercüman’daki yazısında;

“Gazetelerin spor sayfaları 20 günden beri, ülkesi Avrupa futbolunda otuzunculuğa düşmüş bir Türkiye’de milyonluk futbolcu (!) transfer ilânları ile dolu...” diyor.
Şimdi sene 2010. Usta’nın kalemi oynadığı gün doğan çocuklar bugün 29 yaşında. Dolaşan para birimi Euro... Ve Türkiye, Avrupa (UEFA) sıralamasında 24’üncü. Dünya (FIFA) sıralamasında ise 41’inci.
29 senede, bir para birimi değişmiş. Bir de ara sıra çıkan uluslararası başarı amortileriyle birkaç basamak oynayan sıramız...
Ama asıl değişim başka bir konuda yaşanıyor bugün.
Günümüz futbolcularından hangisi yarına kalacak? Çetrefilli bir soru, yanıtlaması soranı için de zor bir soru. Aklınıza gelen ilk isimleri yazın; Semih, Nihat Kahveci, Servet Çetin, Arda Turan... Biraz iltimas geçip 50 isim saydık diyelim.

Arması solmuş forma

Şimdi onları tüketim toplumunun koca dişlileriyle çarpıp, medya ağlarının yapışkan dokularına bölün. Hala elinizde birkaç isim kalıyorsa, onlardan da spor ruhunu bilmeyen “Prens” kademe sahiplerini çıkartın. “Her yol mübahtır” deyip rakibi yıprattığını sanırken futbolu zedeleyenleri... Prensler, Machiavelli’nin prenslerini... Elinizde ne kalır?
Cevaplayayım; arması solmuş bir forma. Sinyor Bartu’yu, Metin Oktay’ı, Lefter’i, Sanlı Kaptan’ı, Baba Hakkı’yı, Metin’i, Ali’yi, Feyyaz’ı, Rıdvan’ı, Oğuz’u... Hiç iltimas geçmeden sayacağınız birçok efsaneyi arayan bir forma kalıyor geriye. Rengi önemsiz bir forma. Kapı önünde oynarken, kendine bir efsane seçip onun izinden yürüyen ince bacaklı çocukların giymek istediği bir forma...
Ama o çocuklar, 29 yaşına gelince mahalle arasına atıveriyor Lefter’in formasını. Çünkü ağzından çıkan her söz manşet. Çünkü “önemli adamlar” oluyorlar. Bir de insan “para ederse” sormayın. 220’yle yollara düşüyor. Son gaz, istikamet; geçiçi şöhretler mezarlığı.
Oyuncuların suçu ne, dünya böyle de diyebiliriz. Mesela Metin Oktay bugün maça çıkıp, ince bir ofsayttan takımını öne geçirseydi... Sonra akşam “piero”dan yakalasaydık durumu; haksız bir gol!
Sonra ne olurdu? Böyle böyle silinirdi o efsane isimler günümüzde değil mi?
Değil... Onlar çıkıp özür dilerdi mesela. Ya da taraftara hareket çekmek yerine, gidip gönüllerini alırdı. Antrenmanda rakibin marşını duyunca çıldırmayı bırakın, o kişiyle muhabbet eder şakalaşırlardı. Sen misin beni kızdırmak isteyen deyip, bir haylazlık da onlar yapardı. Ama sevgiyle...
Çünkü “onlar” futbola sevdalıydı. Futbolun içindeki her şeye.
“Bunlar” şöhrete...
Biz seyircilere de içi boş ve boynu bükük bir forma kaldı böylece.

15 Eylül 2009 Salı

Bir haber, 2 ayrı yorum. Kötü niyetin resmi!



Gazetecilik bir tür yorumlama sanatıdır. Bir haberi istediğiniz tarzda yorumlarsınız. Bir şeyi yerin dibine de sokabilirsiniz, gereğinden çok fazla da yüceltebilirsiniz. Gazetelerin ve gazetecilerin böyle bir gücü vardır.

Milliyet.com.tr internet sitesini eleştiren bir yazı yazmıştım geçtiğimiz günlerde. Sitenin özellikle spor bölümünün ehil ellerde olmadığını söylemiştim. Milliyet gibi büyük bir gazeteye yakışmadığını da eklemiştim. Alex De Souza'nın dün Lig Tv'ye yaptığı açıklamaları izledik ve bu açıklamalar daha sonra internet sitesine de düştü. Bir soru üzerine Alex 3 yıllık şampiyonluğun kazanılmasının doğal olarak zor olduğunu ancak kendilerinin bunu başaracak güçte olduğunu belirtti.

Daha önce Aziz Yıldırım'ın söylediği şeyleri destekleyecek sözlerdi. Akşam internet sitelerini dolaşırken gözlerime inanamadım. Milliyet'in başlığı aynen şöyleydi: Aziz Yıldırım'ı Çıldırtacak.

Bu başlığı okuduktan sonra acaba ben mi birşey kaçırdım diye baktım haberin içeriğine ve Aziz Yıldırım'ı çıldırtacak tek bir kelime bulamadım. Aksine mutlu edecek şeyler okudum.

Belki ben haber hakkında yanlış düşünmüşümdür dedim diğer gazetelere baktım. Hürriyet Gazetesindeki manşeti gördükten sonra zaten Milliyet Spor Servisi'nin kötü niyeti hakkında fikir sahibi olacaksınız hepiniz. Çünkü Hürriyet Gazetesi'nde bu haber "Başkan doğru söylemiş" diye manşete çıkmış.Lütfen aynı içerikteki bir haber için iki ayrı gazetenin iki ayrı başlığına bakın ve siz yorumlayın.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Hürriyet'ten Laf Oyunu

Bugün Hürriyet'te bir haber: Seyrantepe 12 yıl Şanlıurfa stadı 17 yıl...
Görünüşte insanın Galatasaray'ın stadı bitmediği için acıması gerekiyor. Kamuoyu oluşturmaya çalışan bir haber. Oysa işin aslı hiçte öyle değil. Şanlıurfa'da yapımı yeni tamamlanan stadın yapımına tam 17 yıl önce başlanmış. Oysa Seyrantepe inşaatına başlanalı daha 3 sene bile olmadı. İnsanları aptal yerine koyan bu haberin ısmarlama yapıldığı çok belli. Peki ısmarlama haber yapmak Hürriyet Gazetesine yakışıyor mu?

Hürriyet'in hesabına göre Şanlıurfa'da yapılan stat 30 yıllık olmalı. Çünkü statın sadece yapımı 17 yıl sürmüş. Daha önceden planlandığı süre 30 yılı geçiyor. Seyrantepe porjesinde devletin olanakları sonuna kadar kullanılırken Şanlıurfa'daki statta devletin olanakları her nedense kullanılmıyor. Küçük ödenek eksiklikleri nedeniyle stat yıllardır açılamıyor. Halkın gazetesi(!) Hürriyet ise Şanlıurfa'nın stadı 17 yıldır bitmediği halde bu konuda tek haber bile yapmazken ilk yaptığı haber bunu Seyrantepe'nin bitirilmesi için kamuoyu oluşturmak için oluyor. Tabi biz de yiyiyoruz.

21 Ağustos 2009 Cuma

Bize ne sizin şişme kadınınızdan?

Erman Toroğlu ve Hıncal Uluç arasında yıllardır süren polemik devam ediyor. Etsin etmesine de seviye yerlerde. Biri Sabah'ın diğeri Hürriyet'in yazarı. Türkiye'nin 2 büyük gazetesinin yani. Erman Toroğlu içerik olarak haklı olduğu bir yazı yazıyor. Hıncal Uluç'un bir dönem köşesinde yer bile açtığı Ünal Özüak'ın şirketinin yaptığı suni çimleri savunması etik olarak gerçekten de yanlış. Gazeteciler böyle ilişkileri ve içinde menfaat barındıran olaylar için köşelerini kullanmamalılar.


Buraya kadar tamam da şu ulup işini halledemedik.Yahu Erman Toroğlu ve Hıncal Uluç bize ne sizin aranızdaki çekişmeden? Bize ne sizin hangi şişme kadınla neler yaptığınızdan?
Toroğlu her zamanki uslüp bozukluğuyla şöyle diyor: Büyüklüğü değil işlevi önemli. Orta boy, küçük boy, büyük boy farketmez. Suni çimde futbol oynamak şişme kadınla sevişmeye benzer.

Kazma Erman

Hıncal Uluç bir kaç gün geçmeden Kazma Erman başlığıyla bir yanıt yazıyor. Uslüp yine felaket. erman'ın şişme kadınlardan ne kadar iyi anladığından bahsediyor. Bu yazıları 13-14 yaşlarında çocuklar da okuyor, yaşlı başlı insanlar da okuyor. Bu iki yazar telefonda ya da yüzyüze bile söyleyemeyecekleri şeyleri köşelerinde yazıyorlar. Okumayalım diyoruz ama gazetelerin manşetlerini süslüyor. Okumak zorunda kalıyoruz. Hadi Erman Toroğlu uslüp fakiri. Size ne oluyor sayın medya duayeni Hıncal Uluç?