Follow @chemedya

24 Kasım 2009 Salı

Tarık Kendini Nasıl Bitirdi?


Tarık Daşgün. Gençlerbirliği'nde oynarken kendisi hayranlıkla izlerdim. Mükemmel bir orta saha oyuncusuydu. Tekniği, şutları o dönem futbolunun çok üzerindeydi. Acun Ilıcalı'nın Türkiye'nin Yıldızlarını izlerken O'nu da hatırlamak fırsatı bulduk. Final maçında attığı harika vole golü O'nun büyük yeteneğini bize bir kez daha anımsattı.

1997 yılında Fanatik Gazetesi'nde Fenerbahçe muhabiri olarak mesleğe başlamıştım. Tarık'ı da o dönem tanıma fırsatı buldum. Bir sohbetimizde Fenerbahçe'de daha çıktığı ilk maçta Oğuz Çetin'in yanına yaklaşarak küfürlü ve tehditkar bir tutumla ayağına gelen bütün topları kendisine atmasını "emrettiğini" söylemişti. O dönem futbolunda takım kaptanı kulüp başkanı kadar etkiliydi. Tarık bu olaydan sonra özgüvenini ne kadar yitirmiştir bilemem ama Fenerbahçe dönemini özel hayatı nedeniyle kötü bitirdiğini çok iyi biliyorum.

Gerçekten de çok yetenekliydi. Ancak özel hayatında da bir o kadar yeteneksizdi. Çevresindeki yanlış insanlar, gece hayatı derken Fenerbahçe'den koptu ve 3.liglere kadar düştü. Sonunda bir doping kontrolü sırasında esrar içtiğinin tespit edilmesiyle 2 yıl ceza alarak futbol hayatını noktaladı.( Kerem Gönlüm'e çok daha ağır bir madde kullanmasına rağmen 1 yıl ceza verenlerin kulakları çınlasın)

Tarık Fenerbahçe'de oynarken cinsel bir hastalık olan bel soğukluğuna yakalanacak kadar özel hayatında düzensizdi. O dönem Erenköy'de Feyyaz Uçar ile birlikte oynadığı halı saha maçında izlemiş ve orada bile ayakta duramadığını, çok güçsüz olduğunu görüp çok şaşırmıştım. Fenerbahçe gibi çok ciddi antrenörlerin çalıştığı bir kulübün bir oyuncusu nasıl bu kadar güçsüz kalabilirdi?

Tarık, Ankara'nın varoşlarında büyümüş, Fenerbahçe tutkunu bir gençken birden bire İstanbul'un gece hayatının vazgeçilmesi olmuş, belediye otobüsüne binerken beyaz BMW hayalini gerçekleştirmiş, bu sistemin kurban ettiği gençlerden biriydi. Eğer O altyapıdayken gerekli eğitimi alabilse, profesyonel yaşamın gerekleri iyi anlatılsa belki bugün Tarık'ın dramını değil bize yaşattığı heyecanları konuşuyor olurduk.



Fenerbahçe'ye o dönemin transfer rekoru olan 123 milyar gibi bir parayla transfer olması hiç unutulmadı. Oynadığı futbolla değil Televolelerdeki eski aşklarına sitemleri, peşine düştüğü mankenlerle görüntüleri ile hatırlandı. Bu gece onu izlerken Gençlerbirliği'nde oynadığı o muhteşem oyunu hatırladım ve O'nun biz Fenerbahçelilere borcu olduğunu düşündüm. Gerçekten de o yeteneğini bize sergileyemediği için Tarık'ın bize hala borcu vardı. Bu geceki harika volesiyle o borcu ödediğini varsayalım. Umarım Hacettepe alt yapısında yetiştirdiği gençlere kendi yaşamını anlatır ve özel yaşamıyla değilse bile yetenek kısmıyla yeni Tarık Daşgünler yetiştirir.

3 yorum:

Arkhe dedi ki...

2-3 sene önce son gördüğümde Teşvikiye'de İTÜ Otoparkının oradaki ara sokakta esrar içiyordu..

todor dedi ki...

80-90 ların futbolcu tipiydi. Anadolu da zor geçen çocukluklarının ardından yetenekleriyle İstanbul takımlarına oradan da gece hayatına transfer olup maximum bir sene oynayıp yok olan yüzlerce futbolcudan biriydi. Neyseki gençler artık bilinçlendi de eskisi kadar yetenek heba olmuyor.

bky dedi ki...

96 trabzon maçı...attığı o yalancı depar ve peşine taktığı trabzonlu defans oyuncusu,onun boşalltığı yerden sisin içine yapılan bir orta...hatırladığım en güzel anın yardımcı aktörlerindendir.